Kâinattaki varlıkların bir kısmı cansız iken, başta insan olduğu halde bir kısmı da canlıdır. İhya etmek ise, canlı türünden olan varlıklara hayat vermektir. Bu terim hakiki manada sadece Allah hakkında kullanılır. Çünkü her canlıya canlılık veren sadece Zatı ile “hayy” olan Allah`u Teâlâ’dır. Ama mecazi manada insanlar hakkında da kullanılabilir.
Tecdid de yine Arapça bir kelime olup yenilenme, bir şeye yeni bir şekil verme, yeniden güçlendirip sağlamlaştırma anlamlarına gelir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin sünneti terk edilip bidatler yayılınca insanlara yeniden dinlerini öğretip bu bidatleri bertaraf etmeye çalışan, İslam’ı yeniden yorumlayıp sağlam temeller üzerine oturtan ve dağılan ümmetin birliğini yeniden sağlayıp Müslümanlar arasında umumi vahdet, güç ve hareket birliği kazandıran kişiye, kişilere veya harekete Müceddid denir.
Allah (c.c), zaman zaman insanlara doğru yolu göstermek için ihtiyaç nisbetinde peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin ilki atamız Âdem aleyhisselam, sonuncusu efendimiz Muhammed aleyhisselamdır. Ondan sonra artık peygamber gelmeyecektir. “Muhammed adamlarınızdan herhangi birisinin babası değildir. O, sadece Allah`ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzâb, 10).
Bu itibarla diğer ümmetlerde olduğu gibi bu ümmet arasında da zamanla bir takım bidatler, hurafeler baş gösterebilir; bunun neticesinde Müslümanlar dinin özünden ve peygamberimizin sünnetinden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknolojiyle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar ve bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğar.
Dolayısıyla toplumda ortaya çıkan bidatlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere bir çözüm bulabilecek ve Müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere, âlimlere ve hareketlere ihtiyaç duyulur. Zira peygamberlik müessesesi sona erdiğinden ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceğinden bu görev Peygamberimizin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. İşte bu âlimlere dini literatürde "Müceddid" denilmektedir.
Bununla alakalı peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dini işleri yenileyecek bir Müceddid gönderecektir" (Ebu Davud)
Hadisin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Resulüllah’ın temiz soyundan olacağı da bildirilmiştir. Ayrıca gelecek müceddidin bir değil, birkaç olacağını söyleyenler de vardır. Hatta ümmetin salahı için birlikte hareket eden bir hareket de olabilir.
İmam Suyuti Tecdid hadisesi hakkında bir eser yazmış ve gelip geçen Müceddidleri gösteren manzum cedveller nakletmiştir. Bu cümleden o zamana kadar gelip geçen müceddidlerden bazılarını şöyle saymıştır: Ömer b. Abdülaziz, İmam Şafii, İmam Ebul-Hasan el-Eş’ari, Ahmed İsferani İmam Gazali, Fahreddin Razi, Takyuddin b. Dakikul-Iyd. Kimilerine göre İmam Suyuti, kendisini de bunlardan olmasını ümit etmiştir.
Tabi ki o dönemden sonra –Üstad Bediüzzaman gibi- birçok Müceddid gelmiş ve bundan sonra da gelmesi muhtemeldir. Ancak Müceddid ile reformistleri birbirinden ayırmak gerekir. Dinde reform yapmak isteyenler. Müceddidle ilgili bu hadisin kapsamına girmez. Nitekim gelmiş geçmiş bunca ulema içinden bir tanesi bile bu hadisi dinde reform manasına almamıştır.
O halde, Müceddid ile Müteceddidi yani reformisti birbirine karıştırmamak gerekir. Zira aralarında büyük fark vardır. Müteceddid, yenilik taraftarı olan, İslam ile cahiliye (bugünkü anlamıyla pozitivizm, materyalizm)`nin uzlaştırılmasından yeni bir sentez ortaya çıkaran ve ümmeti cahiliye rengine boyamaya çalışan kimsedir. Bunların gayesi dini Tecdid etmek değil, onu yeniye, cahiliyeye uydurmadır. Müceddid ise; İslâm`ı cahiliyenin bütün unsurlarından temizleyen sonra da mümkün olduğu kadar onu katışıksız olarak, olduğu gibi hayata iade eden demektir. Müceddid, cahiliye ile anlaşmak ve uzlaşmaktan uzak olur ve ne kadar önemsiz olursa olsun cahiliyenin hiç bir izinin İslâm`ın herhangi bir kısmına yerleşmesine sabredemez.
Müceddidle peygamber arasında fark vardır. Peygamber; Allah tarafından açıkça emir almıştır. Kendisine vahiy gelir, peygamberlik davasıyla işe başlar ve insanları kendisine davet eder; iman veya küfür onun davasını kabul etmeye veya etmemeye bağlıdır.
Müceddid böyle değildir. O, Allah, tarafından memur olsa bile teşriî olmayan, bir din ve düzen getirmekle ilgisi bulunmayan bir emirle memur olabilir. Çok defa kendisi Müceddid olduğunu fark etmez, ancak kendisi vefat ettikten sonra fark edilir.
Bir Müceddidde bulunması gereken vasıfları şöyle özetleyebiliriz: Berrak bir zihin, keskin bir görüş, dosdoğru bir düşünce, ifratla tefrit arasındaki vasat (orta) yolu bulma, buna riayet etmeye ait kudret, asırlar boyu yerleşip kökleşmiş kanaatlerin ve yeni durumların tesiri altında kalmaktan sıyrılmış tefekkür gücü, doğru yoldan sapıtmış olan zamanının gidişiyle mücadele cesareti, yeniden kurmak ve içtihat etmek için gerekli olan ve Allah tarafından bağışlanmış bulunan liderlik ve önderlik kabiliyeti... Ayrıca müceddidin İslam esaslarını gönlünün derinliklerinden kabul etmiş ve kendi görüş, anlayış ve duyuşu içinde gerçekten inanmış olması, en küçük işlerde bile İslâm ile cahiliyenin farkını bilmesi, asırların topladığı çıkmazlar yığını altından hakkı, gerçeği gün yüzüne çıkarmasının bilincinde ve azminde olmalıdır.
İmam Suyuti gibi birçok âlimin belirttiği üzere Tecdid hareketinin çeşitli şubeleri vardır:
a) Her şeyden önce Müceddid şahsiyetin, içinde yaşadığı muhite ait hastalıkları doğru teşhis etmesi gerekir. Bunun yolu; zamanın durumunu her bakımdan dikkatle gözden geçirerek cemiyete cahiliyenin yerleştiği noktaları, tesir derecesini, bunların topluma yayılma yollarını anlaması, etkilerinin hayatın hangi noktalarına kadar vardığını, hali hazırda gerçek Müslümanlığın yerinin ne olduğunu görmesidir.
b) Müceddid, topluma yönelik ıslah çareleri bulmalı; yani cemiyet üzerinde cahiliyenin galebesini yok edip İslâm`ın sosyal hayata girme imkânını hazırlamalı ve pratiğini oluşturmalıdır.
c) Müceddid, kendisini deneyip imtihan ederek; yapabileceği işin sınırını çizmeli; güç ve kuvvetini ölçtükten sonra büyük işlere girişmelidir.
d)Müceddidin, fikri ve nazari bir inkılap meydana getirmek için çalışması; yani insanların düşüncesini, inançlarını, duygularını, ahlaki görüş ve düşüncelerinin yönünü İslâm`a uygun bir hale getirmesi, eğitim ve öğretim sistemini ıslah etmesi, İslami ilim ve sanatları ihya etmesi... Özetle yeniden saf İslami ruh ve düşüncesini diriltmesi, onun en temel yapacakları işlerdir.
e) Müceddid, ameli ıslah hareketini ele almalı, cahiliyeye ait adet ve gelenekleri iptal etmeli, cahiliye gelenekleriyle kirletilmiş İslam ahlakını temizleyip yükseltmeli, İslami manada lider olacak kişileri yetiştirmelidir.
f) Müceddidin, dinin genel hükümlerini ve temel gayelerini bilmesi, kendi asrındaki teknik ilerleme ve medenî gelişme şekillerinin yön ve durumlarını iyi anlaması gerekir. Önceki nesillerden miras kalan eski medeniyet tablosunda yapabileceği tadil ve değişim için bir yol izleyip metod bulması, bunu yaparken İslam dininin selameti için ruh ve gayelerinin gerçekleşmesini temin etmesi, gerçek medeni ilerlemede İslam`ın cihanşümul önderliğine imkân vermesi gerekir.
g) İslam`ın kökünü kazımak ve çökertmek için ayaklanan ideolojik siyasi hareketlerle mücadele etmek ve onların gücünü kırarak İslâm`ın kalkınması ve dirilmesine yol açmak da müceddidin görevleri arasındadır.
h) İslam düzenini ihya edip yeniden yaşanır hale getirmek için cahiliyet taraftarlarının elinden idari otoriteyi alarak onu peygamberin ve Hulefa-i Raşidinin yürüttükleri düzene uygun hale yaklaştırmak ve İslam’ın ana tabiatına uygun cihanşümul bir inkılap meydana getirmeye çalışmak da müceddidin görevidir.
Kısaca Müceddid, yalnız bir memlekette veya sadece Müslümanların yaşadığı ülkelerde İslam nizamını yerleştirmekle kalmayıp, İslam`ın ıslah ve inkılap davetini yeryüzündeki bütün insanlara yayılmasını temin edecek kuvvetli bir hareket meydana getirmelidir. Rabbim o günü yakın eylesin ve şu ıstırap çekmekte olan ümmetin sancılarının dinmesi için bizlere bir Müceddid-i Kâmil bağışlasın. Âmin!
Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Mart 2014 (114. Sayı)
Mehmet Şenlik