Okumanın çeşitleri vardır. Sesli okuma, sessiz okuma, yoğun okuma, dudak kıpırdatarak okuma, göz ile okuma, göz atarak okuma, tahmin ederek okuma, hızlı okuma ve kimsenin farkına pek varmadığı sana okunma. Bu okuma, sinsi bir okuma türüdür. Bu sinsi okuma türü, bizi bizden alır ve sinsiliği gibi başka diyarlara götürür. Sen kendini kendi ülkende sanırsın ama başkalarının diyarında, başkalarının mekânındasın. Hipnoza uğramış durumdasın.
İnsanoğlu hayatın hiçbir evresinde okumaktan halî olamıyor. Kendin okumasan bile sana bir şekilde okunacaktır. Ve farkında olmadan düşüncelerimiz, hayata bakışımız bize okuyanların bakışı ve düşüncesi gibi olacaktır. Biz farkında olmadan, bize his ettirilmeden, yıllardır çeşitli şekillerde bize çıplaklığın normal olduğu okunuyor, anlatılıyor. Bu okumalar sebebiyle çıplaklığı, normal bir durum olarak görmeye başladık. Bu okumalar bizi biz olmaktan çıkarıp başka bir şey yaptı. Çünkü kendi okumalarımızı bıraktık. Bize okundu ve biz başka bir şekle büründük. Kendi okumalarımızı, bırakınca bize işitsel ve görsel olarak okunanların akıntısına kapıldık. Suyun üzerindeki çöp misali kontrolden çıkarak, direksiyon hâkimiyetini kaybederek yol almaya başladık.
Geçen şu üç dört ayda yolum İnzâr dergisinin bulunduğu birçok yere düştü. Kardeşlerimizden bazılarının İnzâr dergimizi çok ama çok sevdiklerini müşahede ettim. İnzâr dergimizi kirlenebilir diye ambalajından bile çıkarmaya kıyamıyor bu kardeşlerimiz. Dergimize altın, mücevherat muamelesi yapıyorlar. Ambalajından çıkarmıyorlar, toz kondurmuyorlar. Çok ulvî bir kudsiyet mi atfediyorlar ne? Anlaşılır gibi değil…
İbadetin geniş anlamı olan bir kavram olduğunu biliyoruz. Genel olarak Allah için yapılan her ameli ibadet olarak nitelendiriyoruz. Allah için birisine su vermek, hayvanlara yiyecek bir şeyler vermek, Allah için kızmak-sevmek… Niyete bağlı olarak rutin uykumuzu bile ibadete çevirebiliriz. İbadetlerde dikkatimizden kaçan çok önemli bir nokta da veya nirengi noktası şudur: Allah’ı hatırlamak ve Allah’a yaklaşmak. İbadet dediğimiz hal, davranış ve sözler bize Allah’ı hatırlatarak Allah ile aramızda sürekliliği olan bir bağ oluşturur ve bizi Allah’a yaklaştırır. Yani ibadet etmek, Allah’ı hatırlamak dolayısıyla Allah’a yaklaşmak demektir. Bir sadaka verirken Allah’ı hatırlayarak veriyoruz ve kendimizi Allah’a daha yakın hissediyoruz. Hakikatte de Allah’a yaklaşıyoruz. Namaz kılarken Allah’ı hatırlayarak namaz kılıyoruz, kendimizi Allah’a daha yakın hissediyoruz.
Hatırlamak ve yaklaşmak, unutmak ve uzaklaşmak… Hatırlarsak yakınlaşma, unutursak uzaklaşma sistemi- sistematiği otomatikman devreye girer.
Çok basit bir düşünmeyle dahi İnzâr dergisinin bugünlere nasıl geldiğini anlayabiliriz. Yine basit bir düşünmeyle İnzâr dergisini bu günlere getiren değerleri anlayabiliriz. İnancımızda timsal(heykel) yapımı hoş karşılanmaz. Dinimiz timsallere cevaz verseydi belki de geçmiş hayatımızı sembolize eden bir heykel (timsal) yapacaktık. Onu yapamadığımız için bir İnzâr dergisi ve benzer değerler inşa etmişiz. İnzâr dergisi aslında verilen bir mücadelenin, verilen bedellerin, kalan değerlerin oluşturduğu bir timsaldir. Bir yörüngedir. Bir mücadelenin oluşturduğu bir semboldür, bir alegoridir[1] İnzâr dergisi. Dergimizi okuyarak o günleri hatırlıyoruz ve o değerlerimize de kendimizi daha yakın hissediyoruz. Hayat dinamiktir. Değerlerimize yönelmezsek, değerlerimizden uzaklaşırız.
Hatırlamak ve yaklaşmak, unutmak ve uzaklaşmak…
Görmemek, bakmamak, okumamak, ziyaret etmemek gibi fiiller unutmaya müncer olur. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur, atasözü hakikatlere binaen söylenmiştir. Konumuz şimdilik ambalajlardaki İnzâr dergileri… Okumasak neyi unutacağımızı hiç düşündünüz mü? Veya unuttuğumuzu? Zamanın meşguliyeti ve bir ahtapot gibi sekiz koldan bizi saran dünyevileşme birçok şeyi ihmâl etmemize sebep oluyor. Farkındayız veya değiliz bazı ihmâller imhalara(silinmelere) sebep olur.
Başyazı demek, derginin en önemli yazısı demektir. Bir başka deyişle başyazı sıradan bir yazı değildir. Normal şartlar altında, normalde her kardeşimizin bu başyazıyı merak etmesi ve okuması gerekir. Eğer başyazı okunmuyorsa ortada ters giden bir durum vardır. Eğer İnzâr dergisi ambalajından çıkmıyorsa düz mantık çerçevesinde şunu söyleyebiliriz. Ambalajından çıkmıyorsa okunmuyordur, okunmuyorsa merak duygumuz körelmiştir. Körelmiş bir merak duygusuyla yol almak mümkün değildir. Yol alınsa bile şose bir yoldan gidilir. Okumamak demek, unutmak demektir. Unutmak demek hafızasının silinmesi demektir. Hafızanın silinmesi demek şeytanın istediği ideal insan tiplemesi-modeli demektir. Şeytanın özel silgisi olduğunu biliyor muydunuz? Biz farkında olmadığımız bir anda veya başka bir şeyle meşgul olduğumuzda hırsızın elini cebimize koyması gibi, şeytan da o marifetle silgiyi kafamıza yerleştirip bazı şeyleri siler. Kendi yazılımını yükler. Şeytanca düşüncelerin kaynağı da bu yazılımdır. Artık sonrasında neler olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Hemen kurtlar sofrasına düşeriz.
Dergiciliğin yani yazılı basının ömrünün birkaç yıl kaldığına inanıyorum. Bundan yola çıkarak…
Öyle zamanlar olur ki, evimizin yaşlıları olur, son dönemlerini yaşarlar. Onlara gereken özeni gösterir, onlara karşı insanî vazifelerimizi yapar, onları sokağa atmıyoruz. Vefatlarına kadar onlara iyi muamele etmeye çalışıyoruz. Dergicilik de ölüm yatağındadır. Birkaç yıla varmaz vefat edecektir. Ne olursunuz ölüm yatağındaki bu dergimizi yatağında yüzüstü bırakmayalım. Cenaze namazına gidecek yüzümüz olsun. Ambalajında olması, diri diri kefenlenmesi gibi bir şeydir. Diriyi mezara koymak gibi bir durumdur.
Konuyla ilgili son olarak şunu söylemek istiyorum. Siyer-i Nebîyde geçen şu meşhur hadiseyi biliyorsunuz. Sahabenin biri “Ben kadınlarla hiç evlenmeyeceğim” başka biri “ben sabaha kadar sürekli ibadet edeceğim” başka biri de “Ben devamlı oruç tutacağım” demişti. Rasulullah(sallallahu aleyhi wesellem) onlara müdahale etmiş ve şöyle buyurmuştu. “Ben aranızda Allah’tan en çok korkanınızım. Ben evleniyorum da, ibadet de ediyorum. Uyuyorum da. Bazen oruç tutar, bazen de tutmam”
Bu hadisin püf noktası aslında şudur: Ashabın bir yöne, bir tarafa yönelmeleri söz konusudur. Üstelik yöneldikleri yerler de namaz ve oruç gibi İslam’ın şiarlarıdır. Ve Rasulullah (a.s) buna müdahale etmiştir. Bir ölçüsüzlüğe müdahale söz konusudur. Benzer durumlarda ashâb bir tarafa yöneldiğinde, ölçüyü kaçırdığında, dengeyi bozduğunda, hassas ayarlarla oynadığında diğer taraftan bir şeyler ihmâl ettiğinde onlara müdahale etmiştir. Peygamber Efendimiz Abdullah Bin Amr’a “Abdullah senin sabaha kadar ibadet ettiğini ve gündüzleri de oruç tuttuğunu duydum. Bu doğru mu?” diye sorduğunda “Evet doğrudur” dediğinde Peygamber Efendimiz “bu yaptığın doğru değildir” demiştir. Allah’ınızı severseniz, bir taraflara hem de ciddi anlamda yönelmemiş ve çok önemli bazı ihtiyaçları ihmâl etmemiş miyiz? Ölçüyü kaçırmamış mıyız? Rasulullah(aleyhi’s-salâtû wesselâm)) bugün gelseydi bu halimize müdahale etmez miydi? Yoksa Azrail’in bizi kendimize getirmesini, bizi uyandırmasını mı bekliyoruz. Genel söylemle Azrail uyandırmaz ebedi uykuya daldırır.
Belki de boş bir yazı yazdım. Dergi ambalajından çıkmayacaksa yazı bir anlam kazanmaz.
Karanlığa taş mı atmış oldum? Yoksa havanda su mu dövdüm?
Bildiğiniz gibi son zamanlarda mahkemelerin verdiği “Kitap okuma cezası” gibi bir ceza var. Bir de “kendini cezalandırma veya ödüllendirme” gibi bir ceza veya ödül. Kendimize inzâr dergisini okuma cezasını vermeye var mısınız? İnanınız kendimize bu cezayı verirsek sadece şeytan değil, şeytanın dostları da kızacak. Öyleyse sorumuzu değiştirerek soralım. Şeytan ve dostlarını kızdırmaya var mısınız? Dergiyi özenle okuyan kardeşlerimizin de hakkını yemeyelim. Özenle okuyanlara da şâhid oldum.
Eğer bir yerimiz ağrıyorsa mutlaka bir sebebi vardır. O ağrının da bir kaynağı vardır. İnzâr dergimiz okunmuyorsa ortada bir ağrı vardır. Aslında ağrılar, çalışan sistemde bir arıza olduğunu bildiren uyarılardır. O uyarılara göre hareket edip arızayı tespit etmek, ağrının kaynağını bulmak da sanırım … düşer. Neden üç nokta? Okumamızı bitirdiğimizde biraz düşünelim diye.
Bazı hastalıklar ağrısız, uyarısız, bildirimsiz gelir. Haber vermeden gelen bu hastalıklar tehlikeli hastalıklardır. Böbreklerin iflas etmesi buna örnektir. Böbrek bozulduğunda sisteme gönderdiği ilk uyarı (ağrı) aslında son uyarıdır. Bunun içindir ki doktorlar böbrek sağlığı için altı ayda bir sağlık kontrolünden geçmemizi önerirler. Netice itibariyle ağrılar bize ceza kesilmeden önce gelen uyarılardır. Yararlanabilirsek bir açıdan faydalıdır. Şöyle ki: …
Artık siz devam edersiniz.
[1] Alegori: Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır.
inzar
inzar