İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Davet dili

2020-09-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsanlık tarihi boyunca pek çok siyasi, felsefi ve fikri doktrin, hayat sahnesinde yer almıştır. Bunlarda hep dikkat edilen en önemli ve en öncelikli husus; dava ile hakikat, söz ile amel, iddia ile vakıa, teori ile pratik arasında farklılıkların bulunduğudur. Her zaman iddia, söz ve dava, vakıadan, pratikten ve olaylardan farklı olduğu görülmüştür. Ancak peygamberlerin hayatında bunun aksini görmekteyiz. Onların sözleriyle davet ettikleri şeyin mutabık olduğunu görmekteyiz. Hiçbir peygamber muarızlarının, "Senin yapmadığın bir şeyi niçin bize dayatıyorsun" diye itirazlarına şahit olunmamıştır. Onları gören, onlarla muhatap olan insanlar, henüz onların peygamberliğini bilmeden doğruluk, güven ve adaletini teslim etmişlerdir. Nitekim efendimiz Yusuf aleyhisselamın zindan arkadaşları, henüz iman etmedikleri halde sırf onda gördükleri yüce kişiliğinden: "Şüphesiz biz seni iyilik ve ihsan sahiplerinden görüyoruz." Diyerek ona müracaat etmiş rüyalarının tabirini ondan istemişlerdi. Çünkü beraber kaldıkları zindan ortamında onun güzel ahlakına, dürüstlüğüne ve faziletli kişiliğine şahit olmuşlardı. Şu halde başkalarına rehberlik eden kişinin örnek olabilmesi için her şeyden önce sözü ile özünün bir olması, kendisinin yapmadığı bir şeyi başkasına söylememesi, kendine layık görmediği bir işi başkasına teklif etmemesi gerekir. Şüphesiz insanın sahip olduğu en değerli şey güzel ahlaktır. Başarılı ve muvaffak olmanın sırrı; doğru sözlü, tatlı dilli, istikrarlı ve sabırlı olmaktır. Nitekim İslam'ın azılı düşmanı Velid bin Muğire, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemde gördüğü bu tarzdan güzel hasletleri şöyle itiraf etmişti: "Vallahi Muhammed'in sözü öyle bir tatlıdır ki; kökü de dalı da meyve veren bir bitki gibidir. Onun sözüne benzer bir söz bulamazsınız!.." (İbni Sad, Tabakat: 137) Evet, o, sallallahu aleyhi vesellem, güzel ahlakın timsali, yüce kişiliğin zirvesi idi. Bize düşen, Onun gibi olmaya çalışmak, onun gibi yaşayan Kur'an olmaya gayret etmek, onun sünneti üzere bir hayat sürdürmek... Çünkü o, bizim için en güzel örnektir: "Andolsun ki sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah'ı çokça zikreden kimseler için, Allah'ın resulünde güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 21) İşte o, Allah'ın seçtiği bir rehber olarak hem sözleriyle hem de yaşantısıyla insanlara örnek olarak gösterilmektedir; İnsanlardan bir şeyi yapmalarını isteyince, önce kendisi bunun kat kat fazlasını yapmıştır. Herkesten fazla namaz kılmış, herkesten fazla oruç tutmuş ve herkesten fazla sadaka vermiştir. Her türlü aşırılıktan kaçınmış, daima orta yolu izlemiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin gerek nübüvvet öncesi ve gerek sonrası hali ve yaşayışı, Mekkelilerce gayet güzel biliniyor, peygamberliğinde O'nun temel fikrine karşı koyarak tevhidi kabul etmemek, yayılmasını engellemek için türlü yollara başvuruyorlar, fakat şahsi yaşayışı hakkında en küçük bir ithamda bulunamıyor, O'nun "El Emin" vasfını itiraf etmek zorunda kalıyorlardı. Çünkü O, insanlara teklif ettiği hususları herkesten önce kendi nefsinde fazlasıyla tatbik ediyordu. O halde sözümüzü doğrulayan amellerimiz ve icraatlarımız olmalı! Davamız amellerimizle temsil edilmeli ve süslenmelidir. Sözleriyle ters düşenler, şeyh Sadi Şirazi'nin dediği gibi, "hiçbir şey söylemesinler, gitsin evlerinde otursunlar! Belki bu şekilde bir vebalden kurtulmuş olurlar." Bunu Allah (c.c), söylüyor: "Ey iman edenler! Yapmadığınız bir şeyi niçin söylüyorsunuz! Yapmadığınız bir şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir vebale sebeptir." (Saf: 2) Davet dilinin olmazsa olmazlarından bir özelliği de yumuşak ve mülayim bir üslupla olmasıdır. Muhatabın sert ve azgın olması dahi bu üslubun değişmesine sebep olamaz. Firavun'un onca azgınlık ve taşkınlığına rağmen, onunla nasıl bir dil ve nasıl bir üslup kullanılacağı hakkında Allah'u Teala, peygamberlerini Musa ve Harun aleyhisselamları ona gönderirken şöyle tembih etmektedir: "Ona yumuşak söz söyleyin. Belki düşünüp aklını başına alır, ya da korkup sakınır." (Taha: 44) Yani "Firavun'a gittiğinizde Onunla sertlik ve kabalıktan uzak, nazik bir dille ve latif ifadelerle konuşun. O'nu hemen kızdırmayacak yumuşak hitap ile konuşun. Belki sizin yapacağınız böyle bir tebliğ üzerine düşünüp aklını başına toplar ya da Allah'ın azabından korkup sakınır, isyandan ve azgınlıktan vazgeçer." Burada azarlayıcı ve sert bir dil kullanmaktan uzak durulması istenmektedir. Mesela şu ayet-i kerime de bu kabildendir: "Senin arınmaya bir eğilimin var mıdır? Seni Rabbine doğru ileteyim ki ondan sakınasın..." (Naziat, 18-19) Bundan amaç, nefsini üstün gören yöneticilerin, katı ve kaba tabiatlı oldukları için, esnek hareketle yumuşatıp söz dinlemesini sağlamaktır. Bilindiği gibi Firavun alabildiğine kaba, baskıcı, zorba ve müstebit bir karaktere sahipti. Beri tarafta Musa aleyhisselam ise Allah'ın seçkin bir kulu ve peygamberidir. Bununla birlikte Firavun'a giderken ancak mülayim ve yumuşak bir üslupla ona hitap etmekle emredilmektedir. Neden? Yoksa Firavun saygın bir insan mıydı? Veyahut Musa aleyhisselam onun karşısında bir eziklik mi yaşıyordu? Asla ve kata... Bunlardan hiçbirisi değildi. Burada söz konusu olan mesele, davanın temsiliyet ve izzetinin korunması idi. Davanın izzeti, her zaman davetçinin izzetinden daha önemli ve daha önceliklidir. Davetçi asıl izzetini davanın izzetinden alır. Şayet davanın izzeti giderse davetçinin hiçbir değeri kalmaz. İşte burada gözetilen ve korunmaya çalışılan husus davanın karakteridir. Davet üslubunda muhatap, saygınlığı hak etmese bile ona karşı davetçinin dili, hikmet ve nezaket dilidir. Hikmetle ve güzel nasihatle ikna dilidir. Kaba davranış ve sivri dil, daha baştan işi zora sokabilir. Hele Firavun gibi azgın birine henüz mesajı ulaştırmadan kibrinin depreşmesine neden olacak ifadeler, davet misyonuna kârdan ziyade, zarar getireceği muhakkaktır. Yumuşak söz, muhatabı hemen kızdırmaz. Onun ani parlayışla, günahla, kötülükle kibir ve gurur damarını kabartmaz. Azgın zorbaların başını döndüren kof bencillik kompleksini depreştirmez. Bilakis kalbin, vicdanın uyanmasına, sakinleşip söz dinlemesine vesile olur. Uyanan kalp ancak nasihat dinler ve azgınlığın akıbetinden korkar. İnsana söz dinletmenin, hidayete erdirme ve doğru yola yöneltmenin iki yolu vardır: 1) Muhatabı yumuşak üslupla, hikmetle ve güzel nasihatle ikna etmek. Bu yol ilk ve en başarılı yoldur. Nitekim Allah'u Teâla, bu hususla alakalı bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatle davet et! En güzel yol ne ise onunla onlara karşı mücadele et." (Nahl, 125) 2) Muhatabın işlemekte olduğu kötülüğün ve sapıklığın kötü sonuçları hakkında uyarıp korkutmak. Bu da muhatabın işlemekte olduğu mezalim ve cürümler hakkında endişelendirip vicdani muhasebeye sevk ederek insani duygularını uyandırır. İman etmese bile bir nebze de olsa zulmetmekten çekinebilir. İşte Musa Aleyhisselam, Firavun'a karşı bu her iki yöntemi de kullanmıştır. Önce hikmetle, güzel nasihatle hitap etmiş, sonra da vebaline girdiği mazlumların hak-hukukuyla alakalı ahirette maruz kalacağı azapla uyarmıştır. Şayet davetçi davet ettiği kişi hakkında, "zaten doğru yola gelmez, ne söylesek boşunadır" şeklinde önyargıyla hareket eder, umutsuzluğa kapılırsa, ilk baştan mücadeleyi kaybetmiş demektir. Çünkü bir davetçi, eğer davetinin etkisiyle karşısındakinin doğru yola gelebileceğini ummuyorsa; döktüğü dilin, gösterdiği çabanın boşa gideceğini vehmediyorsa karşı tarafın ayak diremeleriyle kısa sürede azmi kırılır ve pes eder. Davette devamlılık ve istikrar esastır. Muhatap ne kadar katı ve inatçı olursa olsun, istikrarı elden bırakmamak ve umutsuzluğa kapılmamak gerekir. İlhamın ne zaman geleceğini, frekansın ne şekilde tutacağını insan bilmez. Bazen çok yoğun çabalar fayda sağlamazken, bazen de ani tutan frekans gibi bir bakarsın ki ala derecede etkisini gösterdi, umutsuzluğu umuda dönderdi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin, davet için Ebu Cehil gibi birinin kapısına 70 küsur defa gitmesi, bu işin ciddiyetinin ve istikrarın ifadesidir. Sen niyetinde samimi ve istikrarlı olursan Allah (cc), mutlaka karşılığını verecektir. İstediğin iki Ömer'den birini mutlaka verecektir. Nasip Ömer ibni Hişam'a (Ebucehil) değil, Ömer ibni Hattab'aymış. Allah kime hidayet vereceğini daha iyi bilir. Sonuç olarak davetçi kişinin dikkat edeceği en önemli husus! Neyi, nerede, ne zaman ve nasıl verebileceğinin bilincinde olarak, zamanı gelmeden sözünü sarf etmemesi, zamanı gelmiş adımları ise hemen atmasıdır. Zamanında söylenen bir söz, tarih olabildiği gibi, zamanı geçmiş bir söz de karavana giden atış gibidir. Şairin dediği gibi: "söz var bitirir savaşı, söz var keser başı."
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS