“Yedi (engelleyici) şey gelmeden önce salih ameller işlemekte acele ediniz. Yoksa siz, unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, sıhhati bozan hastalık, saçma sapan konuşturan yaşlılık, ansızın gelen ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi deccal, belası en müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz!”(Ebu Hureyre(radiyallahu anh)’den Tirmizi, Zühd 3)
“Ve Allahu Teâlâ, (sizleri) selamet ve saadet yurdu (olan cennete) davet eder. Ve dilediğini (hikmetine binaen (lütfu keremiyle) dosdoğru bir yola hidayet eder.”(Yunus suresi: 25)
Şüphesiz ki, elan içinde bulunduğumuz dünyada muvacih olduğumuz, hoşumuza gitsin veya gitmesin her şey birer imtihan sebebidir. Yaşadığımız şu fani ömür de muvakkat ve eceli muayyen bir imtihan müddetidir. Dünya ve içindekilerin tamamı da birer fitnedir ve insanın imtihan edilmesi için tertip edilmiştir. Bütün sebepler ve zuhura gelen hadiseler bizatihi maksad ve murad değildir; sadece imtihan gayesinin tahakkuku için vesiledir. Dünya da bir imtihan zeminidir…
“Her nefis ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de ‘hanginiz şükürde, sabırda ve salih amelde bulunacak veya isyan edecek diye’ deniyoruz. (sonunda) ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35 ve 2/156–157, 214; 18/7; 29/2; 67/2)
Ayetler, hadis-i şerifler ve cümle bedihi deliller bize sarahatle göstermektedir ki, muvakkat bir zaman içinde yaşadığımız şu fani dünya asıl mekânımız değildir; üzerinden geçip gideceğimiz bir imtihan güzergâhıdır. Mal, mülk, eş ve evlad ve bütün esbab bu yolda birer imtihan vasıtasıdır… Herkes bu dünyada gelip geçen bir yolcudur; gelir, imtihan edilir ve naçar olur bir gün gider… Fani dünya bizden önce kimseye kalmadığı gibi, bize ve bizden sonrakilere de kalacak değildir. Her gelen bir gün gidecek, her doğan bir gün ölecektir…
Dünyanın mahiyeti, sebeb-i hikmeti ve gayesi anlaşıldıktan sonra, dünyaya ve içindeki fani ve zevali esbaba gönül bağlayıp aldanmak hamakatlıktan başka bir şey değildir. En konforlu vasıtaya binip seyahat etsen de sonunda yine ineceksin! Sıkıntı ve rahatlık, lezzet ve elem sadece yolculuk süresi itibariyledir… Dünya hayatının tamamı işte böyle gelip geçici bir yolculuk müddetidir ve elbet bir gün sona erecek ve her yolcu menziline gidecektir…
“Dünya mü`minin zindanı, kâfirin ise cennetidir!” bu hadis-i şerif dünya hayatının mahiyetini en veciz surette özetlemektedir. Mü`minin gözünde dünya, gaye değil, gelip geçici, fani ve muvakkat bir vasıtadır. Maksada giden yolda bindiği ve sonunda mutlaka ineceği bir gemi, araba veya uçak sayılır. Bu vasıtada yolculuk esnasında önüne konulan anlık ve tadımlık lezzetlere gönül bağlamak ve bunlara takılıp oyalanmaz. Dünya lezzetlerinin hakiki ve daimi olmadığını; asli ve ebedi nimetlerin cennet yurdunda ikram edileceğini ve gönül muradına ancak cennette kavuşacağını çok iyi bilir. Cenneti bilen mü`minin gözünde dünya sıkıntılı bir zindandır; gecesi de gündüzü de karanlıktır. Lezzetleri anlık, güzellikleri fani, acı, ıstırap ve hicran diyarıdır…
Ahiretten ve cennetten ümidi olmayan kâfirler için dünya muvakkat bir cennet sayılır ve onların asıl maksadı olduğundan, dünyaya hırsla sarılırlar ve bütün arzularını bu dünyada yaşamak isterler… Ömür boyu hayvanlar gibi yiyip içip eğlenerek hoşça vakit geçirmeyi temenni ederler ve asla ölümü düşünmek istemez; sanki dünyada ebedi kalacaklarını vehmederler. Gönül muradını dünyada bulacağını zanneden kâfirler, bütün himmetlerini dünya güzelliklerine hasrederler; cennet zannettikleri dünyada her gün yeni oyuncak ve eğlenceler icad ederek, ölünceye kadar, gaflet ve cehalet karanlıklarında uyurgezer gibi yaşayıp giderler! Ekseriyetle bu amansız gaflet ve aldanış ömür boyu sürer ve bir gün ansızın ölüm meleğini görünce dünya rüyası biter; hakikati bütün dehşetiyle ayne’l yakin görüp idrak eder ama artık iş işten geçer, eyvah der! “Rabbinin bazı işaretleri geldiği gün, evvelce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış hiçbir kimseye imanı fayda vermez…” (En’am: 158)
Dünya rüyasına aldanan bedbahtlar, muvakkat bir zamana kadar, deccal’ın sahte cennetinde anlık hazların zifiri karanlıkları içinde yedikleri narkoz tesiri ile uyuşmuş vaziyette yaşarlar. Deccal avanesi ve takipçileri şuursuz kitleleri uyutup uyuşturmak ve uyanmalarına engel olmak için her gün yeni meşgaleler, oyun ve eğlenceler servis ederler. Adeta uyanmasın diye sürekli damarına narkoz enjekte edilerek ameliyat edilen hasta gibi, evlere döşenmiş tv, radyo, internet, cep telefonları ve diğer basın-yayın kanallarıyla, müzik, magazin, uyduruk haber, dizi filmleri ve bir yığın müptezel sahte gündemler icad ederek cemiyeti sürekli meşgul ederler ve peşlerine taktıkları gafilleri cehenneme doğru götürürler…
Kalp gözü kör olmuş ve yediği narkoz tesiriyle uyuşmuş gafil kitleler, her gün piyasaya yeniden sürülen cismani lezzetler uğruna, şuursuz çöp gibi deccal avanesinin peşine takılıp sürüklenip giderler…
Hadis-i şerifte;
Cennete giden yol mihnet ve meşakkatlerle döşenmiş, ateşe giden yol ise lezzet ve eğlencelerle süslenmiş, olduğu haber verilmiştir. Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den rivayetle; “Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır!”
“Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” (Buhari, Rikak, 28–29)
Cenab-ı Hak Teâlâ iman edip salih ameller işleyen kullarını ebedi saadet ve hakiki selamet yurdu olan ahiret cennetine davet eder; orada hastalık, yaşlılık, ayrılık, sıkıntı, acı ve ıstırap, elem, gam ve keder yoktur. Hiç bitmeyen sonsuz bir saadet, zevale uğramayan sıhhat ve selamet, hiç tükenmeyen ve eksilmeyen ebedi mülk ve nimetler vardır. İnsanın gönül muradı ancak cennet yurdundadır. Şu dünya bir tek kişiye verilse yine muradını alamaz; çünkü ne yaparsa yapsın sıkıntı, ıstırap, hastalık ve akıbette kaçınılmaz olan ölümden kurtulamaz! Değil mi ki netice ve akıbette ölüm var. O halde zevale mahkûm bu fani dünya ne kadar süslenirse süslensin asla cennet olamaz ve hangi makam ve mevkide olursa olsun, hiç kimse bu dünyada arzularının karşılığını bulamaz…
Dünya nimetleri nispi ve izafidir; yani anlık ve tadımlıktır, doyumluk değildir. Dünya saadeti mecazi ve fanidir; hakiki ve daimi saadet ancak cennettedir; iman edip salih amel işleyenler içindir…
Ahir zaman fitnelerinin en dehşetlisi olan deccal’a dair varid olan rivayetler içinde bahsimize ışık tutan şu hadis-i şerif, sanki dünyayı ahtapot gibi saran ve insanları kitle iletişim araçlarıyla aldatıp yoldan çıkaran deccal’ın zamane uzantılarına işaret etmektedir… “Deccal bir gözü olmayan; darmadağınık saçlı; yanında cennet ve cehennem vardır; onun cehennemi cennettir; cenneti de cehennemdir.” “Deccal’ın yanında akmakta olan iki nehir vardır. Bu nehirlerin birisi beyaz su, diğeri de yanmakta olan bir ateş olarak gözükür. Bunlar eğer birisini yakalarsa, o kimse gözüne ateş olarak gözükene gelsin, gözlerini kapatıp başını eğerek içsin, çünkü o soğuk sudur. Deccal çirkin gözlü olup gözünde kalın bir perde vardır. Gözlerinin arasında kâfir yazılı olup, bu yazıyı okuma-yazma bilen ya da bilmeyen her mü`min okur.” (Huzeyfe (radiyallahu anh)’den rivayetle, Buhari, 3450, 7/30)
Ayrıca, “Kıyamet kopmadan önce otuz küsur deccal (uzantısı) çıkacağı…” haber verilmiş olup bunlar adeta asıl deccalın uzantıları ve öncü kollarıdır… Her devirde bir fitne unsuru (imtihan vasıtası) olarak deccal uzantıları bulunacağı anlaşılmaktadır ve harsı ve nesli ifsad etmek için zamanın bütün imkânlarını ve araçlarını kullanarak insanları aldatıp yoldan çıkarmaya ve bozmaya çalışacaklardır.
