İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Bir Yahudi Teşviki Olarak Gıybet

2012-08-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Yahudilerin projesini çizip mimarisini öz elleriyle tamamladıkları modern çağ, bizi öylesine etkisi altına aldı ki, bizi öyle değiştirdi ki doğruluk-yanlışlık, hafiflik-ağırlık ölçülerimiz değişti. Allah (cc)`ın ve Resulü(salallahu aleyhi ve sellem)`nün yanlış bulduğunu doğru; ağır bulduğunu hafif bulmaya başladık.
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin tecessüsünü yapmayın, birbirinizin gıybetini yapmayınız. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun, şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Hucurat: 12)

“… Bir grup sahabe yanlarından ayrılan arkadaşlarının ardından konuştular. Sonra Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selama gidip ‘Biz şu kadar gündür et yemedik’ dediler. Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selam; ‘Siz şimdi kardeşinizin etini yediniz, dişlerinizin arasında o etin kalıntıları vardır, hatta o etin kırmızılığı yüzünüzde görünüyor’ dedi.” (El Müstedrek)

“Hz. Resulullah(salallahu aleyhi ve sellem)’ın zamanında kötü kokulu bir rüzgâr esti. Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selam ‘münafıklardan bir grup, Müslümanlardan bir grubun gıybetini yapıyor. Bu kötü kokulu rüzgâr ondan esiyor’ buyurdu.” (Buhari)

“Hz. Resulullah (salallahu aleyhi ve sellem) ‘Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?’ diye sordu. Ashab; ‘Allah ve Resulü daha iyi bilir’ dediler. Resulullah(salallahu aleyhi ve sellem); ‘Kardeşinizi hoşlanmayacağı bir şeyle anmanızdır’ buyurdu. ‘Bizim söylediğimiz kardeşimizde varsa ne dersiniz?’ dendi. Resulullah; ‘Söylediğiniz onda varsa muhakkak onun gıybetini yapmışsınız. Söylediğiniz onda yoksa bu durumda muhakkak ona iftira etmişsiniz’ dedi.” (Müslim)

Yahudilerin projesini çizip mimarisini öz elleriyle tamamladıkları modern çağ, bizi öylesine etkisi altına aldı ki, bizi öyle değiştirdi ki doğruluk-yanlışlık, hafiflik-ağırlık ölçülerimiz değişti. Allah (cc)’ın ve Resulü(salallahu aleyhi ve sellem)’nün yanlış bulduğunu doğru; ağır bulduğunu hafif bulmaya başladık.

Yahudi, çağ üzerindeki iktidarını sürdürmek için, pek çok aracın yanında bir de ‘magazin’ diye bir şey üretti.

Nedir magazin? Gıybettir, dedikodudur. İnsanlar, gıybetle, dedikoduyla eğlenip uyuşurken, birbirlerinden nefret edip parçalanırken Yahudi, çağ üzerindeki iktidarını sürdürecek.

Bu, bir komplo teorisi değil. Ya da “Her kötülük Yahudi’den gelir” yaygın kanaatinden ulaşılan bir kanaat değil. Öz be öz bir tespittir, delilli, ispatlı bir doğrudur.

Magazin dergi ve gazetelerinin künyelerine bakın. O dergi ve gazetelerin ya kurucuları ya bizzat mevcut sahipleri Yahudi`dir. (Ya da onların reklam vericisi olarak sponsorları Yahudi’dir. Neredeyse istisnası yok. Hitler öncesi Avusturya, Almanya’sında böyleydi. Bugün Avrupa’da da böyledir. İslam dünyasında da böyledir.)

Yahudi, hem magazin satıcılığından para kazanıyor. Hem onunla insanları duyarsızlaştırarak, uyuşturarak ve en kötüsü onların ölçülerini bozarak insanlık üzerindeki iktidarını sürdürüyor.

Bu magazin çağında öylesine bir duyarsızlık oluştu ki, ölçülerimiz öylesine değişti ki, ölçülerimiz öylesine bozuldu ki…
Yüce Allah, gıybeti mü`minin kendi ölü kardeşinin etini yemesine benzetiyor.

İnsan eti yemek… Kişinin ölü kardeşinin etini yemesi… İslam, insanlığa ne kadar yakınsa bu, insanlığa o kadar uzak bir hal…

Modern Yahudilik ne kadar iğrençse bu o kadar iğrenç bir hal… Modern Yahudilik üretimi alışkanlıklar, İslam’a ne kadar ters ise bu, İslam’a o kadar ters bir hal…

Allah’ın Resulü(salallahu aleyhi ve sellem), gıybet yapanın dişlerinde kardeş etinden izler görüyor, kardeş etinden kızarıklığı yanaklarda gösteriyor…

Kişinin dişleri arasında kardeşinin etinden parçacıklar… Kişinin yüzünde kardeşinin etiyle beslenmesinden gelen kızarıklık…

Sözünü etmek bile o kadar ağır ki, o kadar ezici ki…

Ama biz bu Yahudi alışkanlıkları çağında kardeşimizin ardından söylenen bir kötü söz için “Ne olmuş ki! Bir iki laf işte… Bundan ne çıkar ki? Kötü niyetimiz yok, lafın gelişi maksat! Konuşuyoruz yani… Zaman geçiriyoruz… Sohbet hoş olsun, boş olsun, dedik” diyebiliyoruz.

Kardeş eti çiğnemeyi basit görmek… İslam’ın insanlığına o kadar yükselip o insanlıktan bu kadar aşağılara düşmek… Elimizdeki bu ölçü kimin? Kimin tartısıyla belirliyoruz ağırlığı, hafifliği? Dünyaya kimin penceresinden bakıyoruz? Doğruluğu eğriliği kimin cetveline vuruyoruz?

Ölü kardeş etini yemek… Kur`an-ı Kerim’de bireysel tutumlarla ilgili en ağır tasvirdir bu. Bunda hikmet aramak gerekmez mi? Bizim “konuşuyoruz işte!” diye hafife aldığımız şeyi Rabbimiz niye bu kadar ağır bir tasvirle tasvirlemiş?” diye tefekkür etmemiz gerekmez mi?

Bizzat biz faili olduğumuz gıybete bakalım, göreceğiz ki o aklın eseri değil, ilmin eseri değil, bir ihtiyacın eseri değil, öz be öz nefsin eseridir.

Gıybet yaparken bir haz alıyoruz. “Aslında söylemek istemezdim. Belki gıybet de olur, Rabbim gıybetten yazmasın!” diyerek o haz için hazırlık yapıyor, ruhsatlarla ona kapı aralıyor, ardından dilimize ne geldiyse onu söyleyerek o hazzı tatmaya başlıyoruz. Söyleyince rahatlarız, rahatlama şöyle dursun, keyifleniriz, zevkleniriz… Akıl ağırlığından, ciddiyet ağırlığından nefsin aldatıcı sahasına geçmenin hafifliğine teslim oluruz… Nefis, sadece haz peşinde ve biz onu ona doyuncaya kadar yediririz.

Mü`minin mü`min kardeşini, hazzına malzeme edinmesi… Olacak şey mi? Hangimiz buna razı olabilir ki? Ama nefsin haz talebi galebe çalınca “gaflet” dediğimiz “şuurun alt olma, şuurun etkisizleşme haline gireriz. Nefsine yenilip büyük günah işleyen biri gibi… Ama bir farkla… Büyük günah işleyen, onda azıcık bir iman varsa gaflet halinden çıktığında pişmanlık duyar. Oysa modern Yahudi alışkanlıkları çağının magazinsel yapısı, ölçülerimizi öylesine bozmuş ki biz gıybet yaptığımızın farkına bile varmıyoruz, hatta kimi zaman gıybetle İslam’a hizmet bile ettiğimizi sanacak duruma düşüyoruz.

Gıybetin Nefsanî Etkileri

Gıybet edende, bir mü`mini diğer Müminlerin nazarında düşürme isteği vardır. Bu isteğin kaynağı genellikle hasettir. Gıybet eden gıybet ettiği kişideki bir üstünlüğü kıskanıyordur. O kıskançlık, onu o mü`mini kötülemeye götürüyordur. Ya da şeytan kalbimize girmiş de biz onun farkına varmamışız. Biz gıybet yaparken Müslümanları birbirine düşürmek istiyoruzdur da gıybet o bozgunculuğumuzun bir aracı olmuştur… Hangimiz, böyle bir bozgunculuğun faili olabiliriz ki? Şeytan kalbimize girip disiplinimizi kaybettirince herhangi birimiz… Ne yazık ki herhangi birimiz…

İslam, bir disiplindir. Bu mükemmel din, Müslüman’ı bütün uzuvlarıyla disipline eder. Müslüman’ın hayali bile başıboş olmayacak, tecessüs peşinde koşmayacak… Dili boş söz söylemeyecek. Eli bir şeye şuursuzca uzanmayacak ve nihayetinde o mükemmel dinin mükemmel bir mensubu olacak.

Rabbimiz buyuruyor: “Bilmediğin bir şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur.(İsra: 36)

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyici, onu yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf: 18)

İslam, Müslüman’ı işte bu üst şuura erdirmek ister. Şeytan ve onun modern Yahudi dostları, Müslüman’ı bu disiplinden uzaklaştırmak için didiniyorlar. Müslüman’ın dünya ve ahiret saadeti o disiplindedir. Ve onlar, o saadetin baş düşmanıdır.

“Özgür ol!” diyorlar; hayalin serbest olsun… Kulağın serbest olsun… Ağzın serbest olsun… Elin serbest olsun.. Bizi aldatıyorlar. Bu, “kendini sal ki seni bağlayalım, senin bize saldırmayacağından emin olalım” demekten başka bir şey değil.

Bizi onlara karşı üstün kılan İslami disiplindir. Bizi yenebilmek için o disiplinden yoksun bırakmak istiyorlar;

“Bir sahabe Resulullah(salallahu aleyhi ve sellem)’a sordu: Ey Allah’ın Resulü! Müslümanların en faziletlisi kimdir? Allah’ın Resulü cevap verdi; Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir.” (Buhari)
Şeytan ve onun modern Yahudi dostları, bizi magazin gevşekliğine, başıboşluğuna, salmışlığına alıştırıyorlar ki biz o faziletten yoksun kalalım. Duyarsız bir edayla “Ne olmuş, konuşuyoruz işte” diyelim. Müslüman’ın dilimizden selamette olmasını ciddiye almayalım… Oysa “kılıç yarası geçer dil yarası geçmez” demişler.

Yüce Rabbimiz, Ahzab Suresi 19’da, Savi Tefsiri’nin açıkladığı üzere, münafıkların Resulullah(salallahu aleyhi ve sellem)’a ve sahabelere yönelik dil sivriliğini kılıç darbelerine benzetiyor.

Ey Müslüman! Sen, kardeşinin bedenine kılıç darbeleri indiren birini görsen ne yaparsın? Ve, ya o darbeleri indiren bizzat sen kendin olsan…

Gıybet Bir Yahudi Kadını Etkinliğidir

Gıybet ve dedikodu, enerjiyi öldürür, insanı pasifleştirir, ondaki çalışma isteğini konuşma isteğiyle yer değiştirir. Bunun için Yahudilerin yön verdiği modern zamanda “gıybet”, “dedikodu” adı altında bir kadın uğraşı olarak bilinir. Takva ehli mü`mine kadınları tenzih ederim. Burada söz konusu olan; saray, köşk, yalı kadınlarıdır. Sahiplerinin bir metaı olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan, sahibini eğlendirmekten başka hiçbir vazifesi olmayan kadınlar… Günün belli vakitlerini “çay saati” adı altında dedikodu saatleri olarak belirlerler. O saatleri dedikodu ile eğlenerek geçirirler. (Ki magazin dediğimiz modern şey de bu dedikoduların medyaya taşınmasıyla doğmuştur.)

Kadın o dedikoduyla evde durur, tembelliği onunla anlam kazanır. Dedikodu, bir iş yapmışçasına onu dindirir, onun, sahibini evde usluca beklemesini sağlar.

İşte şeytan ve dostları, Müslüman’ı insanlığın kadınlaştırıldığı bu çağda o kadınlar gibi yapmak ister. Bu kadınlıkta, etkisizlik vardır, tüketicilik vardır, cehalet vardır, sorumsuzluk vardır, eğlencelik bir nesne olmak vardır.

Ey Müslüman, hâşâ, sen Yahudi kadınlar gibi olmak ister misin? Senin de dedikodu saatin olabilir mi? Sen, Yahudilerin insanlığı kadınlaştırma programına razı mısın? Sen, o programın bir parçası olmak ister misin?

Gıybet Bir Fitne Aracıdır

Gıybetin niteliğini kimi zaman, gıybeti yapılan kişinin kimliği belirler:

1-Şeytanın modern Yahudi dostları, Müslümanları mezhep taassubuyla bölmek istiyor. Biz, belli mezhepteki Müslümanların gıybetini alışkanlık edinmişsek Müslümanları kâfirlerin lehine bölen bir mezhep taassupçusuyuz. (Biz mezhep gıybetçisiyiz)

2-Şeytanın modern Yahudi dostları, Müslümanları ırkçılıkla bölmek istiyor. Etnik kökeninden dolayı bir Müslüman’ın ardından konuşuyorsak, o etnik kökendeki Müslümanların ardında konuşmayı alışkanlık edinmişsek şeytan ve dostlarının ırkçılık ateşine odun taşıyan biriyiz. (Hucurat Suresi’ndeki ayet-i kerimenin Hz. Selman (radiyallahu anh) hakkında indiği, onun gıybetini yapanları konu edindiği rivayet edilmiştir. Bu durum, bizim ırkçı gıybetçiliğe karşı daha da uyanık olmamızı gerektiriyor mu?)

3-Şeytanın modern Yahudi dostları, aileyi yıkmak istiyor. Bizim gıybetimiz aile hayatını hedef alıyorsa biz bir aile gıybetçisi olarak şeytan ve dostlarına yardım edenler arasında yer almış oluruz.

4-Şeytanın modern Yahudi dostları, bize “demokratlık” diye sahte bir kimlik vermek istiyor. Kendi camiamızın arkasında konuşmayı alışkanlık edinmişsek biz, “demokratlık” kimliğini ispat derdine düşen bir gıybetçi sayılır.

5-(Şu çağda o kimlik hep yüceltilir, biz bu tutumla o yüceltme işlemine alet olan biri oluruz.)
Şeytanın modern dostları, camia ve birey değerlendirmesini kendi açılarından kurumlaştırmışlar. Değerlendirme; kurumlaşmışsa disiplin ve başarı getirir. Değerlendirme, herkesin işi haline gelecek bir başıboşluğa dönüşmüşse zıtlaşma ve geri kalma nedenidir. Acaba şeytan ve dostları, disiplinli olup başarıya ermemizi mi yoksa fitneye düşüp dağılmamızı mı isterler?

6-Kendi dışımızdaki camiaların gıybetini alışkanlık edinmişsek fırka gıybetçisi olarak solcu grupçuklara özeniyor sayılırız. (Hani küçük solcu grupçuklar vardır. Kuruluşları anlamsızdır. Varlık nedenleri yoktur. Onlar kendi dışlarındaki her grubu kötüleyerek “Herkes kötü olduğuna göre iyi biziz” safsatasıyla varlıklarını anlamlandırmak isterler)
İslam davası bu kadar basit olabilir mi? O çete tipi sol gruplara benzeyen iflah olur mu? Kapitalizm, onların mitozvari bölünmesiyle ayakta kaldı. Müslüman habire Müslüman’ın aleyhinde konuşursa Müslüman’ın dili şeytan ve dostlarının iktidarını sürdüren bir araca dönüşmüş olmaz mı?

Gıybet, öylesine enerji tüketen bir alışkanlıktır ki İslam âlimleri fasıkın gıybetini bile ancak onu tanıyıp ondan sakınmaya hizmet etmesiyle sınırlı tutmuş, daha fazlasını kerih görmüşler.

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi - Ağustos 2012
 

 


Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS