Cömert; eli açık, ikram edici ve kerem sahibi demektir. Cömertlik; sehavet, ikram, ihsan ve yardım alışkanlığı anlamındadır. Cömertlik; insanın sahip olduğu imkânlardan başkalarına meşru ölçüler dâhilinde ve Allah rızasından başka hiçbir gaye gütmeden, ihsan ve yardımda bulunmasını sağlayan üstün bir ahlâk ilkesidir.
Cömertlik, ruhun bir melekesidir. Bu melekeye sahip olan insan, ferdi ve ictimai alanda ihtiyaç duyulan her şeye yardım eder. Hiçbir kimsenin zorlaması olmadan ihsanda bulunmayı gönülden yapar.
Cömert insanların kalpleri temiz ve zengindir. Kendi mali varlıklarıyla, her ne suretle olursa olsun başkalarına faydalı olmaya çalışırlar.
Cömert insanlar, Allah'ın kendilerine fazl ve kereminden verdiğine ve bunlarda da muhtaçların hakkı olduğuna inanırlar. Cömertliği kul hakkının temeli sayarlar. Kendi haklarını ise affederler. Kendi ihtiyaçlarını düşünmeden başkalarının ihtiyacını gidermeye çalışırlar. Hatta zaruri ihtiyacı olan bir şeyi, başka birine vermeyi tercih ederler.
Ne var ki çoğu insan cömertliğin ruhundan yoksun olduğu için ondan kaçarlar. Bunun başlıca sebebi ise: "şayet varlığımı başkalarına verirsem, azalır ve zaruret zamanında zahmete düşerim" düşüncesidir. Kur'an-ı Kerim, bu düşüncenin şeytandan gelen bir iğva olduğunu açıklar. Zira şeytan, daima insana cimriliği emreder ve fakirlikle onu korkutur.
İslam, bu duygu ve düşünceyi temelden reddeder. İslam'a göre mal ve servet herhangi bir şahsın veya bir zümrenin inhisarı altında değildir. Aslında Mal da mülk de servet de Allah'ındır. Her şeyin gerçek sahibi O’dur. O, malı mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alır. Bu konuda serbestlik O’nun elindedir. Ona engel olacak hiç kimse yoktur.
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, cömertliğin fazileti ve hasisliğin fenalığı hakkında, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: "Cömert kişi, Allah'a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır. Hasis, cimri kişi ise, Allah'tan uzak, insanlardan uzak, cennetten uzak ve cehennem ateşine yakındır. Cömert cahil, abid cimriden Allah'a daha sevimlidir." (Tirmizi)
İnsanların en cömerdi Allah'ın peygamberi sallallahu aleyhi vesellemdi. Onun cömertliğini Abdullah bin Abbas, (ra), şöyle anlatır: "Allah'ın Resulü, insanların en cömerdi ve en iyilikseveri idi. Ramazan ayında Cebrail aleyhisselam ile beraber bulunduğu zamanlarda her şeyini verirdi." (Müslim)
Cabir bin Abdullah da şöyle der: "Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem, kendisinden herhangi bir şey istendiğinde asla, "hayır!" demezdi." Hz. Ali'den de şöyle rivayet edilmiştir: "Resulüllah'tan bir şey istendiği zaman, eğer bu isteği yerine getirmek isterse, "peki" derdi. Yapmak istemediği zaman da susardı. Hiç bir şey için "hayır!" demezdi."
Şu halde, sonradan pişmanlık duymamak için, Müslümanın cömert davranarak Allah'ın kendisine ihsan ettiği malını sağlığında Allah yolunda ve Onun rızasına uygun bir biçimde harcaması gerekir. Yoksa bu imkân elinden çıktıktan sonra pişmanlık onun hakkı olur: "Sizden birinize ölüm (alametleri) gelip de: "Ey Rabbim, beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam" demeden önce size, rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayınız." (Münafikun, 10)
İmamı Gazali der ki: "Malı olmayan kişide hırs değil, kanaat olmalıdır. Malı olan kişide ise cimrilik değil, cömertlik olmalıdır." Asıl cömertlik, eldeki imkânları meşru ölçüde, gönüllü olarak ve karşılık beklemeden başkalarının yararına sunma eğilimidir. Bu anlamıyla cömertlik, gönül zenginliği ve genişliğidir. Bazı insanların malı olmasa da gönlü zengindir. Bazıları da malı, imkânı çok olsa da kanaati olmadığı için yine fakirdir, yoksuldurlar.
İslam, cömertliği bir fazilet olarak kabul edip yüceltmenin ötesinde onu bencil duyguların tatmin vasıtası olmaktan çıkarıp Allah rızası ve insan sevgisinden oluşan ahlaki bir manaya kavuşturmuştur. Kur'an-ı Kerim, malını Allah rızası için değil, sadece insanlara gösteriş olsun diye harcayan kimsenin bu davranışlarının ahlaki değer taşımadığını, yardımlaşmanın ancak insanlara iyilik etme niyetine dayalı olması gerektiğini vurgulamıştır. (bk, Bakara, 264)
Kur'an'da cömertlik öncelikle Allah'ın sıfatları arasında gösterilmiştir. Allah, sonsuz lütuf ve kerem sahibidir. O'nun bir adı da Kerim'dir. Bundan başka Kur'an'da yer alan Rahman, Rahim, Vehhab, Latif, Tevvab, Ğaffar, Afüv, Cevvad, Rauf, Hadi gibi ilahi isimler de Allah'ın cömertliğini değişik yönleriyle ifade eden kavramlardır.
Gerek Kur'an'da ve gerekse Sünnet-i Nebevi’de cömertliğin, ilahi bir sıfat ve peygamberlerin de sahip oldukları üstün bir fazilet olarak kabul edilmesi, Müslümanların bu konuya özel bir önem vermelerini gerektirmiştir. Ahlak kitaplarında geleneksel uygulama sürdürülerek diğer erdemler gibi cömertlik de israf ve cimrilik diye adlandırılan iki aşırılığın ortası sayılmıştır.
İsraf, şahsi ve ailevi harcamalarda aşırılığa kaçmak, nefsin kötü arzularını tatmin etme uğruna insani ve dini hiçbir gaye gütmeksizin eldeki imkânları saçıp savurmaktır. Cimrilik ise dinin ve örfün gerekli gördüğü yerlere harcama yapmaktan kaçınmaktır. Kur'an-ı Kerim'de Müslümanlara her iki aşırılıktan da sakınarak harcamalarında ölçülü ve adil olmaları emredilmiştir.
Kur'an'a göre cömert olabilmek için başkalarına yardım etmek yeterli değildir. Aynı zamanda bu yardımın isteyerek ve seve seve yapılması gerekir. Çünkü diğer bütün ahlaki faziletler gibi, cömertlik de insanda bir huy ve meleke haline gelmelidir. Dolayısıyla ara sıra veya isteksiz olarak ya da zorla iyilik yapan bir kimse cömert sayılmaz. Buna karşılık iyilik yapma iradesi taşıdığı halde bunu gerçekleştirme imkânına sahip olmayan insan cömert sayılır. (Gazzali, III/53, 58, 60)
İnsanda cömertliğin meleke halini alması güçlü ve doğru bir irade eğitimine bağlıdır. Bu anlamda peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme, hangi sadakanın daha değerli olduğu sorulduğunda: "Yaşama sevincin yerinde ve mala düşkün olduğun, zenginliği arzulamakta ve fakirlikten korkmakta bulunduğun zamanda verdiğin sadakadır." diye cevap vermiştir. (Buhari)
Cömertliğin diğer bir şartı da yardıma mukabil hizmet, mükâfat, övgü ve teşekkür gibi herhangi maddi veya manevi bir karşılık beklememek, gösterişten ve yardım edilen kimseyi rencide edecek tutum ve davranışlardan kaçınmaktır. Ayrıca yardım olarak verilen malın gözden çıkarılan bir şey olmayıp sahibi nezdinde değer taşıması da cömertliğin şartlarındandır.
Müslüman ahlâkçılar, yapılan hayrın miktarı, cinsi, hayır sahiplerinin mali imkânları, sosyal tabakalar arasındaki yerleri vb. açılardan konuya eğilerek cömertliği çeşitli tasniflere tabi tutmuşlardır. Buna göre cömertliğin en alt derecesi, şeriatın farz kıldığı zekât ve ailenin geçimini sağlamak gibi görevlerin yerine getirilmesidir. Bunun ötesinde iyilik yapmak ise kişinin ahlâk ve faziletteki kemal derecesine bağlıdır.
Bazı ahlakçılar cömertliği sehavet, cud ve isar olmak üzere üç dereceye ayırmışlardır. Bunlara göre, kişinin, imkânlarının çoğunu kendi şahsına ayırarak azını hayır yolunda kullanmasına sehavet, azını kendisine ayırarak çoğunu başkalarına ikram etmesine cud, gerektiğinde ihtiyacı olduğu halde kendisini tamamen mahrum bırakarak imkânını başkaları için kullanmasına da isar denir.
İsar, Haşr suresinin 9. Ayetinden alınarak terimleştirilmiştir. Söz konusu ayette, hicretten sonra Medineli Ensar'ın Mekkeli muhacirleri evlerine alıp mallarına ortak ederek yüksek bir cömertlik örneği göstermiş oldukları övgüyle anlatılmaktadır.
İbni Kayyim el-Cevziy "Medaricü’s-Salikin" adlı eserinde, yapılan hayrın cinsi bakımından cömertliği on mertebeye ayırmıştır. Bunlar bedeni imkânlar, makam ve mevki, rahat ve huzur, ilim ve servet gibi maddi ve manevi imkân ve kabiliyetleri, hayır yolunda kullanılmasından oluşur. Her insanda bunların tamamı bulunmayabilir, ama az çok her insanda bir miktarı bulunur. İnsanoğlu sadece sahip olduğu şeyden sorulur.
Cömertliğin en mükemmeli, Allah'ın cömertliğidir. Çünkü Allah (cc), hangi varlığın ne kadar ikrama ve ihsana layık olduğunu bilir ve o kadarını ikram eder. Ayrıca O’nun ihtiyaçtan münezzeh olduğu için ikrâmından dolayı kulunu minnet altında bırakmak gibi bir gaye güttüğü de düşünülemez. O, bu gibi şeylerden münezzehtir.
Sonuç olarak; Mümin cömert olmalı, cimri olmamalıdır. Bizim şanımız, şiarımız ve karakterimiz, cömertliktir. Allah'a yakın olmak, insanlara yakın olmak, cennete yakın olmak ve cehennemden uzak olmaktır. Cömert olmalıyız, cömertlikten zarar gören olmamıştır. Cömerdin eli hiçbir zaman darda kalmaz, işi yarıda kalmaz. O verdikçe Allah daha fazla verir. En son Şeyh Sadi Şirazi'nin şu beytiyle sözümü noktalamak istiyorum: "Malın zekâtını ver ki, daha da çoğalsın; asma bahçe budandığında daha fazla üzüm verir."
Mehmet Şenlik
Mehmet Şenlik