Her yılbaşında olduğu gibi bul yılbaşında da yaşananlar cahili adetlerin toplumu sürüklediği buhranı gözler önüne serdi. biz de bu ayki sayımızda cahiliyenin toplum üzerindeki tahribatı, cahiliye adetleri ile mücadelede alimler ve yöneticilerie düşen görevleri Araştırmacı yazar Hasan Sabaz Hoca ile konuştuk. Bu tür cahili adetlerle mücadelede gerek ulemaya gerek, Müslüman Yöneticilere gerekse bilinçli müslümanlara büyük görevler düştüğünü dile getiren Sabaz, Resulullah (s.a.v)’nincahiliye ile mücadele metodunun çok iyi anlaşılması gerektiğini söyledi.
Sizleri Hasan Sabaz Hoca ile yaptığımız röportajla başbaşa bırakıyoruz;
Hocam öncelikle cahiliye nedir? Cahiliyenin felsefesi nasıl bir toplum inşaa etmek istiyor?
Cahiliye kavramı islam’ın gelişi ile farklı bir anlam kazanmıştır. Normalde bilinen anlamı “bilgisizlik”tir. Cahil de bilgisizce işler yapan ve bilmeyen kişidir. İslam’dan sonra ise tanımı değişmiştir. Cahiliye kavramı, sözlük anlamından çok akidevi yönü ile bilinir. Allah inancı ile ilgili yanlışlar ve sapmalar için bu kavram kullanılmıştır. Onlarda Allah inancı vardı; ancak Allah’ın kimi sıfatlarını başkalarına veriyor, Allah’ın hükmü yerine heva ve heveslerinden hükümler çıkarıyor ve buna tabi oluyorlardı. Cahiliye düşüncesinde Allah hakkında yanlış zanna kapılmak, O’nun ilahlığını hakkıyla takdir edememek vardır. Kur’an-ı Kerim’de Uhud savaşı sırasında yanlış düşünenlerin durumu anlatılırken bu kavram da net olarak anlatılır. “… Bir grup da can kaygısına düşmüşlerdi. Cahiliye devri inancı gibi Allah hakkında haksızca zanda bulunuyorlardı.”
Cahiliyenin bir felsefesi var mı, o da tartışılır. Heva ve heveslere göre dizayn edilen toplumlarda cahili yaşam tarzı da dinamiktir. Cahiliye Allah’a isyandır. Allah’a isyanda sınır tanımayanlar, vahyin onurlu bir yaşamı öngören yaşam tarzına tahammül edemezler. Değerlerin aşındırıldığı, ahlaksızlıkların önünün açıldığı, nefsin ve bireysel hazların putlaştırıldığı bir toplum öngörüyor cahili düşünce.
CAHİLİYE İLAHİ SINIRLARI REDDERDER
Cahiliyenin temel dinamikleri nelerdir? bu dinamiklerin edebiyata, sanata ve mimariye yansıması nasılsıdır?
Cahiliye, ilahi sınırları reddeder. Üretim ve tüketim araçları değiştikçe cahiliyenin üslup ve tavrı da değişir. Şeytanla işbirliğine dayalı bir sistem olduğu için bulduğu boşluklardan faydalanmayı iyi bilir. Bazen kışkırtıcı şiirlerle toplumun kodlarını değiştirmeye çalışır, bazen kadın ve erkeklerin giyim tarzına gizli müdahalelerle kendini hissettirir.
Temel dinamikleri günahlardır. Araç ve şekillerde değişiklikler olsa da günahlarda değişiklikler olmuyor.
Birkaç örnek üzerinde duralım:
İçki: Her zaman en önemli saptırma aracıdır. Bazen eğlence vasıtası olarak sunulurken, bazen acıları unutma vesilesi olarak lanse edilir. Kötülüklerin anası olan “İçki” başka günahlara da zemin hazırladığı için cahiliyenin en önemli vazgeçilmezidir.
Zina: Cahiliye, toplumu ifsad etmek ve aile kurumunu ortadan kaldırmak için zinayı devreye sokar. Zinanın meşrulaştırılması için şeytani tüm planlar devreye konur. Zinayı cazip hale getiren araçlar ve söylemler medya aracılığıyla duyurulur. İsimlerinin önünde “Profesör” titri bulunan kimi malumat sahibi cahiller aracılığıyla, psikolojik ve sosyolojik tahliller yaptırılır, namus kavramı deforme edilir. Hayatları zina ile dolu kimi tipler topluma rol model olarak sunulur.
Kumar: Toplumu içten içe kemiren en önemli cahiliye araçlarından biridir. İnsan iradesini zayıflaran tehlikeli bir hastalıktır. Günümüzde cahili değer yargıları kötü ve iyi kumar diye iki kategorilendirme yapıyorlar. Zenginler için serbest kumar alanları oluşturulurken toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir yangın için piyango ve loto türün araçlardan faydalanılmaktadır.
Cahili kültür ve yaşam tarzı, edebiyat ve sanatın üzerine bir kabus gibi çökmüştür.
Resim ve heykellerle ahlaksızlık bir literatüre ve geleneğe sahip olmuştur. Tanımlar cahili geleneğe göre yapıldığı için eleştiriler de belirlenmiş sınırlar içerisinde yapılabiliyor. Alternatif sunma imkanı neredeyse yok gibi.
Edebiyat için de cahili düşüncenin hakimiyeti var demek yanlış olmaz. Bozacı-şıracı meselesinde olduğu gibi cahili sistemi savunan ve betimlemelerle zihinlerde iz bırakılması istenen eserler yine cahili düşünceden beslenmiş eleştirmenler tarafından öne çıkarılıyor ve topluma sunuluyor.
Cahili düşüncenin mimarideki tezahürü de ayan beyan ortadadır. Mahremiyetin azaltıldığı karma yaşam alanları öngörülerek yapılar tasarlanıyor. Yardımlaşmanın ve komşuluğun azaltılması niyetiyle tasarlanan yapıların bir özelliği de aynı sosyal sınıfları yakınlaştırmak ve sınıf farkını yaşam alanlarıyla daha belirgin bir hale getirmektir.
Buna karşılık İslam nasıl bir toplum inşaa etmek istiyor? temel dinamikleri nelerdir ve edebiyat, sanat ve mimariye yansıması nasıldır?
İslam’ın toplum tasavvuru her yönüyle cahiliyeden farklıdır.
Kur’an ve Sünnetin sınırlar koyduğu yaşam tarzında insanın onurlu bir yaşam sürmesi ve salih amellerle Rabbinin huzuruna ak bir yüzle çıkabilmesi hedeflenir. Günahların önünün kesildiği, iyiliklerin tavsiye edildiği, tüm sosyal sınıflara öncelikli olarak kulluğun hatırlatıldığı bir toplumdan söz ediyoruz.
Aile kurumunun korunması ve nesil emniyeti için önlem alınmasını ister islam.
İyilik ve takvada yarışan insanların yoğunlukta bulunduğu bir toplumun ne kadar huzurlu olabileceğini herkes hayal edebilir sanırım.
İslam’da esas olan Allah’a O’nun istediği gibi ibadet etmektir. Bunun için vahiy bilgisine, peygamberin örnekliğine, öncülerin duruşunu bilmeye ve temiz bir akla ihtiyaç vardır.
Bunlardan dolayı kolaylıkla şunu söyleyebiliyoruz: İslam’i yaşamın temel esası “İman ve salih ameller”dir.
Bu esasların sanat, edebiyat ve mimaride nasıl bir dili ve görüntüyü ortaya çıkardığını geniş geniş izah etmeye gerek yoktur sanırım. Konuyu genişçe araştırmak isteyenlere merhum İzzetbegoviç’in eserlerini tavsiye edebiliriz. İzzetbegoviç, ateizmde sanatın imkansızlığını anlatırken önemli tespitlerde bulunur. Bunun yanı sıra batılı edebiyatçılardan Tolstoy, islam’daki sanat anlayışının insaniliği ve yüceliği karşısında ahlaksız betimlemeleriyle batı sanatının yerlerde sürünüşünü anlatır.
İslam’ın etkilediği mimaride esas olan mahremiyetin korunmasıdır. Teşhircilik ve lüks tüketimin tavsiye edilmemesi, infakın ön plana çıkarılması göz ardı edilemeyek konulardır.
YENİ NESİLLERİN ZİHİN DÜNYASI BOZULUYOR
Cahiliye adetlerini taklid etmenin tehlikelerinden söz edebilir misiniz?
Cahiliye adetlerini taklid etmek islami gelenekten kopuşun göstergelerindendir. İslam’ın ifsad edici gelenekleri kaldırdığı bilinmesine rağmen onlara yönelmek sözlük anlamıyla cahillikten ya da kompleksten kaynaklanabilir.
Giyimde, üslupta, alışveriş ve kutlamalarda cahiliye adetlerini taklid etmek yeni nesillerin zihin dünyasında da tamiri zor tahribatlara neden olabilmektedir. Zamanla özümsenen bu adetlerle islami ilkeler yozlaştırılmakta ve yanlış yorumlarla anlamından uzaklaştırılmaktadır. Zamanla bu taklidin akidevi alana da girmesi tehlikesi vardır. Bu değişmez kurallardan biridir: İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.
Cahiliye kalıntılarının / izlerinin silinmemesinin sebepleri nelerdir? Alimlerin ve yöneticilerin bundaki kusurları nelerdir?
Aslında kimi dönemlerde bu izler büyük oranda silindi. Rasulullah ve onun ashabı bu konuda oldukça hassastı. Bilal (r.a)’a “siyahi kadının oğlu!” diyerek hakaret eden Ebu Zer radiyallahu anh’ı, Peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle uyarmıştı: “Onu annesinin renginden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek ki sende halen cahiliyeden izler vardır.”
Peygamber aleyhissalatu vesselam, cahiliye döneminde kız çocuklarına yönelik aşağılayıcı tutuma karşılık islam’ın mesajını şöyle ifade etmiştir: “Kimin bir kız çocuğu olur, onu gömmez, hor ve hakir görmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse, Allah bu kız çocuğu sebebiyle onu cennete koyar.”
Ashap arasında bir tartışma sırasında seslerin fazla yükselmesi karşısında Allah rasulünün tepkisi manidardır: “Şu cahiliye çığlığını bırakınız! O ne kötü şeydir.”
Peygamber sonrası ashab-ı kiram da bu kanuda oldukça hassastı; ancak sonraki dönemlerde kimi cahiliye adetlerine geri dönüldü. Her dönem vahyin mesajını yayarak cahiliyeye savaş açan alim ve önderler olmasına rağmen maalesef kimi adetler toplumda iyice yer etti. Bunun en önemli sebepleri yöneticilerin saltanatlarını koruma kaygısıyla hareket etmeleri ve ilmiyle amil olan alimlere karşı şiddet göstermeleriydi. Kimi alimler de mal ve makam hırsıyla, yöneticilere yakın olma arzusuyla cahiliye adetlerine göz yumdu.
Kimi alimler ve yöneticilerin cahiliye adetlerine göz yumma gerekçeleri de tolumda kargaşaya zemin vermeme iddiasıydı. Oysa cahiliyenin kendisi başlıbaşına kargaşa ve kaostur. Sonunda insanı cehenneme kadar götürebilecek davranışlara göz yummanın hiçbir mazereti olamaz. Dönemsel sessiz kalmaların belki izah edilebilecek bir tarafı varsa da yanlışların savunulmasının ve bu meselede otoriteye destek verilmesinin izah edilebilecek bir tarafı yoktur. Alimlerin ve yöneticilerin sorumluluğu avamın sorumluluğundan daha fazladır.
EFENDİMİZ (S.A.V) CAHİLİYEYE KARŞI DEVRİM YAPMIŞTIR
Hz. Resullullah’ın cahiliyeden kalma adetleri kaldırmadaki titizliğinden söz edebilirmisiniz?
İslam özü itibariyle esenlik, huzur ve selamettir. Bazen ıslah ile bu sağlanır, bazen de devrim ile. Yanlışlara bulanmış örfe karşılık ıslah yolu benimsenirken, cahili adetlere ve cahili yaşam tarzına karşı bir devrim yapılmıştır. Peygamber aleyhissalatu veselam da Allah’tan aldığı emirleri uygulayan bir elçi ve hidayet rehberidir. Elbette ki cahiliyenin kökeninde şeytani rehberliğin olduğunu biliyordu. Bu sitemin ıslah edilemeyeceğini, tümüyle ortadan kaldırılması için uğraşmak gerektiğini ona rabbi öğretmişti.
Şu tespiti yaparak sorunun ikinci kısmına geçebiliriz inşaallah. Sosyal hayat boşluk kabul etmez. Cahiliye sonrası oluşturulan islami yaşam tarzı kapsayıcı olmak zorundaydı. Boşluklar kalması halinde bunların tetikte bekleyen cahiliye tarafında doldurulması mümkündü. Cahiliyenin de bir söylem ve fiille geldiğini; ama zamanla akidevi alana kadar sirayet edebildiğini gözden kaçırmamak gerekir. Bu yüzden Peygamber aleyhissalatu vesselam Allah’tan aldığı emirlerle yaşamın her alanına alternatifler sundu. Örnek bir toplum oluşturuldu. Böylece sonraki dönemlerde meydana gelebilecek sapma ve savrulmalara rağmen insanların önünde takip edebilecekleri bir model oluştu.
Bunu günüzmüzle kıyaslayacak olursak önderler ve alimlerin yılbaşı gibi kutlamaları gibi cahili adetlerin önünde set olma konusuna daha fazla önem vermeleri gerekmez mi?
Yılbaşı kutlamaları beraberinde çok sayıda günah bulunduran saptırıcı ve cehenneme götürücü cahili adetlerden biridir. Medya ve sermaye çevreleri toplumun bu cahili adeti karşılaması ve kutlaması için büyük bir çaba içerisine giriyorlar. Tüketimin artırılması kapitalistin en önemli çabasıdır. Bu tip kutlamalar da tüketim çılgınlığına neden olabilmektedir.
Alimler bu işin üzerinde durmalıdır.
Bu konuya önem vermek önemlidir; ancak bunun söylemde kalmaması gerekir. Alimler misyonlarının gereğini yerine getirip toplumu uyaracak ve onları cahiliyenin sonunun cehennem olduğu konusunda bilgilendirecektir. Bununla beraber unutulmuş islami adetleri tekrar gündeme getirmek ve yaşatmak için bir çaba içerisinde olmak gerekir.
Daha açıkçası gündemlerimizi biz belirlersek başkalarının buna müdahil olmasının önüne geçebiliriz. Bayramlarımızı zaten kutluyoruz. Onun dışında da islami geleneği gündemde tutma, anma ve anlama etkinliklerine ağırlık vermeliyiz. Cahili adetlerin sızması ihtimaline karşılık boşlukları kapatmalıyız. İslamın kazandırdığı şerefi ve cahiliyenin insanı cehenneme kadar alçaltmasını sürekli gündeme getirmeliyiz.
İslam ile şereflendikten sonra cahili davranışlar sergileyen Peygamber efendimizin şu sözlerini unutmamalıyız:
“Ey Müslüman topluluk, Allah’tan korkun! Ben aranızda bulunuyorken, Allah sizi İslâm’a kavuşturmuş, onunla müşerref kılmış, câhiliyye zihniyetinden kurtarmış, küfürden uzaklaştırmış ve sizi birbirinize dost kılmışken nasıl oluyor da yine câhiliyye dâvâsıyla birbirinize düşebiliyorsunuz!”
Talha Bal / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
İnzar Röportaj/Söyleşi