İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Değer odaklı yaşam

2019-10-17
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Modernizm insani olarak her alanda tahribatını sürdürmeye devam ederken teknolojinin ivme kazanmasıyla bizdeki olan insani değerler insani olmayan değerlere yerini bırakarak insanlık tarihinin en büyük ahlaki ve insani yozlaşmasıyla hiçbir devirde olmadığı kadar karşı karşıya kalmıştır. Teknoloji, sanayi devriminden sonra milenyum çağı ile birlikte (2000) hayatın her alanında kendini umulandan daha çok hissettirmeye başladı. Önce çağrı cihazları ile sonra telefon ve tabletlerle hayatımıza giren teknoloji en çok da milenyum neslinin kişiliğini insani olmayan değerlerle donattı ki çocuklarımızı madde bağımlılığı tedavisi yerine sosyal medya bağımlılığı tedavisi için psikiyatr ve psikologlara götürüyoruz. Ve birçoğumuz bu sosyal medya bağımlılığının tehlikesinin farkında olmadığımız gibi bir ve üç yaşındaki çocuklarımız ağladığında, yemeklerini yemediğinde hemen telefon ve tabletleri ellerine tutuşturarak onları kontrolsüz sosyal medya tehlikesi ile baş başa bırakarak kendi ellerimizle çocuklarımızı sosyal hayattan uzaklaştırmış oluyoruz. Bizler birer ebeveyn olarak gençlerimizin gelişmesine nasıl yardımcı olabiliriz? Gelişimsel bakış açısına göre yetişkinlere özgü bir terapötik model kullanmak pek mantıklı değildir. Bu biraz tohumun nasıl güçlü ve sağlıklı bir ağaca dönüştüğünü anlamak için tamamen büyümüş bir ağacı incelemeye benzemektedir. Böyle bir yaklaşım her şeyden önce olumlu bir büyümeye götüren bir biyolojik ve çevresel şartları anlama imkânını kısıtlamaktadır. Gelişmeyi artırabiliriz, ruhsuzlaşan bir dolu gencin yaşadığı bir dünya ile yetinmek zorunda değiliz. Dünyayı daha iyi bir hale getirmek anne ve babalar olarak bizim elimizde… Mesela gençler daha da emniyetli olduğu gibi bilişsel kontrol gerçekleşmezse bir o kadar da emniyetsizler. Gençlerin yetişkinlerle aynı tarzda değerlere sahip olduklarını kabul etmiyoruz. Bunun yerine onların yetişkinliğe giden yol değerlerini keşfettiklerini ve kendi değerlerini oluşturduklarını varsayıyoruz. Onlar düşüncelerin ve duyguların ayrıca bir insan olmanın ne demek olduğunu öğrenmek aşamasındadırlar. İnsanlar için en etkili öğrenme yöntemlerinden biri de bir şeyleri denemektir. Dolayısıyla bir sürü yeni şey denemeleri gerekir. Ve bu yeni şeyler arasında risk almak yeni benlikler denemek ve yetişkinlerin koydukları sınırları yoklamak yer alabilir. Genç bireyler çoğu zaman içsel yaşantılarının yoğun baskısı altında kalarak davranış bağlamında fazla çeşitlilik sergileyemezler. Buna bir de anne baba baskısı eklenince bu baskı genç ergenleri pres gibi ezip geçiyor. Mesela yaşadığı kaygı karşısında tek bir tepki, sosyal geri çekilme tepkisi verebilen bir çocuk düşünün… Yaşadığı kaygı onu okuldaki sosyal faaliyetlere, futbol takımına katılmaktan, ders dışı faaliyetlere dahil olmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, okul basketbol takımına katılmaktan alıkoyuyor gibi görünmektedir. Odasından hemen hiç çıkmaz… Çocuklara bu durumdan çıkıp kurtulabilmeleri için içsel yaşantısından farklı tepkiler vermeyi öğreterek başlanır. Kaygıyı fark etmek ve ona karşılık vermek yerine kendi haline bırakmayı öğretir. Sonrasında KGT-D kaşif süreçleri aracılığıyla genç bireye sistematik bir şekilde davranışsal çeşitliliği artırmayı gösterir. Çocuk odasından çıkması ve somut çevre ile irtibat kurması için teşvik edilir. Doğal pekiştireçlerle çocuğun davranışlarını biçimlendirmek mümkündür. Belli bir ders dışı aktiviteyi sevdiğini ve sınıftaki başka birinin aynı şeye ilgi duyduğunu keşfedebilir, zaman geçtikçe davranışlarını kısıtlamaksızın sosyal kaygı eşliğinde yaşamayı öğrenir. Çeşitlilik kendisine faydalı olan davranışları öğretir. (Seçilim) ve güçlü yönlerini geliştirerek büyür.(Kalıcılık) İŞLEVSEL BAĞLAMCILIK İşlevsel bağlamcılık davranışın içinde bulunduğu bağlam dahilinde nasıl bir işlevi olduğunu değerlendirmek amacını güden bir felsefi duruştur. Burada –davranış- bir insanın yaptığı her şeyi ifade eder. Açık, gözlemlenebilir davranışların yanı sıra, düşünceler, duygular, hisler ve hatıralar gibi örtük davranışlar da bunun içerisindedir. “Bağlam ifadesi davranış düzenleyici tesir oluşturan değişken olaylar silsilesine atıfta bulunur. Örnek saat öğlen olduğunu gösterir ve bu da öğle yemeğini yeme isteğini doğurur. Bu saatin yeme davranışını doğuran bağlam olduğunu söylemek mümkün. Ne var ki, şayet saat on ikiyi vurur ve kimse onu görmez ya da duymazsa, yemek davranışı için bağlam olma olgusu ortadan kalkar. Bağlamsalcı bir bakış açısı ile, işlevsel olmayan bir davranışın neden pekiştirildiği tespit edilir ve genç bireyin bu pekiştirmeyi yönlendireceği daha işlevsel bir yön bulmasına yardımcı olabilir. EDİMSEL DAVRANIŞ İLKELERİ Edimsel ilkeler insanların hayvan davranışlarını incelemesinde yaygın bir şekil kullanan analitik araçtır. Edimsel teoriye göre pekiştirilen davranışlar tekrar edilen ve güç kazanan (seçilip, muhafaza edilen) davranışlarken cezaya tabi davranışlar tekrar edilmeye ve güç kaybeden (seçilmeyen) niteliktedir. Edimsel ilkeler pekiştirme, cezalandırma, taklit ve modelleme yoluyla çocuklarda nasıl yeni davranışlar biçimlendirebileceğimizin anlaşılmasında asli rol oynar. Edimsel ilkelere dayanan müdahaleler sınıflarda ve aile ortamında kullanılır ve çocuklar için geliştirilmiş az sayıdaki etkili tedavilerde karşımıza çıkar. İLİŞKİSEL ÇERÇEVE KURAMI İlişkisel çerçeve kuramı insanın dili ve sembolik düşünmesine odaklanmakta… Bu ilkeler duygularımıza, benlik algımıza ve fiziksel çevremizdeki uyaranlara karşı verdiğimiz tepkilerin sözel davranış tarafından nasıl dönüştürdüğünü açıklamaktadır. Daha kesin bir ifade ile “keyfi uygulanabilen” ile kast edilen uyaranlarla tecrübeye dayalı veya uyaranın biçimsel niteliklerini baz alan bir ilişki içinde olmadığımızdır. Örnek; eve popüler arkadaşlarını getirdiğinde anne ve babası tarafından övülen bir genç kız düşünün, zamanla kendisi de popüler biri olur. Sonrasında “ineklerin” matematikte başarılı fakat popüler olmayan insanlar olduklarını keşfeder. Bu kız matematikten güzel notlar aldığında da kendilerine ileri matematik sınıfına katılma fırsatı sunulduğunda hüsrana uğrar. “Olmaz,” şeklinde tepki verir. “İnekler” tarafında olacağı için tüm arkadaşlarını kaybedeceğinden korkar. Bu durumda kız çocuğu fiziksel tecrübeye dayanmayan, keyfi nitelikte çeşitli sözel terimler yapmıştır. “Popüler olmamam kötüdür” ve “İneklerin etrafında olmak, popülaritemi kaybettirir” gibi türetimler bunlara örnektir. Bu türetimler sanki tehlikeli bir şeymiş gibi ileri matematik sınıfından kaçınmasına neden olur. “Popülerliği” faydalığı artırıp azalabilen sembolik bir fikir olarak değil de sahip olduğu ve yitirebileceği bir şeymiş gibi algılar. Gelecek, geçmiş ve kendileri ile ilgili sözel tasarım ve tasarımlara ait herhangi somut belirti olmadığı halde bu tasarımların duygusal tepki verebilme becerisi insanlara özgüdür. Şimdi ergen psikolojisine yaklaşımda KGT-D modeli üzerinde konuyu anlamaya çalışalım. KGT-D MODELİNİN ÖZÜ Bu model davranışın üç asli sınıfı üzerinde yoğunlaşır; bunlar “kaşif”, “gözlemci” ve “tavsiyeci” bu ifadeler mecazi ve pragmatik bir kaygı ile kullanılmaktadır. Ve katı bilişsel ya da biyolojik mekanizmalar anlaşılmamalıdır. Daha ziyade davranışçı ilkeleri hayata geçirmemizi kolaylaştırmak amacını taşırlar. Tavsiyecinin amacı, geçmişte öğrenilenleri kullanıp şimdiki anı yönlendirmektir. Gözlemcinin amacı fiziksel, psikolojik ve çevresel olaylar ortaya çıktığında bunları tespit etmektir. Ve kaşifin amacı da davranış dağarcığını genişletmektir. KGT-D modelinin esas hedeflerinden bir tanesi gençlerin esnek bir tutumla, canlı ve değerlerine uygun bir hayat sürmelerini sağlayacak şekilde bu davranışsal sınıf ya da üç beceri arasında hareket edebilmesini sağlamaktır. Ergenlerde gelişmenin unsurları bir anne ve baba olarak genç bireylerin gelişmesine nasıl yardım edebiliriz? Bu sorunun cevabını psikologlara bırakmadan kendimiz (anne baba) bulmaya çalışalım. Söz konusu genç bireylerdeki gelişimle ilgili modeller genelde “normal yetişkinlerle” klinik vaka grubunu karşılaştırmanın bir yolunu ararlar. Bu türden karşılaştırmalarda anne ve baba da psikoloji ile ilgili yeterli donanıma sahip olmasa da en azından çocuklarının bu tür sorunlarını görüp hissettiklerinde problemin klinik veya dönüşüp kronikleşmeden önce tedbirlerini almaları gerekir. Ruhsuzlaşan bir dolu gencin yaşadığı dünyayla yetinmek zorunda değiliz. Dünyayı daha iyi bir hale getirmek mümkün ki bu zaten başlamıştır. Mesela gençler artık daha emniyette, çünkü toplum ebeveynlerin çocuklarını dövmelerini kabul edilebilir bir şey olduğu kanaatinden vazgeçti. DEĞER ODAKLI YAŞAM VE CANLILIK KGT-D modeli kaşif, gözlemci ve tavsiyeci değerlere uygun eylemleri hayata geçirebilmek için gereken şartları sağlar. Modelin merkezinde yer alan değerler olgusunu destekler. Değerler insanları fırtınalarda ve hayatın karmaşık dönemlerinde önem verdikleri şeylere doğru yönlendiren bir pusula gibi düşünülebilir, çoğu zaman “ne için?” sorusunda toplanabilen şu sorulara cevap vererek değerler ortaya çıkarılır. NE İÇİN SORUSUNUN ARANDIĞI
  • Hayatımın nasıl bir anlam taşımasını istiyorum?
  • Bu öğrenme işi ne için?
  • Danışma işi ne için?
  • Bu şey ne için?
  • Şu anda neye önem veriyorum?
  • Nasıl bir insan olmak istiyorum?
Değerlerimizle tutarlı bir hayat sürdürdüğümüzde daha fazla canlılık taşıma eğilimi ortaya çıkar, “canlılık” yaşama, büyüme ve gelişme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Uygulayıcılar gençlere yönelik müdahalelerinde ne zaman değerlere temas edeceklerini belirlemekte zorlanabilirler. Bize göre değerlere yönelik müdahaleler kitap dayanakları gibidir. Dayanak bozuldu mu kitap dağılır. Şimdi KGT-D becerilerini kazanmanın ve bu metodun işlevliliğinden bahsedelim. Selam ve dua edelim…
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS