İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ -2

2022-10-16
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Genç Müslümanlar Hareketi”, Yugoslavya’daki Müslüman Boşnakların inanç ve kimliklerinin tanınması; diğer halklar, inançlar ve gruplar ile eşit haklara sahip olması, ülkedeki Müslümanları İslami konularda ve kimlik yönüyle bilinçlendirmeyi kendine amaç edinir. Genç Müslümanlar, bu hedefi gerçekleştirmek için çabalar, Doğu Bosna’dan gelen Müslüman mülteciler için yardımlarda bulunur ve Sırp Çetniklerin yıktığı camilerin ve Müslüman evlerinin yeniden inşası için çalışır. Aliya da Genç Müslümanlar Hareketinin en aktif üyelerinden biri olarak yoğun bir tempoyla çalışır.
  1. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın desteğiyle 1941 yılında Bağımsız Hırvatistan Cumhuriyeti kurulur. Bosna Hersek de emperyal güçlerin planları doğrultusunda yeni kurulan Hırvat Cumhuriyeti’nin bir parçası kabul edilir. Bu emperyal plan, Bosnalı Müslümanlar için yeni sorunlara kapı aralar. Bu dönemde “Genç Müslümanlar Hareketi”, Saraybosnalı âlim ve vâiz Mehmed Hanciç’in başkanı olduğu “el-Hidâye Derneği”ne iltihak ederler. Aliya da artık bu yeni oluşumun bir parçasıdır…
Savaş, işgal, inkâr, asimilasyon ve başka problemlerin kucağında bir ateş topuna dönen Bosna’da Müslüman olmak ve Müslümanca yaşamak gerçekten güçtü. Bu güçlük, bugün aynı coğrafyada ve birçok Müslüman coğrafyada iliklere kadar kendini hissettirmektedir. Bu güçlük ve kuşatılmışlık içinde ise her zaman nice adanmış mümin, cemaat ruhuyla hareket eden grup ortaya çıkmıştır. Bosna’da Genç Müslümanlar ve el-Hidaye gibi oluşumlar da bu yüce doğrultuda ortaya çıkmış, Allah rızası için çabalamış ve güçlü bir mücadele atmosferi sürdürmüşlerdir. Bosna’da Müslümanları ve Müslüman hareketleri bu şekilde güçlü kılan ve ayakta tutan dinamikleri merak ettiğimizde karşımıza hiç yabancısı olmadığımız iki kurumsallık çıkar: (Doğru bir eğitim yöntemiyle çalışan) Medreseler ve (dürüst ticareti prensip edinen) Esnaflık. İslam’da fetih kavramı önemlidir. Fetih ve cihad kavramı çoğu zaman bir birbirinden tefrik edilse de iki kavram aslında İslam’ın gönüllere ve beldelere yerleşmesi noktasında örtüşük ve biri diğerini tamamlar konumdadır. Fetih; yol açmak, ön açmak ve gönüllere giden kapıyı açmak ise cihad bu açış ve açılışta Allah için ortaya konan her türlü doğru ve gerekli çabadır. Seyyid Kutup, cihadı ‘İnsanlarla İslam’ın arasındaki engelleri ortadan kaldırmak’ olarak tanımlarken dolaylı olarak fetih ve cihad arasındaki ilişkiyi de ortaya koymuştur. Hz. Peygamber aleyhis selamdan günümüze kadar İslami fetihleri masaya yatırdığımızda üç fetih şeklinin olduğunu görürüz: Savaş ve kılıçla fetih, anlaşma ile fetih, davet yoluyla fetih. İş sadece beldeleri bu üç yoldan biriyle fethedince bitmiyor. Fetih, ilk etapta insanlarla İslam arasındaki engelleri kaldırır. İslam’ın bir coğrafyada yer edinmesi örneklikle olur. Bu örneklik, Müslüman bireyler ve kurumlar üzerinden sürdürülür. Müslümanca bir örneklik beldenin fethini yüreklerin fethiyle bütünleştirerek tam bir fethin yolunu açmış olur. İslam, başka bir din veya ideolojiler bir coğrafyada eğitim kurumlarıyla şekillenir, ticaret ve esnafla inşa edilir. Kemalist, Kapitalist ve demokrasinin ideolojik olarak inşasında da bu iki kurumun ön aldığı bilinmektedir. Eğitim, toplumun yürüten, taşıyan ve yürüyen kişilerini ortaya çıkarırken ticaret/esnaflık ekonomik yönden güçlenmenin ve bir medeniyet oluşturmanın en önemli ayağı olur. Bosna’da o günlerde de 90’lı yılların vahşi Sırp saldırıları esnasında da İslam’ın bir Kurtuluş hareketi olması bu ikili sosyolojik formülün etkisiyledir. Osmanlı, Batı’da birçok ülkeyi fethettiği halde İslamlaşma bağlamı çok zayıftır. Bosna’da ise durum tam tersinedir. Bosna’da her zaman güçlü bir İslami bilinç oluşmuş ve sağlam bir İslamlaşma ortaya çıkmıştır. Vakıflar ve esnaf teşkilatlarıyla destekli güçlü bir medrese ağının bu oluşum ve ortaya çıkışta etkisi büyüktür. Öyle ki henüz 1878’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna’yı devraldığında ülke topraklarının ekilebilir kısmının yaklaşık üçte bir oranında vakıf malı olması bunun en büyük göstergesidir. Vakıf(esnaf), İslami hareketin ekonomik desteği, medrese ve camiler ise büyüyen yüzü olur… Bosna Hersek Medreseleri, Boşnakların Müslüman kalması ve Bosna’da dillere destan İslami bir direniş adına önemli bir misyon üstlenmiştir. Bu medreseler, Bosna Müslümanlarının İslam kimliğini bir şuura dönüştürmüş, onları sahih bilgiyle donatmış, onlara “biliyor olmanın” saygınlığını kazandırmış ve kendi etrafında bir şehir hayatı oluşturarak kırsaldan şehre göç eden Sırp ve Hırvatların İslam’la şereflenmesinin ortamını hazırlamıştır. Medrese ve ilmin şahsiyet oluşumunda rolü Aliya'nın şu sözüyle daha iyi anlaşılır: “İlimle din, birbirinden ayrıldığı takdirde, din insanları yobazlığa, ilim ise ateizme sürükler.”  Bosna Hersekli esnaflar da ekonomik yönden ve örneklik açısından medreselerin yanındaki yarısını tamamlayan bir diğerinin ikincisi gibi durmuştur. Bu esnaflar sayesinde dış güçler Müslümanların varlığına önem vermiş, sözlerini dikkate almış, temsil gücüne erişmiş ve ekonomik anlamda desteklenmişler. Haliyle Batılı bir tüccar, menfaati ve sahip olduğu ekonomik statüyü korumak için Bosna eşrafının sözünü dinlemeyi bir hakkı olarak görmek zorunda kalmıştır. Bosna eşrafının “Boşnak kimliği” yerine “Müslüman kimliği”ni öne çıkarma isteğini de ister istemez saygıyla karşılamıştır. … Aliya İzzet Begoviç, 1943’te liseden mezun olur. O, birçok yönden rüştünü ispatlamış bir kişilik olarak gençlik yıllarında zulme, haksızlığa ve Batı’nın kibrine karşı devrimci ve başkaldıran bir tavır içine girer. Birilerinin nazarında Aliya İzzet ‘asi’ olsa da o, Allah’a baş eğmek için tüm haksızlara başkaldırmak gerektiğini biliyordu. İkinci Dünya Savaşı devam ederken Hırvatistan'daki faşist Ustaşa rejimi Bosna Hersek'i topraklarına ilhak eder ve burada Bağımsız Hırvatistan Devleti'ni(NDH) kurar. Ülkedeki bütün Müslümanlar kimlik olarak inkâr edilir ve "Hırvat" ilan edilir. Zulme maruz kalan sadece Müslümanlar olmaz. Yahudi, Sırp ve Romanlar; hatta yeni rejimle aynı fikirde olmayan Hırvatlar da zulümlere maruz kalır. Diğer yandan, ırkçı Sırplar Çetnik isminde bir hareketle ortaya çıkarlar. Bu yapı, bir çapulcu topluluğudur. Çalan, çırpan, yakan, katleden ve işgal eden bu vahşi çete 90’lı yıllarda da Bosnalı Müslümanların soykırımında boy gösterir. Çetnikler de her ırkçı oluşum ve faşist zihniyet gibi kendinden olmayanları yok sayarlar. Sırp olmayan tüm milletleri yaşadıkları coğrafyadan temizlemeyi kendilerine ana gaye yaparlar. II. Dünya Savaşı esnasında tüm Yugoslavya, Almanların işgaline uğrar. Bu savaş esnasında Sırp Çetnikler Alman askerlerinin de desteğinden yararlanarak Bosna’da büyük bir katliama girişir ve 100 bin Müslüman’ı şehit ederler. Hırvatlar, ülkeye hakim oldukları esnada Aliya İzzet’i zorla askere götürmek ve silahaltına almak isterler. Aliya İzzet, o günün zalimi ve gasıbı Hırvatlar için askerlik yapmanın zalimin yanında mazlumun karşısında olmak anlamına geldiğini çok iyi biliyordu. 1945’te Josip Broz Tito liderliğindeki Partizan ordusu Saraybosna’yı aldığında Aliya İzzet Saraybosna’ya geri döner; ama bu sefer onu bekleyen ve asker olarak safında savaştırmak isteyen diğer zalim ve gasıp güç Sırplar vardır. Aliya, Sırplar tarafından zorla askere alınır. Partizanlar ismi Komünist ideolojiden gelir. Tito’nun liderliğindeki Partizanlar 13 Ocak 1946 yılında ‘Yugoslav Federal Anayasası’nı ilan ederler. Ülkenin resmî statüsünü de federal cumhuriyetler birliği olarak belirlerler. Buna göre Yugoslavya altı federal cumhuriyet ile iki özerk bölgeden oluşacak ve cumhuriyetlerden biri de Bosna-Hersek Cumhuriyeti olacak. Bu anayasa, 10 yıl önce yürürlüğe konan Sovyet anayasasının kopyasıdır. Komünist rejim, ülke yönetimini ele geçirip anayasayı ilan edince ilk olarak ‘din ve dindarları’ hedefe koyar. Şeriat mahkemelerini yasaklar, Kur’an dersinin verildiği mektepleri kapatır, iki medrese hariç Müslümanların eğitim dâhil bütün derneklerine faaliyetlerine son verir. Bu manzara, bize çok tanıdık geliyor. 1921’de kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti de Batı’dan aldığı ilham ve düsturla ilk önce medrese, tekke ve zaviyeleri kapatır. İslami gün, ölçü, kisve gibi her şeyi gericilik ve modernizm bahanesiyle kapatır. Kemalist ve Laik rejim, böyle yapmakla nasıl Anadolu’da İslam’ın önünü alamamış ve Müslümanları sindirememişse Bosna’da da bu anayasa ve kararlarla İslam bitmemiştir. Boşnaklı Müslümanların köklü sivil yapısı, medrese ve esnaf destekli çalışmalar Komünizm’in istikrarsız devlet düzeninde Bosna’da İslam’ın sesinin her zaman duyulmasına vesile olur. Dışarıdan içeriye, açıktan gizliye, mektepten eve çekilen Müslüman Bosna halkı, çocuklarını kendi imkânlarıyla yetiştirmeye devam eder. Partizanlar, ülkede hâkimiyeti sağlayıp otoritelerini güçlendirince dinlerin toplumsal hayattaki varlığını giderek azaltıp Müslüman Boşnak avına çıkmaya başlarlar ve binlerce Müslümanı tutuklarlar. Aliya İzzet, askerliğini bitirmek üzeredir.  Aliya’nın tutuklanması için kılıf hazırdır: Önceki İslami faaliyetleri… Yani Komünizm ve ateizm aleyhtarı olması… Lise yıllarında ve Genç Müslümanlar Hareketi içinde yaptığı İslami faaliyetler gerekçe gösterilerek 1 Mart 1946’da 21 yaşındaki Aliya İzzet ve on dört arkadaşı birlikte tutuklanıp hapsedilir. Bu sebeple beş yıl hapis cezasına çarptırılır. Üç yılı bitince hapisten çıkan Aliya İzzet Halide Hanım’la evlenir ve üniversite öğrenimini tamamlamaya çalışır... (Devam edecek)      
İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS