İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Doğru metot, doğru model ve minarenin başında doğru muallim...

2020-09-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Vaktiyle büyük bir krallık, devasa bir yarışma tertip etmeye karar verir. Bu bir çini yarışmasıdır. Yarışma için dünyanın en yetenekli çini sanatçıları davet edilir. Yarışma günlerce sürecektir. Duyurular yapılır, hazırlıklar tamamlanır. Yarışma günü gelip çatar. İzleyiciler, yarışmacılar yerlerini alır ve yarışma başlar. Her bir çini ustası  kendine verilen üç duvara hünerlerini nakşetmeye başlar. İşleri zor ve yorucudur haliyle. Yarışmanın ilk günü geride kalır. Yavaş yavaş ilk desenler de ortaya çıkmaya başlar. Diğer gün işi hızlandırır ustalar. Çünkü vakit kısıtlıdır,  verilen üç duvarın da tamamlanması gerekmektedir. Her usta, harıl harıl çalışırken, içlerinden biri, diğer iki duvarı iki kat kâğıtla kaplar ve  tüm yoğunluğunu bir duvara verir. Öyle derin, öyle muazzam desenler işler ki, bu harikulade desenler şimdiden izleyenler de müthiş bir etki bırakır. Fakat izleyenler şaşkındır. Vakit kısıtlıdır ve bu şekilde titizlik, incelik , derinlikle işlenen desenler için zaman yetmeyecektir. Acaba usta bunun farkında değil midir? Diğer üç duvarı da vaktinde bitirme çabasında olan her çini ustası, kendilerince daha basit desenler seçmiş ve artık son duvara neredeyse gelmişlerdir. Muazzam işçiliği ve şaheser desenleriyle herkesi hayran bırakan usta ise, henüz bir duvarı bitirmek üzeredir. Derken tüm izleyenleri şaşkına çevirecek bir şey olur; tek duvara yoğunlaşan usta duvarını bitirir, kendinden emin ve vakur adımlarla diğer iki duvara yönelir, kapladığı kağıtların üst katını el çabukluğu hareketlerle sıyırır. Altta aynalı kâğıttan bir kat kalır. Oda ne? Muazzam bir şekilde işlenen tek duvarın tüm desenlerin yansıması, birdenbire diğer iki duvarda da çıkar. Tüm odada ustanın muazzam nakışları vardır artık.  Herkes hayranlıkla alkışlar...  Ortaya çıkan sonuç ortadadır. En güzel metot ve en güzel model kazanır! Tıpkı hikayede olduğu gibi, her hangi bir alanda, bilgi- beceri- tecrübenin önemli olduğu kadar, metot/ yöntem, strateji ve modelin de önemi oldukça çoktur. Hatta metot ve model konusunda yanlışlık var ise, o işten  doğru sonuç da beklenmemelidir. Hele bu, eğitim alanıysa... Malum yıllarca eğitim konusunda uygulanan yanlış metot ve tercih edilen yanlış veya nakıs modeller bunun en büyük ispatıdır. Eğitim bir toplumun bilgi, beceri, zaman ve olaylar karşısında yargılarını ve buna göre şekillenen eylemlerini birebir etkiler. Yine toplumların karakteristik  ve ahlâkî yapısını, yeni nesillerin aktif yaşam içindeki duruşunu ve bakış açısını ve misyonunu şekillendirir. Şu söylenebilir; günümüz toplumlarının ilmi, ahlâkî, siyasi, içtimai vb. alanlardaki durum  değerlendirmelerinden yola çıkarak, şimdiye değin nasıl bir eğitim sisteminden geçtiklerini anlamak mümkündür. Zira toplumsal eğrilikler, eğitim konusundaki eğriliklerin olası sonuçlarıdır. Albert Einstein şöyle der;  ‘Bir ülkenin geleceği, o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.’ Dünün geleceği, bugündür. Bugünün ahvalini şekillendiren, dünün eğitim metotları ve modelleridir. Yarın, bugünün geleceğidir. Yarınların ne olacağı bugünün eğitim metot ve modellerine bağlıdır. Günümüz insanını eğitim perspektifinden değerlendirecek olursak, geçmişteki uygulanan metot ve seçilen modellere muhakkak bakmamız gerekecektir. Ülkemizi baz alarak yaklaşık bir asırlık eğitim geçmişimize baktığımızda karşımıza bakın neler çıkıyor... Tanzimat döneminde eğitim konusunda özellikle İngiltere ve Fransa’ya meyilli bir strateji izlendiğini söylemek mümkün. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ise Batı’ya olan bu meyil ve teslimiyet devam ediyor. 27 Aralık 1947’de Amerika ile imzalanan “Fulbright Antlaşması” ile oluşturulan eğitim komisyonu, 70 senedir Türk eğitim sistemini dolaylı veya direk olarak şekillendiriyor. En acısı ise Türkiye’nin Amerika’ya olan borçlarına karşılık Amerika’nın gelecek nesilleri eğitim yoluyla şekillendirmesine müsaade ediliyor. Sağcısı da solcusu da buna razı oluyor. Derin Milli Eğitim Bakanlığı gibi hareket eden Fulbright komisyonunu yeri geliyor  ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi üstleniyor. Metot ve model ABD' nin tekelinde esir ediliyor yıllarca. Müfredata,  basılan eserlere, İmam Hatip Okullarına bile müdahale ediliyor. Günümüzde MEB tarafından şu an için böyle bir anlaşmanın geçerli olmadığı arada söylenmişse de, yokluğunun ispatı henüz ortada yok. Etkileri bir şekilde devam ediyor. Bunun yanı sıra, 2016’da ABD'de Obama'nın desteğiyle başlayan bilim ve teknoloji ağırlıklı STEM metodunun, MEB'e bağlı okullarda da uygulanacağı haberleri düşmüştü haber sitelerine. ‘’Türkiye'nin 2023 hedefleri için eğitimin niteliğini artırmayı amaçlayan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bu kez müfredatı değil öğretme metodunu değiştirecek. ABD, Finlandiya ve gelişmiş ülkelerde uygulanan STEM modeli ile öğrenciler, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiği aynı anda öğrenecek.’’ Şeklinde beyanatlar da peşi sıra gelmişti. Böylece bir şekilde Batı çıkışlı metot ve modeller eğitim sistemimizi ve böylece insanımızı şekillendirmeye devam etti. Tabi halâ güncelliğini koruyan ‘ETCEP' ( Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) projesini özellikle zikretmek gerekiyor. Geçmişte borçlarına karşılık bir ülkelerin eğitim sistemini esir alan ABD'nin yerine, bu sefer sahneyi ülke eğitimini ipotek altına alan modern tefeci Avrupa Birliği aldı 2014’te. Projeyi finanse etti kayda değer bir servet döküverdi çocuklarımızın ayakları altına(!) Çünkü o ayaklar böylece onların yollarında yürüyecekti. Kaz gelen yerden tavuk esirgenir miydi? İnkâr edilse de, halâ uygulanıyor. İzlerini aşikâr bir şekilde hissettiriyor. Tüm bunların yanı sıra, halâ batı çıkışlı birçok metot ve model özel veya devlete bağlı kurumlarda işlevselliğini koruyor. Bazılarını zikretmiş olalım: Montessori: Maria Montessori İtalya’nın ilk kadın tıp doktoruydu. 1896-1907’de zekâ engelli çocuklarla çalıştı. 1907’de Roma’da fakir bir semtte çocuklar için açılan bir okulun başına geçti. Buraya “Çocuklar Evi” adını verdi. Okulda zihin engelli çocuklarla çalışırken geliştirdiği eğitsel görüşlerini uyguladı ve başarılı oldu. Montessori Metodu adlı kitabı 1912’de İngilizceye çevrilince görüşleri dünyaya yayıldı. Çocukların faaliyet yaparak daha iyi öğreneceğine inanıyordu. Okul ortamını çocukların fiziki gelişimine göre düzenledi. Çocuk aktif olmalı, sorumluluk almalı, öğretmen ona rehberlik etmeliydi. Waldrof: Modeli Almanya’da Rudolf Steiner geliştirdi. İlk Waldrof okulu 1919’da bir sigara fabrikasında çalışan işçilerin çocukları için açıldı. Steiner, çocukların bir bütün olarak, her bakımdan gelişmesini istiyordu. Waldrof okullarında eğitim oyun temellidir. İnsanın doğuştan iyi olduğu kabul edilir. Eğitimin amacı insanda var olan iyiyi ortaya çıkarmaktır. Reggio Emilia: İtalya’da Reggio Emilia kasabasında ortaya çıktı. İkinci Dünya Savaşı’nın 1945’te sona ermesinden sonra psikolog Loris Malaguzzi ve kasabadaki ebeveynler tarafından geliştirildi. Bir okul öncesi eğitim hareketidir. Yaklaşımın esası eğitim kasabanın ihtiyaçlarına göre proje-temelli olarak tasarlamaktır. Çocuklar ilgi duydukları alanlarda proje yaparak öğrenmelidir.( Alıntı) Yazımızın bu kısmında şöyle bir izah yerinde olacaktır; hakikat ve hakikate hizmet edecek her metot, model müminin yitik hazinesi gibidir. Elbette Batı , Doğu ayrımı yapmaksızın insanlığın hayrına olacak her usulü ve yöntemi, hakkın süzgecinden geçirerek kullanabiliriz.  Nebevi strateji bunu gerektirir. Ancak bilhassa söz konusu eğitim olunca, büsbütün gözü kapalı bir şekilde, ayıklamadan, sorgulamadan, daha güzelini aramadan kendini Batıya teslim etmek, tam bir esarettir. Ülke için de böyledir. Yerli otomobil, uçak, doğalgaz vs. vs. derken, eğitim konusunda halâ esaret altında olmamız ne büyük tezat. Maalesef yarınların sahipleri eğitim konusunda metot ve modelleri şekillendirenler olacaktır. Bugün toplumun ve yeni neslin ahlâkî olarak, akademik olarak vaziyeti ortadadır. Eğitim ve öğretimin bereketsizliği tüm toplumda çürük meyvelerini her fırsatta önümüze dökmektedir. Ayrıca Batı'nın  insani olarak geldiği durum da ortadadır. Kendi eğitim metotlarının toplumlarını getirdiği nokta bellidir. Tabiri caizse ‘kelin ilacı olsa, önce kendi kafasına dökecektir.’ Hal böyle iken kendi hazinelerimize neden sahip çıkmıyoruz? Tarihe adını yazdırmış, Biruni, Farabi, İbni Sina gibilerin metot ve modellerinden halâ neden faydalanamıyoruz? Nice seçkin eğitim kurumunda halâ Amerikan pedagojisi  okuttuklarını söyleyen akademisyenler, aslında bir gerçeğin de altını çiziyorlar; eğitimde halâ, Batı eğitim sosyolojisi ve psikolojisi kıstas alınıyor. Maalesef metot ve modellerimiz için de vaziyet böyle... Oysa acilen eğitim konusunda, Nebevi eğitim metotlarına ve modellerine yüzümüzü dönmeliyiz. Eğitim konusundaki tüm marazi durumlara Asrı Saadet eğitim metodu muazzam bir reçetedir. Suffa modeli muazzam bir ilaçtır. 23 yılda insanlığa örnek olacak bir medeniyetin inşası nasıl olmuştur? Hangi ilkeler, yöntemler kullanılmıştır? Cehaletten körelmiş bir toplum, insanlığa ahlâk, fazilet, erdem konusunda medeniyetin kapılarını nasıl açmıştır? Tüm bunlar incelenmeli ve hakkaniyetle görülmelidir. Şu an Batı' dan hayranlıkla aldığımız bazı modellerin Nebevi metot yanında, denizin yanında su birikintisi misali olduğunu belki o zaman fark ederiz. Ancak son olarak şunu eklemek gerekiyor; Nebevi Metot ve Kutlu Nebi'nin (s.a.v) ortaya koyduğu modeller kadar, bilhassa kendisinin örnekliği ve modelliği oldukça önemlidir. Burada Üstadın geçmişte yaptığı, ancak önemine binaen güncelliğini koruduğuna inandığımız bir tespitini de eklersek meseleye açıklık getireceğimize inanıyoruz.  ‘‘Şu zamanın dindar bir muallimine, eski zamanın velîleri nazarı ile bakıyorum. Çünkü eski zamanda dinî terbiye ebeveyne verilmişti, bu zamanda o vazife muallimlere verilmiş. Muallimin iyisi çok iyi, fenası da çok fena. Çünkü masum çocuklar muallimlerine çok dikkat ederler, âdeta mıknatıs gibi hocalarından ne görürse, iyiyi de, fenayı da çekerler. Muallimin iyisi minare başında, kötüsü kuyu dibindedir. Muallimler için ortası yoktur, ya âlay-ı illiyyînde veya esfel-i sâfilîndedirler.’’ İşte Eğitim sisteminin ve insanımızın ihtiyacı olanlar; doğru metot, doğru model ve elbette doğru muallim... Rabbimiz neslimizi bunlardan mahrum bırakmaya çalışanlara fırsat vermesin!
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS