İnsanoğlu dünyada ebedi kalacakmış gibi uzun süreli hesaplar yapmaya, kendisini beklemekte olan ecelden habersiz bir şekilde uzak hedeflere doğru kürek sallamaya dursun, kader adeta bir örümcek sessizliği ve hassasiyetiyle ağlarını örmekte, insanların hesaplarını alt üst edip, planlarını boşa çıkarmaktadır.
Hayat çok garip Can Kardeşim! Dünya adeta zıtların mücadele meydanı, karşıtların arenası. Gece ile gündüz, karanlık ile aydınlık, ak ile kara, sıcak ile soğuğun… amansız mücadelesine hayatın neredeyse her alanında şahit olmaktayız. Hak ile batıl, iman ile küfür, doğru ile yanlış, madde ile mana, şeytan ile melek, Habil ile Kâbil, Musa ile Firavun, Ebu Bekir ile Ebu Cehil’in… mücadelesi bugüne kadar sürdüğü gibi, kıyamete kadar devam edecektir. Görünen âlemde kıyasıya devam eden bu cerbeze, insanın iç âleminde de aynı şekilde devam etmektedir. Sevgi ile nefret, korku ile ümit, müjde ile hüzün, sevinç ile keder… insan yüreğindeki aynı dalın gülleri ve dikenleri olarak boy göstermeye devam edeceklerdir.
Garabetler içindeki hikmetleri, zahmetler içindeki rahmetleri anlamış olmalısın Can Kardeşim! Rabbinden şeker istersin, O sana bal verir; şarap istersin, O sana süt verir. Tatlı ama zararlı olanı istersin; O ise sana acı ama faydalı olanı verir.
Boyundan büyük, haddini aşanı istersin; O ise kametine ve takatine göre verir. Sen sabırsızca ve acele ederek istersin; O ise sabırlıca ve zamanı gelince verir.
Sen meyvenin rengine (kızarmışlığına) aldanarak hemencecik koparmak istersin; O ise olgunlaştıktan, tadını aldıktan sonra verir.
Sen acılarından sancılarından bir an evvel kurtulmak için acele eden hasta gibi uygunsuzca isteklerde bulunursun; O ise uzman tabib gibi acı da olsa, gerekli olan tedaviyi uygular; verilmesi gerekeni yerinde, zamanında ve de dozajında verir.
Sen çocukça istersin, O ise yetişkince verir; sen cahilane istersin, O ise âlimane, hakimane bir şekilde verir.
Sen nefsine zulmedersin, O ise sana merhamette bulunur.
Zira O Âlim, Hâkim, Rahman ve Rahim olandır.
Büyük küçük, gizli aleni bütün günahlardan uzak durmalısın Can Kardeşim!
Zira günahlar kalpte onarılması güç derin yaralar açar. Ruha ıstırap, bedene yorgunluk verir. Hem Rabbinin emri değil mi; “haram sınırına yaklaşma!” zira yaklaşma beraberinde irtikâp-günahı işleme tehlikesini doğurur. Bembeyaz giysinle günah bataklığında yürümemelisin. Zira bu durumda elbisene necasetin bulaşması, çamurların sıçraması kaçınılmazdır.
Nasıl olsa ileriki zamanlarda tevbe eder, günahlardan arınırım gibi bir anlayışa kesinlikle kapılmamalısın. Çünkü günah kirlerinden arınma, kefaret dediğimiz çok zor bir ameliyatı, şartları ağır bir revizyonu, uygulaması güç bir formatı gerekli kılar. Günahlardan arınma ve günahların kefareti, bazen elimane bir hastalığı, bazen âcizane bir esareti, bazen garibane bir firağı, bir sürgünü ve bazen de beklenmedik bir musibeti gerekli kılabilir. Gaflet ve dalalet dönemlerinde ucuzundan ve kolayından bolca devşirilen günahların faturası kişiye çok pahalıya mal olabilir. Söz konusu ağır ve kabarık suç dosyası, hastane, hapishane, kabristan gibi arıtım rafinerilerinden geçmeyi gerekli kılabilir.
Mutluluğu dışında değil, içinde; uzakta değil, yakında; maddede değil, manada; tende değil, canda aramalısın can kardeşim! Karşılaştığın büyük musibetten ötürü “bu ne felaketti başıma gelen!” diyerek şekva etmemelisin. Şayet bu musibet dinine değil de dünyana, ruhuna değil de bedenine zarar veriyorsa, ondan hayır ummaya ve hayır devşirmeye bakmalısın. Kim nereden bilebilir ki; belki de bu hal, kabul olunmuş bir duanın, def edilmiş daha büyük bir belanın neticesidir. Veyahut kutlu bir doğumun sancısı, yüce bir mertebenin basamağı ve asla tahmin edemeyeceğin büyük bir mükâfatın nişanesidir.
Aydınlığın önemini kasavetli karanlıkta yürürken öğreneceksin Can Kardeşim!
Hidayetin önemini dalalet harabelerinden geçerken öğreneceksin.
Sevginin önemini nefret atlasını incelerken; gülün güzelliğini dikenli yollarda yürürken öğreneceksin
Seher vaktinin esrarını, namaz, dua, zikir ve tefekkürün hayat veren cazibesini,
Ana şefkatini, dost muhabbetini, gurbetin buz kesen kucağına düşünce anlarsın Can Kardeşim!
Üstadlarımızın baş tacı yaptıkları, yanı başlarına astıkları şu hikmet levhasına göz atmaz mısın Can Kardeşim! Bak ne güzel işlemişler:
“Dost istersen Allah yeter
Yaran istersen Kur’an yeter
Mal istersen kanaat yeter
Düşman istersen nefis yeter
Nasihat istersen ölüm yeter.”
Efendimiz (as) buyurmuşlar ki: “İki günü denk olan aldanmıştır.”
Dolayısıyla her güne farklı bir kazanımla girmek gerekmez mi Can Kardeşim? Her gün ilmen, fikren, amelen, tecrübe veya icraat itibariyle yeni bir gelişme göstermek, hizmet yolunda yeni adımlar atmak, Yaratana daha fazla yaklaşmak, amel defterine sevap adına yeni şeyler eklemek, günah yükünü bir nebze daha hafifletmek, insanlık bahçesine müfid bir fidan dikmek, beşeriyet havz-ı müştereğine müspet bir eser, müspet bir fikir aktarabilmek, keza hakikate farklı bir ışık tutabilmek, yepyeni bir çığır açmak… aklın kârı değil midir?
Hem kâinatta meylü’l istikmal yani kemale doğru bir ilerleyiş söz konusudur. Bu kaide kâinatın bütün unsurlarına şamildir. Kâinatın en esaslı üyesi olması hasebiyle, insanın bu ilerleyişe en fazla katkı sunması gerekmez mi?
Bilir misin Can Kardeşim! İnsan umudu adına yaşar.
Umutların bittiği yerde ölüm talep edilir.
Zorluklara göğüs germe, çilelere katlanma… hep umutları besleme, umutlara erişme adına olur. Bazen umutların tükendiği yerde yeni umutlar, yeni arzular filizlenir ruh-u beşerde. Bundan olacak ki şair; “Her ne kadar sonbaharda isen de gövdeni kestirme, gün gelir yeniden yeşereceksin.” Der.
Yüce Yaradan dileyince, en çorak topraklarda bile güller bitiverir.
O dileyince, keder bulutları çil yavrusu gibi dağılıverir.
O dileyince, Nar-ı Nemrut bostan-ı cinan oluverir İbrahimlere.
Gülistana dönüşüverir zindan-ı zalim Yusufilere.
O dileyince ne olmaz ki?
O halde umutlarını sımsıcak tut kardeşim, üşütmesinler; kavuşmaları gereken baharlar vardır.
Umut çiçeğine iyi bak da solmasın; buram buram koku salacağı yarınlar vardır.
Umut güvercinine iyi bak; yarına kanat çırpacağı uçsuz bucaksız masmavi gökler vardır.
Ey Allah’ım!
Kuruduktan sonra ümid ağacını yeşerten Sensin.
Hayat bahçesinde gülleri bitiriveren, oracığa bülbülleri salıveren Sensin, SEN!
Cihan Bozoba / İnzar Dergisi – Ekim 2012
Cihan Bozaba