Resul-i Zişan Efendimizin (salallahu aleyhi ve sellem) ahiri ömründe bile deccal fitnesine işaret buyurup ümmetini uyarması şayan-ı dikkattir. Rivayetlerde zikri geçen işaretlere ve dünya çapında peş peşe zuhura gelen alametlere dikkat ve itina ile bakıldığında; deccal’ın öncü kollarının küresel bir istila harekâtıyla yayıldığını ve zamanın teknolojik araçlarını kullanarak bütün insanları ele geçirip köle yapmaya çalıştığını ve her gün yeni istila planları yaptığını kolayca fark edebiliriz…
Deccal avanesi, bütün insanların özlemi olan cenneti bu dünyada vaad etmektedir. Basın yayın araçlarıyla gece gündüz reklam bombardımanına tutulan şuursuz kitleler sürekli deccal’ın sahte cennetine davet edilmekte; teknolojinin bütün cihazları ve zamanın imkânları kanalize edilerek insanların ahiret inancı yok edilmeye ve ruhen ve bedenen esir edilip deccal sistemine dâhil edilmeye çalışılmaktadır. Deccal avanesi, beş yıldızlı lüks otelleriyle, konkenli bol mankenli dizileriyle, köşe bucak, sokak alışveriş merkezleriyle, evleri dolduran ve her gün yenileri çıkan bir yığın lüzumsuz eşya, kablolu kablosuz yayın kanalları, alet ve edevatıyla, emeksiz-zahmetsiz bol soslu, hormonlu ve GDO’lu hazır paket gıdalarıyla ve caddeleri dolduran konforlu bol dekorlu firavun otolarıyla ve gözleri büyüleyen ve gafil gönülleri çelen nice oyun ve oyuncaklarıyla, ahiretlerini feda etmeleri karşılığında, dünyada kurduğu sahte cennetine davet etmektedir… Deccal’ın düzenine tabi olmayanlar, deccal’ın sahte cennetinden mahrum edilip, deccalzedelerin çok korktuğu sıkıntı ve ıstıraplara mahkûm edilmektedir ki bu da direnişin bedelidir!
Elbette, ahireti ve akıbeti düşünmeyen, peşin olsun ve hemen olsun diyen şuursuz gafiller, ister peşin, ister kredi kartına taksitli ve indirimli olarak rezervasyon yaptırıp deccal’ın beş boynuzlu sahte cennet köşelerinde geçici de olsa çatlayıp patlayıncaya dek yiyip içip eğlenerek üç beş gün sefa sürebilirler… Lüks konforlu vasıtalarla turlar düzenleyip diyar diyar gezerek sahte cennetin tadını çıkarabilirler… Böylece deccal avanesi, tabilerini hayali zevklerin ve yalancı lezzetlerin peşine takıp sürükleyerek, su diye ateşe, cennet diye cehenneme götürür. Deccal’ın sağ gözü kördür; ahireti görmez, ancak dünyayı görür!
Deccal’a tabi olanların ise iki gözü de kördür; gaflet ve cehalet körlüğüyle deccal’ın peşine takılıp giderler; üç beş günlük sahte mutluluk hayaliyle ebedi hayatlarını mahveder; anlık hazların sarhoşluğuyla kafayı çekip cennet zannederek, cehenneme girerler!
“… Şimdi onların memleketlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın! (çünkü varacakları yer cehennemdir.)” (mü`min Suresi; 4)
Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Temmuz 2012
Yusuf Akyüz