İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

“Daye Behna Seva Te”

2016-04-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Evinin damında televizyonun antenini ayarlamaya çalışan bir genç, anten direğinin dibinde yere çöker kalkmamacasına. Televizyonda karınca filmi devam eder.
Üç elmayla biter masallar her daim.
Üç elmanın sırrı bilinmez.
Yıllar yılı böyle olagelmiştir.
Ve gökten düştüğüne inanılır her ne hikmetse.
Göğün bolluğundan olsa gerek…

“Biri bana, biri sana, biri de ... “ diye noktalanır masallar, kardeşçe bir paylaşımla.

Masal bu ya, güzel bir sonla bitecek, iyiler ödüllendirilip kötüler cezalandırılacak, çocukların payına da çıkarılan dersler kalacak.

Ahh ,keşke hayat da masallar gibi güzel olsa!.
Biliyorum, bizimkisi bir temenni yalnızca...

Masallar gibi iyimser bir tablo sunmuyor ne yazık ki hayat!

Ne elma her zaman iyilere ödül, ne de kötülerin hayatı içlerindeki yangından arta kalan kül olur.

Gülün olduğu dalda diken, dikenin varlığıyla da sıradan bir ottan nadide bir gül olur.

Elma, yasak meyve vak`asında tılsımlı bir tuzak, Cennet müdavimi Âdem de tuzağa düştüğünden cennetten uzak olur.

Âdem’in yüreğinde derin bir yara, insanoğlunun o gün bugündür dünya sürgününde bahtı kara olur.

Yaralı Âdem’in gözünde o yaranın acısından dolayı kanlı yaşlar... Ve yeryüzü sürgünü o ilk elmanın hikâyesiyle başlar.

Albenisi yoldan çıkarır, yeryüzü halifeliğine soyunan, hazırlanan ve hazırlatılan Âdem’i.

Tuzağa düşen Âdem’in bu yüzden kırılır kalemi.

Gazaba gelen Rabb, azabı müebbet kılmaz, bir şans daha tanır halifesine, karşılık verir kendisine yakaran Âdemin sesine.

Kırılan kaleme tövbe derman olur, tövbe kapısının açık olduğu ayetle ferman olur.

Ve üç elmanın ilki uyarı olur, bu hadiseden ders çıkaran Âdem varislerine.

Sürgün müsebbibi alma, Âdem`e kement olur, Cennet ile insanın arasına bent olur.

Ayak kaydırma aracı alma, dehr döner, zaman geçer, albenili elma olur.
Şeytan kılık değiştirir, alma da isim...
Ve zaman akıp geçer, ay ay, mevsim mevsim...
Kavga sürüp gider...

Çekişme, biri alt edilene dek kaim, yalnız arada binlerce kişinin ömrü heder.

İlk elmanın hikâyesi dilden dile, belde belde, diyar diyar konuşuldu, konuşulacak.

Kolay değil, ilk elma cennetten kovulmaya gerekçe, Âdem’e düşen nedamet duygulu dilekçe...

Devir değişir, devran döner ve ad değiştirir alma, elmaya evrilir.

Nisyanla malul olan insanın bakışları tuzak olan bu elmaya çevrilir.

Elma, tüm mevsimlerin vazgeçilmez meyvesi, 16 Mart 1988`e kadar.

Şeytan bu kez Irak`ta elmanın kokusuyla belirir.
Damağının tuzağına düşen Âdem`e koklama duyusuyla gelir.
Elma aşerir yarınlara gebe bir anne, hem de delicesine.

Çocukların “Dayê bêhna sêva tê” sözleri yankılanır Halepçe sokaklarında, semalarda “bêhna sêva”...

Aşeren gelin, kilerde elma arayışında, doğacak çocuğunun vücudunda leke olmaması için…

Küçük çocuklar "elma elma!" diye vaveyla koparır, figan eder.

Şeytan yine elmanın albenisiyle Âdem çocuklarına tuzak kurmada.

Ademoğlu bir kez daha biçare, İblis`e karşı… Dünya insanın sürgün yaşayacağı bir ada...

Hesabı ertelemede, sabredenleri müjdeleyen muhasip.

Bir anne elma diye ağlayan çocuğuna sarılır, sarılmasıyla çocuğuyla yere kapaklanması bir olur.

Bir dede, ağlayan torununa doğru ilerlerken yere yığılıverir.

Bir çocuk kapının eşiğinde kalakalır, annesi son nefesini verir o dem, her tarafta çığlık, her tarafta elem.

Saklambaç oynayan çocuklardan biri saklandığı tandırda son kez duyumsar elma kokusunu.

Kuyudan su çeken bir genç kız kuyuya saldığı sıtılıyla kuyuya düşer.

Evinin damında televizyonun antenini ayarlamaya çalışan bir genç, anten direğinin dibinde yere çöker kalkmamacasına. Televizyonda karınca filmi devam eder.

Ağlayan yok, feryat edenin sesi işitilmez, diller lal kesilmiş.

Kansız ve gürültüsüz bir ölüm dolaşır Halepçe sokaklarında.

Azrail dünyanın hiçbir yerine bu kadar sessiz gelmemiş, gelmeyecek.

Bir tavuk yirmi gün üzerine oturduğu yumurtaların üzerine mıhlanıp kalır.

Yumurtadaki civcivler, yumurtaların soğumalarını havaların soğumalarına bağlar ilkin, aceleci davranan bir civciv, bir gün erken kırar kabuğunu yumurtanın.

Kırmasıyla can vermesi bir olur.
Aceleciliği eceli olur.
Bir koyun emzirdiği kuzusuyla yığılıp kalır.

Eşek ikinci anırmasına bir daha hiç ses çıkarmamasına ara verir, yarıda kesilir anırması.

Karga, ağzındaki peyniri bırakmayacak kadar sıkı tutar, ağzını bıçak açmaz, kaskatı kesilir.

La Fontaine`nin tilkisi belirmez ortalıkta.

Yürüyen, hareket eden her canlı elma kokusuyla son nefesini verir Halepçe sokaklarında.

Çeyizlerini düzelten bir genç kız, son kez bakmış olur çeyizlerine ve gelinlik yerine kefenle çıkar evden.

Altı kız çocuğu babası bir adam erkek çocuğu için yıllarca yanıp tutuşur. Beklenen erkek çocuğu bir hafta önce dünyaya gözlerini açar. Hem de ikiz erkek çocuğu, adamın keyfine diyecek yok, ağzı kulaklarında. Yaşamın sırrına ermez.

Çığlıkları duyar duymaz, çocuklarından son çocuklarına, özlemle beklediği düşüne, ciğerparelerine sarılır, çocuğunun üzerine lanetli elma kokusu sinmeden bebeği kaptığı gibi var gücüyle koşmaya çabalar.

Çabalaması ile yere kapaklanması bir olur.
Bedenini havada tutmaya çabalar.
Ve yalnızca çabalar…
O kadar.
Geride Halepçe katliamının sembol resmini bırakır.

Fotoğrafı çeken fotoğrafçı, büyük bir iş çıkarmanın heyecanında, ödülden ödüle koşar, dilden dile dolaşır ismi ve elden ele dolaşır çektiği resmi.

Ancak dünyası zindan olur, insanlığından utanır.

Fotoğrafı kartpostala dönüştüren firma, fotoğrafın arkasına firmanın reklamını iliştirmeyi unutmaz.

“Yeni çeşitlerimizi bekleyin”

Ve bu ifade, kara yüzlü insanın tıynetindeki gizli sırrı ifşa eder. Yeni bir anlam bulur.

İkinci elmanın akıbeti de böylece belli olur.
Yine güzel bir tuzağa dönüşür elma.
Üçüncü elmaya gelince;
Nerede, ne zaman, kimin başına düşeceği meçhul.

****

"Bir yetimin saçını okşarken canını yakma ya habibim, yoksa seni de azabım bekler" diyen Rabb, sabrı ölçmek için erteliyordu azabı.

Günü gelince elbet feci olacaktı gazabı.
Olmadı mı dersiniz?

Hamdullah Yıldız / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 

Hamdullah Yıldız

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS