İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

DOĞRU EĞİTİM, İSLAM’LA OLUR

2022-09-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bütün dinler ve felsefi bir görüşten beslenen ideolojiler nihayetinde bir medeniyet kurma iddiası taşırlar. Bütün medeniyetlerin hayata, insana, topluma, ekonomiye ve ilişkilere dair planları, önermeleri ve iddiaları vardır. Medeniyetler bu iddialarını eğitim vasıtasıyla kişilere ve toplumlara taşır. Ardından belirlenmiş bir müfredat ve pedagojik usuller göz önünde bulundurularak, bireysel ve toplumsal dönüşüm gerçekleştirilmeye çalışılır. Böylece hedeflenen toplum mühendisliği eğitim vasıtasıyla gerçekleştirilmiş olur. Platon’dan Spencer’e, Karl Marx’tan John Locke’e, Aziz Thomas’tan Descartes, Hegel, Kant, Durkheim ve John Dewey’e kadar bütün filozoflar arzuladıkları iyi ve güzel toplum modeline ulaşmak için en etkili araç olarak eğitimi görmüşlerdir. Aynı şekilde Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi semavi dinler de eğitim aracılığıyla kişilikleri ve toplumları dönüştürmeye çalışmışlardır. Kendi medeniyet tecrübemizi incelediğimizde, temel iddia ve önermelerimizi aynı şekilde topluma taşıdığımız görülecektir. Hz. Cebrail tarafından Efendimize getirilen ilahi buyruklar, İslam davetinin daha başlarında kurulan Darü’l Erkam’da muhataplara iletiliyor; orada eğitilen ve dönüştürülen Müslümanlar aracılığı ile de topluma yayılıyordu. Risalet ve eğitim eş zamanlı olarak başlamıştır. Müslümanlar Medine’ye hicret eder etmez Daru’l Erkam’la başlayan eğitim, Suffe denilen ve aynı zamanda ilk İslami üniversite olma özelliğini taşıyan yerde devam etti. İslam orada toplumsallaşmaya başladı. Geleceğin tohumları atıldı. Öncü, lider ve daveti taşıyıcı kadrolar yetiştirildi. Mekke ve Medine’de atılan tohumlar o kadar hızlı meyve vermeye başladı ki sadece üç çeyrek asır da İslam fiilen dünyanın yarısına, İslam’ın sesi ise dünyanın tamamına ulaşmıştı. 8. yüzyıla gelindiğinde bir benzeri görülmemiş atılımlar ve iştiyaklarla dünyanın bütün birikimi, Müslüman dünyanın kalbi olan Bağdat’a akmaya başladı. 8. yüzyılın sonlarına doğru Bağdat’ta kurulan ve “Hikmet Evi” anlamına gelen “Beytü’l Hikme” kuruldu. Dünyaya ilim, irfan ve hikmet buradan yayılmaya başlandı. İslam’ın temel önermeleri ve iddiaları bu eğitim kurumu ile yayılıyor ve dünyada karşılık buluyordu.
  1. yüzyılda Mısır’da kurulan “Ezher Üniversitesi” ile eğitim daha da ileri boyutlara ulaştı. O dönemde İslam medeniyeti dünyanın yarısında hâkimiyet kurmuştu. İslam’ın medeniyet iddiası, Selçuklular aracılığı ile merkezi Bağdat olan ve İslam dünyasının kilit yerlerinde de açılan “Nizamiye medreseleri” ile güçlü bir şekilde yoluna devam etti. İlhanlı ve Osmanlı devletlerine de ruh ve ilham veren bu medreseler ile Müslümanlar olarak yüzyıllarca bizi biz yapan iddialarımızı sürdürdük.
Bugüne geldiğimizde ise durumumuz ortadadır. Son bir asırdır eğitim sistemimiz medeniyetimizin temel iddialarını, önermelerini ve planlarını taşımıyor. Batı karşısında alınan yenilgiler psikolojik çözülmeye sebebiyet verdi. Bunun sonucu olarak Batı’dan gördükleri ne varsa direkt taklit etmeye ve onlara benzemeye başladılar.  Bu taklit ve benzeme ilişkisini sosyolojinin kurucusu İbn Haldun, Mukaddime isimli ünlü eserinde “Mağlup milletler galip milletleri her bakımdan taklit ederler” diyerek açıklamıştır. İbn-i Haldun’un işaret ettiği bu süreç, özetle aşağıdaki sıra ile gerçekleşir:
  • Mağlup olanlar, öncelikle galip olanın baskısını üzerinde hisseder.
  • Bu, zamanla mağlup olanlarda bir rehavete yol açar. Bu rehavet, kendi içinde çözülmelere götürür.
  • Yabancı kültürün etkisinde kalmış taraftarlar kendi kültür ve medeniyetinin simgesel değeri olan bazı öğeleri değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışarak iç direnci kırar.
  • Zamanla toplumsal tabana yayılacak şekilde yabancı kültüre öykünme ve taklit başlar.
  • Nihayetinde mağlup milletler, galip milletler karşısında erir ve zamanla yok olur.
Toplum olarak İbn Haldun’un “mağlup olanlar galip olanları taklit eder” sosyolojik tespitinin sondan bir önceki safhasını tecrübe ediyoruz. Genelde İslam coğrafyasında özelde Türkiye’de yaşadıklarımızın boyutunu kavrayabilmek için eğitim sistemimize bakmak yeterli olacaktır. Batı medeniyeti; kutsal olanla irtibatı olmayan, ruhsuz ve mekanik bir insan tasavvuruna sahiptir. Bireyselciliği ve narsizmi besleyen, insanı tanrılaştıran ve insanlık tecrübesini reddeden bir anlayışın üzerine kuruludur. Bugün batı medeniyetinin temellerinden beslenerek oluşturulan kurum ve kuruluşlarla toplumlar tasarlanıyor. Batı medeniyetini var eden, ama bizi yok edecek olan düşünce ve yaşam modelleri tepeden inmeci bir anlayışla topluma giydirilmeye çalışıldı. Kendi kimliğinden, özünden ve geleneklerinden kopuk nesiller inşa edildi/ediliyor. Mevcut eğitim sistemimiz, kendi medeniyet tecrübesini göz ardı ederek yola çıktı. Toplumun geçmişi, tasavvuru, aidiyetleri ve medeniyet birikimi göz ardı edildi. ‘Halka rağmen halk için’ anlayışıyla hareket edilerek galip olan her yönden taklit edilmeye başlandı. Kutsalla ilişkisini sıfırlayan, sadece kendi hazzını önemseyen, akademik başarıyı her şeyin üzerinde tutan, ruhsuz ve mekanik ezberlerle yola devam eden milyonlarca genç yetiştirildi. Geldiğimiz noktada ne Batı’nın temel iddiaları tam kavrayıp uyguladı ne de kendi medeniyet birikimimize ve köklerimize sadık kalabildik. Batı’nın ancak çer çöpü alındı. Sloganik ve kuru ezberlerden öteye gidilemedi.  İçimizdeki “gönüllü köleler”, kendilerinin de içini dolduramadıkları kavramları papağanlar gibi tekrar ettirerek ömürler ve nesiller tükettiler. Büyük bir hayranlıkla izlenen Batı medeniyetinin kendi kendine bile yetemediğini görmek gerekiyor. En mükemmel halinin yaşandığı Avrupa toplumlarının hali ortadadır. Hayata, insana, topluma ve ekonomiye dair ortaya attığı bütün iddiaları ve önermeleri çökmüştür. Esasen Batı, hiçbir zaman gerçek manada bir şeyler ortaya koyamamıştır. İnsanlığa felaket, acı ve gözyaşından başka bir şeyler verebilmiş değildir. Batı’nın sağdan soldan çaldığı ve emperyalist saldırılarla elde ettiği sözüm ona refah seviyesinin ve teknik anlamdaki ilerlemelerinin temelinde milyonlarca insanın kanı ve emeği var. Yaşadıkları ve asla aşamayacakları krizi kendi aydınları da defaatle dile getiriyorken bizim hala oradan beslenerek gençliğimizi yani geleceğimizi şekillendirme çabamız, acınası bir haldir. Başkalarının iddiaları ve önermeleriyle yola çıkmak tam anlamıyla bir intihardır. Kendi yetiştirmek istediğimiz nesillere ihanettir. Geleceği yok etmektir. Bir medeniyet ve insanlık olarak tamamen yok olmak istemiyorsak, elimizde hiç kimsede olmayan büyük bir cevherin farkında olmalıyız. Bireysel bazda bir şeyler yapmak elbette kıymetlidir. Ama bunu belirlenmiş müfredatlar ve pedagojik usullerle kitlesel olarak uygulamadıkça kaçınılmaz sona giderek daha çok yaklaşırız. Yaşadığımız bu ahlaksızlık, ruhsuzluk ve kişiliksizlik krizinden yine İslam’a dönerek oradan beslenerek çıkabiliriz. Bu topraklar, yüzlerce yıldır İslam medeniyetinin temel iddialarının ana taşıyıcılarından olmuştur. Dünyada ve ahirette saadete erişebilmenin formüllerini köklerinde taşıyan İslam medeniyetini yeniden eğitim vasıtasıyla kişiliklere ve topluma yaymalıyız. İslam’ın kurucu kavramlarından beslenerek, geçmiş medeniyet birikiminden yüz çevirmeden ama geçmişe de hapsolmadan geleceği yeniden inşa etmeliyiz.    
Said Özdemir

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS