Üzerinden asırlar geçse de onlar canlıdırlar. Arkalarında bıraktıkları miras problemlerin çözümünde mazlum ve mustazaf halklar için yegâne kurtuluş reçetesidir.
Hicretin 5.yılında Medine sokakları Müslüman olmak için adeta yarış edercesine akın akın kavim ve kabilelerin İslam’a girmesiyle şenleniyordu. Muzeyne kabilesi de bu durumu merak ediyor bu yeni dini ve davetçisini yakından tanımak istiyordu. Numan b. Mukarrin el Muzeyni de hendek savaşından sonra Hudeybiye sulhundan önce Hz Peygamber (s.a.v) ile görüşmek üzere kavmi ile beraber Medine’ye geldi.
Muzeyne kabilesinin lideri Numan b. Mukarrin bir gün kabilesinin yaşlılarıyla birlikte otururken onlara şöyle dedi:
“Ey kavmim! Vallahi biz Muhammed`den iyi şeylerin haberini alıyoruz. Onun davetinden; hep merhamet, iyilik ve adalet haberlerini duyuyoruz. Başkaları ona koşarken, biz niçin yavaş davranıyoruz?”
Numan daha sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Ben, yarın erkenden ona gitmeye karar verdim. İçinizden kim benimle beraber olmak istiyorsa, hazırlansın.”
Muzeyne kabilesinin yaşadığı yörede kıtlık vardı, yine de Numan Medine’ye eli boş gitmek istemiyordu. Kendisi ve kardeşlerinin evlerini dolaştı. Hz Peygamber (s) e hediye götürmek üzere kıtlıktan arta kalan birkaç koyunu topladı.
Numan`ın sözleri kavmine çok tesir etmişti. Ertesi gün koyunlarını alıp sabah, on karde¬şini ve kabilesinden 400 akrabası ile beraber Rasûlüllah (s.a.v)’la görüşmek için Medine’ye doğru yola çıktı. Kavmi ile birlikte Hz. Peygamber (s.a.v)’in huzuruna çıkan Numan topluca Müslüman oldular. Bu olay Medine’de adeta bayram havasını estirdi. Numan, Hz. Peygamber (s.a.v)’in şu övgüsüne mazhar oldu.
“İman ve nifakın evleri vardır. Mukarrin oğullarının evi iman evlerindendir”
Numan artık Resûlüllah (s.a.v)’ın sancağı altına girmişti. Hz. Numan cesur bir sahabeydi. Bu cesaretini de İslam’ın yayılması yolunda kullandı. Cihat ordularına iştirak etti, Mekke’nin fethinde sancaktarlık yaptı, Huneyn savaşında hazır bulundu.
Hz. Ebû Bekir’in hilafeti zamanında Hz. Numan, kavmi Beni Muzeyne ile bir¬likte irtidat olaylarının bastırılması için dinden dönenlere karşı savaştı.
Hz. Ömer (ra), hilafeti döneminde onu Kesker vilayetine vali olarak gönderdi. Fakat kocaman vilayet ona dar geliyordu. Sarayda oturmak, cihat meydanlarından uzak kalmak tüketiyordu Numan’ı. Çünkü o idarecilik görevinin ağır bir yük olduğunu biliyordu. Nihayet dayanamadı ve bir gün müminlerin emirine yazdığı bir mektupta şunları söylüyordu: “ Ey müminlerin emiri! Benim ile Kesker vilayetinin meselesi şuna benzer: Bir taraftan genç bir delikanlı öbür yandan yüzü iyice buruşmuş acuz bir kadın düşünün, kadın delikanlının gönlünde yer bulsun diye sürekli süsleniyor, ama bir türlü gencin gönlüne giremiyor. Ey müminlerin emiri! Benim ile Kesker vilayetinin durumu da buna benzer. Dünya benim için süsleniyor ama benim onlarda gönlüm yok. Ben dünyanın bütün mal, makam ve mertebelerini ihtiyar, sırtı kambur, yüzü buruşmuş; fakat makyajla bunları kapatmaya çalışan boyalı bir kadına benzetiyorum. Ne olur beni al buradan. Ben dünyaların üzerinde oturmak, paralara hükmetmek, dünya makamları ile kocaman bir ömür tüketmek istemiyorum. Beni valilikten alınız, Müslümanların ordularının içinde cihada gönderiniz.”
Onun bu ısrarı üzerine Hz. Ömer ( ra) onu valilikten aldı. Bir süre sonra Sa’d b. Ebi Vakas onu zekât memuru olarak tayin etti. Fakat gönlü cihad ve şahadet aşkıyla yanan Numan buna da itiraz etti. Çünkü O valilikten daha önemli bir hizmete kendini istihdam etmek istiyordu.
Ve tekrar halifeye şikâyette bulunarak kalan ömrünü cihad meydanlarında geçirmeye kararlı olduğunu iletti.
Mektubu alan Hz. Ömer Sa’d b. Ebi Vakas’a “ Numan’ı önemli cihad merkezlerinden Nihavend’e komutan olarak tayin etmesini emretti. Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde Bedir ve Uhut ne ise ikinci halife döneminde de Nihavend oydu. Ve nihayet Numan komutan olarak Nihavend’e gönderildi.
Hicri 21.yılda (Miladi:642) Meşhur Nihavend savaşından önce Hz. Ömer, Numan b. Mukarrin başkanlığındaki bir heyeti Kisra Yezdücerd`e gönderdi.
Heyet, Kisra`nın Medain’deki sarayına vardığında, huzuruna gir¬mek için izin istediler. Kisra girmelerine izin verdi. İslam devletinin elçileri kendilerini tanıttı.
Kisra: Sizi buralara kadar getiren sebep nedir? diye sordu.
Numan, Allah`a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle cevap verdi:
“Ey hükümdar! Daha önce bizler cahil bir kavim idik. Allah bize merhamet etti ve bize iyiyi ve kötüyü tanıtıp bizi ondan sakındıran bir peygamber gönderdi. Bizler de davetini kabul ettik ve Müslüman olduk. Kısa bir zamanda Allah darlığımızı genişliğe, zilletimizi izzete, aramızdaki düşmanlığı da kardeşlik ve merhamete çevirdi.
Bize, insanları hayırlı şeylere davet etmemizi ve önce yakınları¬mızdan başlamamızı emretti.
Ey hükümdar! Sizi İslam dinine davet ediyoruz. Dinimiz; iyiliği güzel, kötülüğü de çirkin gören bir dindir. Bu din, inananları küfrün karanlık ve zulmünden, imanın aydınlık ve adaletine götürür. Eğer İslâm’ı kabul ederseniz; aranızda Allah`ın Kitabını koyar, onun hükümleriyle hükmetmek üzere, bazı zevatı bırakır, sonra çıkar gider ve sizi kendi halinize bırakırız. Şayet bu daveti kabul etmezseniz, sizden cizye alır ve sizi himaye ederiz. Cizye vermeyi de kabul etmezseniz sizinle sa¬vaşırız.”
Tıpkı bir zamanlar Habeşistan’a giden ve Kralın sarayında hakkı haykıran Hz. Cafer gibi Yezdücerd’in sarayında hakkı haykırdı.
Yezdücerd Numan’ın sözleri karşısında çok hiddetlendi ve şöyle dedi:
“Dünyada sizden daha bedbaht ve zelil, sayıca sizden daha az, daha dağınık ve hali daha perişan bir kavim yoktu. Daha önce biz, sizin durumunuzu bölge valilerimize havale ediyorduk, onlar hem asayişinizi hem de bize itaatinizi sağlıyorlardı...”
Ey Numan! Git komutanına söyle, eğer bir ihtiyaçtan dolayı buralara kadar gelmişseniz size biraz erzak verir, sizin ve kavminizin ileri gelenlerini giydirip sizi kendi memleketinize göndeririz”
Numan: Hayır, bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur. Aksine komutanımız bizi size elçi olarak gönderdi, şunlardan birini seçmenizi tavsiye etti. Bunlar ya cizye vereceksiniz ya teslim olacaksınız ya da sizinle savaşırız.
Kisra, Numan’ın sözleri üzerine çok hiddetlendi ve öfkelenerek şöyle dedi: “Eğer elçiye zeval yoktur, kaidesi olmasaydı, And olsun ki sizi öldürürdüm. Kalkın, benim size verecek hiçbir şeyim yoktur. Komutanınıza söyleyin, hepinizi Kadisiyye hendeğinde gömecek olan komutanım Rüstem`i üzerinize gönderiyorum.”
Daha sonra Kisra, kendisine bir çuval toprak getirilmesini emretti. Toprak getirildi. Yezducerd İran’ın bu toprağını Numan’ın sırtına yükleyip bu şekilde onu geri gönderdi.
Numan dışarı çıktığı zaman arkadaşları “ Ey Numan! Hani elçiye zeval yoktu?” diye sordular. Fakat Numan onlar gibi düşünmüyordu, arkadaşlarına: Hiç endişe etmenize gerek yok; Bugün ben bir çuval İran topraklarını sırtlayıp Medine’ye taşıyorum, inşallah yarın bütün topraklarını alacağız.” dedi. Daha sonra bu toprağı Medine’ye götürüp Sa’d’a verdi. Sa`d, Allah`ın İran`ın fethini Müslümanlara nasip edeceğini ve onların toprağına Müslümanların sahip olacağını müjdeledi. Ve aynen dediği gibi de oldu. Kısa bir süre sonra Nihavend’de Rustem ordusuyla birlikte İslam ordusu tarafından yenilecek Medain’in kapıları açılacak ve İran toprakları Müslümanların eline geçecekti.
Ve bir müddet sonra Yezducerd Medine’yi yerle bir etmek için Rustem komutasında 150 bin kişilik bir ordu hazırladı. Bu haberi alan Hz. Ömer şurayı topladı. Hz Ömer Numan b. Mukarrin komutasında 30 bin kişilik İslam ordusunu Nihavend’e göndermeye karar verdi. Nihavend, İslam tarihinde bir dönüm noktası olacaktı ya İslam’ın izzeti İran topraklarına kadar yayılacak ya da ateşperest İran ordusu Müslümanları yendikten sonra Medine üzerine yürüyecek ve İslam’ın kalesini düşürecekti.
Bir çarşamba günü, iki ordu Nihavend’de karşı karşıya geldi. Numan bin Mukarrin tekbîr alınca, bütün İslâm ordusu tekbîr aldı. İran ordusu üzerinde derin bir korku bırakan tekbir sesleri yeri göğü inletti.
Nu`man bin Mukarrin kumandasındaki İslâm ordusu ile Nihavend yakınlarında putperest İran ordusu arasında harp başladı. Savaş cuma gününe kadar devam etti. Hz. Numan cuma hutbesinde İslam mücahitlerine şu tavsiyelerde bulundu
Üç tekbirle düşmanın üzerine hücum ediniz. Ben bile olsam, biri şehid düşerse, kimse onun yanında toplanmasın. Hiç kimse hücumdan geri durmasın! Ayrıca herkes abdestli olsun” dedi ve sonra şöyle dua etti: Allah’ım! Müslümanların zafer kazanması yolunda gözlerimi aydınlat! Numan`a şehîdlik ihsân eyle! Zaferi müyesser kıl!” Bütün İslâm ordusu, "âmin" dedi. Evet O bir daha Medine’ye dönmek istemiyordu. Valiliğe geri dönmek istemiyordu. Halife Ömer’in kendisini altın ve gümüş zekatına göndermesini istemiyordu.
Bundan sonra, Nu`man bin Mukarrin atına binip, askeri dolaştı. Her sancağın yanında durup, onları harbe teşvik edip coşturdu.
Hazret-i Numan bayrağı üç defa salladı. Sonra İslâm ordusu hücuma geçti. Çetin bir savaş başlamıştı. Bir mücahit yere düşmüştü. Bu, İslâm ordusunun kumandanı Nu`man bin Mukarrin idi. Nu`man düşmüştü ancak İslam mücahitlerine sesleniyordu: Kimse benimle oyalanmasın, benim halim sizi gevşetip korkutmasın, üzerimi örtünüz ve düşmanın üzerine saldırınız.
Cihad edecek komutan cihada âşık olacak ki asker onu sevsin. Komutanın yüreği bir dağ gibi metin olacak ki askerleri aslanca düşmanla savaşabilsin. Asker komutanından feyz alır, cesaret alır. Bundan dolayı asrısaadetteki korkusuz komutanlar az sayıdaki mücahitle büyük orduları yendiler.
Numan bin Mukarrin yere düşünce, bayrağı Huzeyfe bin Yemân aldı. Bu sıradaki manzarayı Hazret-i Ma`kil bin Yesar şöyle anlatır:
Allah Müslümanlara zaferi müyesser kılmış, İran ordusu hezimete uğramıştı. Savaş bitmişti. Nu`man bin Mukarrin`in yanına gittim. Vefat etmek üzere idi. Su getirip yüzünü yıkadım bana:
- Sen kimsin? dedi.
- Ma`kil bin Yesar`ım, dedim.
- Müslümanlar ne yaptılar? Diye sordu.
- Allahu Teâlâ zaferi müyesser kıldı, deyince Allah’a hamdetti ve bu zaferi Hazret-i Ömer`e yazınız." dedi ve sonra cennete yürüdü.
Evet, o Nihavend’in toprağını Medine’ye taşırken Niahvend’i getirdim, onu teslim aldım, diyerek bir Nevi Kadisiye fethinin de müjdesini veriyor ve İran’a giden kapıyı aralıyordu.
En büyük komutan Hz Muhammed (s.a.v)’in komuta kademesinde görev yapan Numan b. Mukarrin ve benzerleri Kur’an’ı yaşadılar, yaşatmak için de cepheden cepheye koştular. Selam olsun Asrısaadetten bu yana Hz. Peygamberin komuta kademesinde tevhid sancağını omuzlarına yükleyip bu uğurda korkmadan muvahidlere öncülük yapan İslam şehitlerine.
1-Musned Ahmet b. Hanbel:c.5.s.444
2-El Kamil fit tarih: c.2.s.214
3-İbnul Esir :c.11.s.211
4-Futuhul Buldan :s.311
Mahmut Kılınç / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
Mahmut Kılınç