İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Dava eri yenilgiyi dizini döverek karşılamaz

2019-10-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Kur’an-ı Kerim’in bir üslubudur. Müslüman toplum için dönüm noktası olan her büyük savaştan sonra olayı değerlendirme, imanı (Müslümanların psikolojisini) diri tutma, durumun ağırlığını kaldırabilme gücünü verme diyebileceğimiz hikmetleri havi ayetler nazil oluyordu. Örneğin Bedir Zaferi’nden sonra nazil olan; وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٣٩﴾  اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ ﴿١٤٠﴾  وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ ﴿١٤١﴾  اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ ﴿١٤٢﴾  وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُۖ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ۟ ﴿١٤٣﴾ Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.  Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız bilin ki o topluluk da benzeri bir yara almıştı. Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarsın ve uğrunda şehitleri olsun diye o günleri biz insanlar arasında döndürüp duruyoruz. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri günahlardan arındırmak, kâfirleri de yok etmek için böyle yapıyor. Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz? Gerçek şu ki, ölümle karşılaşmadan önce onu istiyordunuz; işte şimdi onu apaçık görmektesiniz. Âl-i İmrân Sûresi  (139 - 143) Kur’an-ı Kerim’in bir üslubudur. Müslüman toplum için dönüm noktası olan her büyük savaştan sonra olayı değerlendirme, imanı (Müslümanların psikolojisini) diri tutma, durumun ağırlığını kaldırabilme gücünü verme diyebileceğimiz hikmetleri havi ayetler nazil oluyordu. Örneğin Bedir Zaferi’nden sonra nazil olan; فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿١٧﴾  ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ ﴿١٨﴾  اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ﴿١٩﴾  Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lutufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir. İşte size lutfu! Allah inkâr edenlerin tuzaklarını hep bozmaktadır. Siz (ey putperestler), eğer zafer peşinde iseniz kazandığınız zaferi gördünüz! Son verirseniz bu sizin için en iyi olanıdır, tekrarlarsanız biz de tekrarlarız. Topluluğunuz çok da olsa amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir; zira Allah müminlerle beraberdir. Enfâl Sûresi  (17 - 19) ayetler, Müslümanları zaferin ağırlığını taşıyabilme, gurura kapılıp Allah muhafaza Allah’ın apaçık yardımını unutmamaya özel olarak parmak basıyor ve Müslümanların kazanılan zaferden sonra düşmanları gibi acımasızlık diyebileceğimiz eylemlerin peşine düşmemeyi telkin ediyor. Sokak tabiri ile zafer sarhoşluğuna kapılmamaları için daha kılıçlarını kınlarına sokmadan uyarıyor. Huneyn Savaşı ile ilgili ayetler gene aynı şekilde, can alıcı nokta olan Müslümanların kendi çoklukları ile övünmelerinin bedelini onların beyinlerine kazıyordu. Ki Huneyn savaşında ordunun çoğunluğunu henüz yeni Müslüman olmuş Mekkeliler oluşturuyordu. İslam’ın terbiyesine henüz dâhil olmuştular. İşte bu yeni katılanlar, İslam binasının sarsılmaz temelleri mesabesindeki sahabeyi etkileyecek derecede baskın olmuşlardı. Oysa bu kadar yüce olan sahabe efendilerimiz normalde bu yeni katılanların değil söz sahibi olmalarına izin vermek onları suda eriyen tuz misali içlerinde eritmeliydiler. Bunun başaramamanın acı tecrübesini yaşadılar ve Allah da bunu onların yüzlerine vurdu, bir daha unutturmamacasına… لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَـثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـٔاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ ﴿٢٥﴾  Allah birçok yerde, bu arada Huneyn Savaşı’nda gerçekten size yardım etmiştir. O gün sayıca çokluğunuza güvenmiştiniz, fakat bunun size hiçbir yararı olmamıştı; o yer geniş olmasına rağmen size dar gelmiş, nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız. (Tevbe Suresi: 25) Konunun başına aldığımız ayet-i kerimeler ise Uhud Savaşının o şanlı yenilgisinden söz ediyor. Zaferinin ağırlığının taşınabilmesi için ruhun terbiye edilmesi gerektiği gibi yenilginin ağırlığının da kaldırılabilmesi yine ruhun eğitiminden geçiyor. Zafer ve “mağlubiyet”, her mücadelenin olmazsa olmazıdır. Ki Allahu Teâlâ bu gerçeği; وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ Külli kaidesi ile ifade ediyor. Öyle ise zafer ve “yenilgi” bir dava eri için hayatının ayrılmaz parçalarıdırlar. İlk önce bu gerçeği kabullenmesi gerekir. Sırf zafere odaklanmış, literatüründe yenilgiye yer vermemiş davaların başarı şansı düşüktür. Zira sırf zafer odaklı çıkılan savaşların herhangi bir hata sonucu yenilgi ile neticelenmesi o davanın çökmesine neden olur. Yenilenler yenilgilerinden dersler çıkarmak yerine oturup kadınlar gibi dizlerine vurup vaveylalar koparmaktan başka bir iş yapamazlar. Ama zaferi de “yenilgi”yi de hayatın bir parçası olarak görenler zaferlerinden sonra değerlendirmeler yaptıkları gibi yenilgilerinden sonra da değerlendirmeler yaparlar, hatta daha derinlemesine, daha detaylı ve doğru değerlendirmeler yaparlar. Hatalarını iyi tespit edip eksikliklerini tedarik ederler. Ve bu yenilgi onlar için bir sıçrama tahtasına dönüşür. Budanmış bir ağaç gibi daha gür bir şekilde yükselirler. İşte Uhud savaşı ile ilgili inen ayet-i kerimeler evvel emirde bu hususa dikkat çekiyor. Birincisi; bu bir savaştır ve savaşta aslında kazanandan çok daha fazla kaybeden vardır. Yani bir savaşın her iki tarafı aslında kaybediyor, enerjisini kaybediyor, insanlarını, yetişmiş elemanların kaybediyor, öz kaynaklarını karşılıksız harcıyor. Yenilenin bu konulardaki kaybı daha fazladır. Ama her savaşın taraflarının aldıkları yaralar şüphesiz vardır. اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ (eğer size bir yara dokunduysa onun misli o kavme de dokundu) Bu ibare ister alimlerin tefsir ettikleri şekilde Bedir savaşında müşriklerin aldığı darbeye işaret etsin, isterse Ali Şeriati’nin işaret ettiği gibi savaşan tarafların hepsi de bir şekilde bir darbe alıyorlar, yorumuna işaret etsin, her halükarda dava eri değerlendirmeyi tek taraflı yapamaz. Ne zaferi değerlendirirken tek taraflı olur ne de “mağlubiyet”i değerlendirirken tek taraflı olur. Her halükarda bütün tarafların aldıkları hem olumlu hem de olumsuz etkilenmelerini değerlendirmelidir. Bu şekildeki bir değerlendirme ancak sağlıklı olur. Aksi halde zaferin değerlendirmesi sarhoşluğu “yenilgi”nin değerlendirmesi de ümitsizliği netice verir. Ve her iki durum da sağlıklı bir durum değildir. Gerçekten de Uhud savaşı değerlendirildiği zaman hatta Bedir zaferi ile kıyas ederek bile değerlendirildiği vakit Uhud savaşının tartışmasız üstünlüğü apaçık görülecektir. Zira; Bedir savaşı bir zaferdir ve eğer savaş önce Mikdad bin Amr ve benzeri sahabelerin Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme olan o sadakat yüklü konuşmaları olmasaydı, “ama sadece bir zaferdir o kadar” diyecektik. Peki Uhud savaşı öyle mi? Uhud savaşı Efendimizin arkadaşlarının yani sahabenin ne kadar yüce insanlar olduklarını gösteren en nadide sahnedir. Allah ve Rasulü için canlarını pazara çıkarmada ne kadar da cömert davrandıklarının en güzel sergilendiği platformdur. İsterseniz Efendimiz aleyhissalatu vesselamı güvenli bir şekilde dağa çıkarmak için Talhatu’l-Hayr ve Ensar’ın feda olmanın ötesinde gösterdikleri kahramanlığa bakın isterseniz Hz. Ali ve diğer sahabelerin Resulullah’tan sonra yaşamanın kendileri için anlamsızlaşmasından dolayı kılıçlarının kınlarını kırıp düşman ordusunun içine dalma sahnelerine bakın… Ya da isterseniz; “Resûlullah’tan sonra siz sağ kalıp da ne yapacaksınız? Muhammed öldürüldüyse, onun Rabb’i de öldürülmedi ya! Kalkınız, Resûlullah’ın çarpışarak canını feda ettiği şey üzerinde siz de canınızı feda ediniz!” naraları altında düşman içine dalıp vücudu aldığı darbelerden dolayı tanınmayacak hale gelen Enes bin Nadr’ın destanına bakın… Uhud savaşı baştan sona bir destanın sahnesidir hem de ne İslam tarihinde ne de başka bir tarihte örneği ve benzeri olmayan bir destan… Bütün bunlardan öte Uhud savaşını konu alan ayetlerin girişinde Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor; وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ (Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.) ayet-i kerime bu şekilde meallendirilmiş. Ama gramer âlimlerinin görüşleri doğrultusunda kelime kelime meallendirerek biz bir meallendirelim. وَلَا تَهِنُوا gevşeklik göstermeyin, وَلَا تَحْزَنُوا ve üzülmeyin وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ siz üstün (ali) olduğunuz halde iken… (halde iken diyoruz zira ibarenin başında vav harfi atıf(bağlaç) vav’ı değil, vav-ı haliye’dir. اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ eğer mümin iseniz. Bunları birleştirirsek: Eğer mümin iseniz üstün (ali) olduğunuz halde iken gevşeklik gösterip üzülmeyin. Yani ayet-i kerime aslında zafer ve mağlubiyete olan bakış açımızı değerlendirmemiz gerektiğini ifade ediyor. Eğer iman ehli isek bila tereddüd en üstün olan da biziz eninde sonun muzaffer olacak olan da biziz. Zira; bizim dinimiz uygulandığı oranda hayat veriyor, mamur ediyor, saadete ulaştırıyor, onların dini uygulandığı oranda helak ediyor, tahrib ediyor, bunalıma sürüklüyor. Coğrafyamızda meydana gelen ve Müslümanlar için mağlubiyet olarak adlandırılabilecek olaylara Uhud Savaşı penceresinden bakmanın daha doğru bir değerlendirme olacağı kanaatindeyim.
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS