İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Cizre’nin manevi mimarlarından Şeyh Halid El-Cezerî

2019-11-30
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tarihi süreç içinde Cizre, İslam medeniyetinin Anadolu’ya açılan kapısı rolüne sahip kadim bir yerleşim bölgesidir. Günümüzde Batı dünyasının maddi ve manevi kültür ögelerinin, İstanbul üzerinden Anadolu’ya taşınması işlevinin tam tersi şekilde İslami medeniyetin Kürt bölgelerine ve buradan da Batı illerine Cizre üzerinden aktarılması söz konusuydu. Bu nedenle Cizre’nin ilim havzasının mümbit topraklarında yetişip, insanları irşad eden bir âlimin hayatını ele almak istedik. Şeyh Halid El-Cezerî, Nakşibendî tarikatının Halidiye koluna mensuptur. Kendilerine “Silsiley-i Aliyye” denilen büyük âlimlerden otuzuncusudur. Cizre’de dünyaya gelen bu Allah dostunun doğum tarihi maalesef bilinmemektedir. Cizre’nin köklü ailelerinden biri olan ve günümüzde Hacı Zuraflar olarak bilenen aileye mensuptur ve Hacı Zuraf’ın amcasıdır. Kendisi ilk eğitimini Cizre’deki Kırmızı Medrese’de alır. Keskin zekâsıyla dikkatleri üzerine çeker ve ilimde belirli bir seviyeye geldikten sonra hocası; “Artık benim sana verebileceğim bir şeyim yoktur” deyip onu ilim tahsili için başka yerlere yönlendirir. Bu arada Mevlana Halid-i Bağdadi, Hindistan’dan aldığı Nakşibendi tarikatının bölgede müesses hale gelmesi için uğraş vermektedir ve bu çerçevede Kadirîlerle bazı sorunlar yaşamaktadır. Bu nedenle Mevlana Halid, Şam’a gitmeye karar verir. Yol güzergâhı üzerinde Cizre’ye gelir ve Kırmızı Medresede Cizreli Molla Halid ile tanışır. Halini çok beğenir ve onu yanına alıp Şam’a götürür. O da birçok âlim gibi “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” hadisi gereğince, Mevlana Halid-i Bağdadi ile gider. Şam’da hem ilmi hem de manevi dersler alır. Mevlana Halid kendisine halifelik verdikten sonra onu tekrar Cizre’ye gönderir ve halkı irşad ile görevlendirir. Kendisini Cizre’ye gönderirken de; “Halk irşad olmadan senin Cizre’den ayrılmana izin yoktur.” diye talimat verir. Cizre’de insanları hakka davet eden bu ilmiyle amil âlimin çalışmaları sonucu, kısa sürede gözle görülür İslami gelişmeler yaşanır. Bu hal böyle devam ederken bir gün şöyle bir olay olur: Cizre’den kayık (Kelek) ile Dicle nehrini geçen yolculardan biri heybesini unutur. Günlerce o heybe orada kalır. Sahipsiz kalan bu heybeyi, en sonunda Cizreli biri alır. Bunun üzerine tüm Cizreliler heybeyi kendisine ait olmadığı halde alan adamı ayıplar ve onu dışlarlar. Cizre halkının bu hassasiyetini gören Şeyh Halid, artık onların Mevlana Halidi Bağdadi’nin işaret ettiği noktaya geldiklerini anlar ve Cizre’den ayrılıp, başka bir yerde İslami tebliğ ve irşad vazifesinin zamanının geldiğini anlar. İlk önce Botan’daki Kêrhver (Demirboğaz) köyüne gider. Ancak Basret (İnceler) Köyü, Dêrşev ve Hacı Aliya aşireti arasında fitne unsuru olduğundan iki aşiretin arasını bulmak için bu köye yerleşir. İstenen barış tesis edildikten sonra Şeyh bu köyde kalıcı olarak oturur. Aynı zamanda Basret Köyü Nakşibendîliğin o bölgedeki başkenti olur. Çünkü birçok yerden Şeyh’in sohbetine katılmak ve ondan ilmi/manevi dersler almak için buraya fakihler akın etmeye başlar. En önemli talebeleri; Seyyid Sıbğetullah Hizanî, Şeyh Hamidî Mardinî ve Şeyh Salih-i Sipkî’dir. Ğavsê Hizanî olarak bilinen Seyyid Sıbğetullah’ın hocası Seyyid Taha bir gün öğrencisine; “Ben senin tasavvuf ve tarikat çalışmaların için istihare ettim. Bundan sonra amel edeceğin ve riyazet yapacağın dergâh Basret’tir. Artık bu dergâhın postnişini ve aynı zamanda Mevlana Halid’in son halifesi olan Şeyh Halid el-Cezerî’nin yanına git ve orada eğitimine devam et” diye talimat verir. Şeyh Hamidî Mardinî, şecere kitabında yazıldığına göre Şeyh’ten halifelik alışını şöyle anlatmıştır: “Nasihatlerinden faydalanmak ve sözleri ile amel etmek üzere, salih bir kişi soruşturup araştırıyordum. Bu hususta düşünüp dururken, Şark’ta (Cizre) ilmi ile amil, istikamet sahibi, harika halleri olan bir Şeyh’in bulunduğu haberini aldım. Kalbim ona meyletti. Ben bu halde iken, Şeyh Halid’den bir mektup aldım. Mektupta kısaca; “Sen bize gelirsen iyi olur, inşallah senin fütuhatın bizim elimizle olacaktır.” deniliyordu. Şeyh Salih-i Sıpkî ise Botan bölgesi medreselerinden biri olan Tanzeh Medresesi’nde ilk eğitimini aldıktan sonra Şeyh Hâlid-i Cezerî’nin yanına, yani Basret’e gider ve burada icâzet alır. Şeyh Salih, hocasının vefatından sonra Basret Dergâhının postnişini olur ve irşad faaliyetlerine devam eder. Şeyh Halid, Hz. Yusuf gibi bir yüz güzelliğine sahipti. Bu yüzden kendisi için “Şeyh Halid el-Cezerî,  Sahibu’l-Vechu’l-Kamerî” deniliyordu.  Hatta nazardan sakındırmak için bazen hocaları kendisine yüzünü örtmesini tavsiye ederlerdi. Bu nedenle bazı mutasavvıflar tarafından gelenek haline getirilen, “Taylasan” denilen bir mendil ile yüzünü örttüğü oluyordu. Şeyh’in 4 kızı vardı. Bu kızlarından üçünü âlimlerle evlendiren Şeyh, bir kızını Cizre’den Ensari ailesine gelin etmiştir. Diğer kızlarından biri Şeyh Salihê Sipikî, biri Muhammed Mardinî, en sonuncusunu ise Şeyh İbrahim ile evlendirmiştir. Şeyh Halid ilim, irşad ile bir ömür geçirip, miladi 1839’da Basret’te vefat etti. Türbesi aynı köyün karşısındaki kabristandadır. Vefatından sonra kendisinin vasiyeti üzerine aslen Bitlisli Sipika aşiretinden olan Şeyh Salihê Sipikî, Basret postnişini oldu.   Basret postnişinleri şu şekilde sıralanır:
  • Şeyh Halid el-Cezerî
  • Şeyh Salihê Sipikî
  • Şeyh Esedê Hınukî
  • Şeyh Muhammed Aynî
  • Şeyh Halidê Zıbarî
  • Şeyh Ömer ez-Zenganî
  • Şeyh Hüseyin el-Basretî
Şeyh Halid’in Cizre’de halvetgah olarak kullandığı çok küçük bir odası ve kendisinin kullandığı, üzerinde Kur’an ayetleri yazılı olan bir tas kalmıştır. Cizre’deki ailesi Özkan, Oktaykaan ve Emek soy isimleri ile devam etmektedir.
Mehmet Emin Özmen

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS