Bilgi nasıl bir şeydir biliyor musunuz? Acaib bir şey. Bakınız nasıl? Öyle bir farklı kılar ki… Düşünün fıkıh kitaplarımızda köpeğin ağzının necis olduğu yazılıdır. Ama bu köpek azıcık ilim tahsil ederse ağzı artık necis olmaktan çıkar, ağzı temiz sayılır. Şöyle ki; köpeğinizin ağzı necistir ama köpeğinizin kaydını bir avcılık okuluna yaptırsanız ve bu köpeğe av yakalama bilgisini, ilmini öğretirseniz, köpeğinizin ağzı, mezun olduktan sonra necis olmaktan çıkar. Ava diş geçirip kanattıktan sonra av, ağzında ölse bile necis sayılmaz. O av yenilebilir. Ama diplomasız köpek aynı işlemi yaparsa işlem geçersiz sayılır. O av yenilmez. Diplomalı köpek ile diplomasız köpek arasında ciddi bir fark vardır. Kur’an-ı Kerim’de de diplomalı(bilgili) köpek bahsi geçer, şöyle ki: “Allah’ın size verdiği bilgiyle eğittiğiniz eğitimli av hayvanlarının yakaladıklarını yiyin.’ (Maide 4). Görüldüğü üzere azıcık bir bilgi, ilim köpeği farklı kıldı ve ona yeni bir kimlik ve vasıf kazandırdı. Av köpeği… Azıcık bir bilgi ile diğer köpeklerden ayrılmış oldu. O artık nitelikli, vasıflı bir eleman olmuş olur. Azıcık bir bilgi ile zelil iken aziz oldu, el üstünde tutulur oldu. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. (Bilenler elbette ki kıymetlidir). (Zûmer. 9) Netice itibariyle bilen köpek ile bilmeyen köpek de bir değildir. Umarım teşbihte hata yapmamışımdır. Devam edelim…
Küçük bir bilgi deyip geçmemek lazım. Şimdi aşağıda anlatacağımız hikâyedeki küçük bir bilginin, ilim dünyasına nasıl bir etki ettiğini göreceksiniz. Habercilerin diliyle söyleyecek olursak, şok olacaksınız.
Yaşanmış şu hikâye bilgi dağarcığınızda mutlaka bulunmalıdır. Zengin bir adamın şımarık gencecik evladı, bir gün atının üzerinde seyreylerken İmam Ebu Hanife’nin ders halkasına denk gelir. İmam öğrencilerine ders veriyordur. İsmini namını duyduğu İmam’ın önünden geçerken kendi kendine “Hele şunlara bir kulak vereyim, bakayım nelerden bahsediyorlar?” demiş. Ve onlara biraz uzaktan kulak kabartmış. Dersin konusu da o esnada abdest bozmak imiş. İmam öğrencilerine şöyle diyordu: “Abdest bozduğunuzda ağırlığınızı sol ayağınıza veriniz ve çenenizi sol elinizin avucu içine alın”…
Bizim süvari böyle basit bir konuyu İmam’ın kariyerine yakıştırmamış: “Ben de nelerden bahsediyorlar, diye düşünüyordum. Tuvaletimizi nasıl yapacağımızdan bahsediyorlar. Bunun için de ek bir bilgi mi gerekiyor yani? Zaten sistem otomatik olarak kendi kendine çalışıyor. Ebu Hanife bu muydu?” Diye mırıldanıp yoluna devam etmiş.
Bizim süvari birkaç kilometre ilerledikten sonra tuvalet ihtiyacı hâsıl olmuş. Atını bir kenara park edip bir köşeye çekilip oturmuş. Kendi kendine ve de tebessüm ederek: “Hele bu sefer de tuvaletimizi Ebu Hanife’nin öğrencilerine öğrettiği gibi yapalım” demiş ve ağırlığını sol ayağa verip biraz meyil kazanmış. Meğerse o farkında değilken düşmanları da onun peşindeymiş. Tuvalet için oturduğunda onu takip edenlerden biri kovboylar gibi onun boynuna kement atmış. O da o esnada Ebu Hanife’nin öğrencilerine öğrettiği gibi ağırlığını sol ayağa verince kement ıskalamış. Film sahnesi gibi anlayacağınız… İmam Ebu Hanife’nin tavsiye ettiği pozisyonda olduğu için saniye farkıyla kafasını kurtarmış. Paçayı da düşmanlarından kurtardıktan sonra şöyle deyivermiş: “Way be! Hayatımda sadece bir kere İmam Ebu Hanife’nin dediğini yapayım dedim, hayatımı kurtardım. Kim bilir onu her zaman dinler ve dediğini yaparsam hayatımda ne tür değişiklikler olur ve neler kazanacağım”… Bu düşünceyle hayatının rotasını çizmiş.
Bu olaydan sonra da Ebu Hanife’nin öğrencisi olmaya, ders halkalarına katılmaya karar verir. Ve öyle de yapar. Derslerinde çok başarılı olan bu öğrenci, gerekli bütün medrese kitaplarını ve ilimleri okudu, büyük bir âlim oldu. Peki, bu olayın kahramanının kim olduğunu biliyor musunuz?
Yazdığı kitaplarla Hanefi mezhebinin görüşlerini kayıt altına alan ve bu mezhebin günümüze ulaşmasında büyük emeği geçen müctehid Muhammed bin Hasan Şeybanî… Allah kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.[1] Allah’u Teâla onun da derecesini yükselttikçe yükseltmiş ve bugün de ondan rahmet ve övgüyle bahsetmemizi sağlamıştır. Allah’ın rahmeti onun ve ilim taliplerinin üzerine olsun.
Küçük bir bilginin insan hayatına nasıl yön verdiğini daha iyi anlamak için onun hayatı mutlaka okunmalıdır.
Hikâyemizin akılda kalması için daha fazla uzatmayalım, onun hikâyesi zihnimizde bir kez daha dönsün ve demlensin.
İmam Şeyban’i gibi yapamayabiliriz ama seçeneklerimiz var. O seçeneklerle yazımızı bitirelim.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da onları seven ol. Beşincisi olma!”[2]
Allah’a emanet olun.
[1] Bakınız Mücadele 11
[2] Hadis-i Şerif Taberani
inzar
inzar