İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ben sarhoş değilim!

2020-06-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Salon hıncahınç doluydu, seminer birazdan başlayacaktı. Genç adam hızla not defterini hazırladı, kalemini eline aldı ve beklemeye koyuldu heyecanla. Az sonra, saçı sakalı ilim yolunda ağarmış değerli alim yerini almış ve birbiri ardınca muazzam bilgiler vermeye başlamıştı. Genç adam çok dikkatli bir şekilde dinliyor, özenle notlar alıyordu. Bazı yerlerin altını çiziyor, bazı bölümlerin yanına, ‘önemli’ ibaresi notunu sıkıştırıveriyordu. Seminerin sonunda, çok güzel bilgileri not almanın sevinci yüzünden okunuyordu adeta. Çünkü, kayda değer bir zamandır kendisi de seminerler veriyor ve ilmi sunumlar hazırlıyordu. Tüm bu bilgiler işine çok yarıyordu doğrusu. Seminerlerinin kaliteleri artıyor, sunumlarına yönelik beğeniler, gün be ün çoğalıyordu. Hatta ilk kitabını yazmış, ikincisi için hazırlıklar yapıyordu. Aradan bir süre geçmişti; genç adam şimdi de çalışma masasındaydı. Kitapları ve notları arasında adeta kaybolmuştu(!) Bunu da anlatmalıyım, şu kısım muhakkak etkileyici olur, bunları eklemezsem olmaz gibi sözcükler eşliğinde epeyce bilgi biriktirdiğini düşündü. Tam masadan kalkıyordu ki, önündeki tefsir kitabında açık kalan sayfa gözüne ilişti, yaklaştı ve dikkatle baktı. Sonra tekrar tekrar baktı...  اَتَأْمُرُونَ  النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?(Bakara ,44) Subhanallah! Bu ayeti defalarca okumuş, tefsirini kim bilir kaç defa yapmıştı. Yahudi alimlerinin içine düştüğü gafleti anlatıp, ancak bu ayetten Müslüman alimlerin, ilim sahibi kimselerin de pay çıkarması  gerektiğini anlatırdı sürekli. Ama şimdi nedense, kafasında müthiş bir ağrı hissettirmişti bu ayet. Ruhunda derin bir sancı. Müthiş baş ağrısı artmış artmış ve sonunda bir serinlik hali hasıl olmuştu... Bu gece bir şeyi fark etmişti; çok şeyi anlamaya sebep olacak bir şeyi... Öğrendiği, dinlediği, yazdığı çoğu bilgiyi, fark  etmeden hep nakletmek için biriktiriyordu. Nakletme çabasının ne kadarını akletmek için kullanıyordu, şu an için cevabını kendisi de veremiyordu. Tabi akıl nimetini, yoktan var eden- insanoğluna düşünme kabiliyeti vererek, tüm yaratılmışlara üstün kılan Yüce Rabbin murad ettiği gibi bir akletme... Sanki idrak perdesi aralanmış  ve yeniden idrak etmişti  yüce ayetin mesajını; İyiliği, iyiliğe dair her şeyi anlatmıştı, yazmıştı, tebliğ etmişti yıllarca. Öğrendiği çoğu ilmi bilgiyi de, hep birilerine anlatırım, insanlarla paylaşırımın derdinde olmuştu  daha çok. Elbette amel de etmeye çalışıyordu. Ancak.... , insanlara, iyiliği emretmenin birinci önceliği olduğunu ve  aslında çoğu kez kendi nefsini unuttuğunu şimdi fark etmişti adeta... Dünya hayatında bir çok sarhoşluk vardır. Her sarhoşluk kendi kulvarında kendine has  nahoşluklara alıp götürür. İnsan düşünme yetisini hakkıyla kullanıp, hikmetle akledemediği zaman, bu sarhoşlukların tutsağı gibidir. Bilgi sarhoşluğu da böyle bir sarhoşluktur işte... Teşbihte hata olmaz, her sarhoşun söylediği meşhur bir söz vardır. Hatta savunma; ‘’Ben sarhoş değilim ki...’’ Fakat sarhoş olduğu gün gibi ortadadır. Ne yazık ki, tüm hücrelerine yayılan ve onu kendinden geçiren, esbabı göremeyecek kadar da karanlıktır durum onun için. Görmek için nura ihtiyacı vardır. El- Alim olanın akla tecelli eden nurun ziyasına... Yani akletmeye... Bilgi eğer pratiğe yansımıyorsa, sadece dile pelesenk olmuş cümleler olarak kalıyorsa, bilgi sahibine bilgelik libasını giydirmiyorsa, sahip olduğu bilgi kişiyi kendi ekseninde, gurur-ucub- gaflet rüzgarlarıyla hızla döndürüyor ve akletme işlevini donduruyorsa, kişi bilgi sarhoşu olmuştur. Kabul etse de etmese de... Bilgisizlik/cahillik, bilgi kirliliği ne kadar tehlikeliyse, bilgi sarhoşluğu da o kadar tehlikelidir, yabana atmamak gerekiyor. Bu sarhoşluktan nasibini(!) alan ilim sahibi alimlerin, tebliğcilerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bu ifadelerin  peşi sıra, muhakkak zihnimizde oluşan, kim/ kimler bunlar acaba, soruları olacaktır. Bu ve benzeri tüm konularda, doğru bir analiz yapmak için çok uzağa bakmamak en tutarlı işlem olarak görünüyor. Formül net: Ben- sen- o/ biz- siz- onlar... Bilgi sarhoşluğu bir leş misali ortada yatıyor, ilk taşı günahsız olanımız atsın! Demekten alamıyoruz kendimizi Hz.İsa'dan (a.s) yola çıkarak... Kim çıkıp, ben mi? Asla! Diyebilir... Bu sarhoşluktan tamamen beriyim diyebilen, beri gelsin... Vaziyet böyle maalesef. Bilmek yetiyor mu peki? Bilgi açlığına mukabil, tatmin olmak için sığınılan  bilgi tokluğu, toplumu doyuruyor mu? Bilgi paylaşımları, insani ilişkilerde oluşan boşlukları dolduruyor mu? Bilgi, kişinin içindeki hamlıkları pişirmediği, boşlukları doldurmadığı müddetçe, sahibine de, topluma da bir yarar sağlamaz. Oysa bilgi, bilgeliğe götürecek bir araçtır. Kıymeti bilinirse Rahman' a yaklaştıracak bir vesiledir. Fatır suresi 28. ayetin son bölümünde bu hakikate işaret ediliyor: اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ Kulları arasından, Allah' tan hakkıyla alimler ( ilim, bilgi sahibi kullar) korkar. Çünkü alim kullar, önce nefislerini/ kendilerini -bilirler /tanırlar. Nefsini bilen de  Rabbini bilir. Nefsinin zaaflarını, kusurlarını ve kul olmanın acziyetini tüm hakikatleriyle kavrarlar. Buna karşın, Rablerinin yüceliğini, azametini, kudretini daha iyi idrak ederler. Otoritesine boyun eğip, hükmüne ram olurlar. O halde kişinin kendini bilmesine, okumasına yaramayan bilgiyi ve ilmi hangi kategoride değerlendirmemiz icap ediyor? Burada Yunus Emre' den bir dizeyle devam etmek gerekecek; ilim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktır... Gayet güzel özetliyor meseleyi. Bilgi eğer kişiyi kendinden uzaklaştırıyorsa, kendini görmesinin önünde engel oluyorsa, nefsinin zaaflarını görmesine yardımcı olmuyorsa, salt aktarım amaçlı argümanlar halinde idrak deposunda istifleniyorsa, bu bilgi elbette akletmeye vesile olmaz ve kişi elbette hep dışa dönük bilgi aktarımı yapan bir bilgimatikten farksızdır. Aslında konu  açık;  çok basit örnekler verilebilir, örneğin: Bir insan, selamın faziletini anlatıyor ancak, selam vermeye tenezzül dahi etmiyorsa, selam alma konusunda bile lakayt kalıyor ve küçümsüyorsa, merhameti tavsiye ediyor fakat tebessüm etmeyi bile gururuna yedirmiyorsa, kibri zemmediyor ancak tevazuu kuşanmıyorsa, kendisi hayayı- edebi- iffeti- fazileti tavsiye ediyor fakat bunlardan nasiplenmiyorsa, tüm izm’lere dair ahkamlar kesiyor, İslam adına toplum mühendisliğine soyunuyor ve fakat, on tane müslümanla bir arada yaşamayı beceremiyorsa, toplumun manevi hastalıklarına reçeteler yazıyor ancak kendisi manevi hastalıkların pençesinde kıvranıyorsa, hülasa bi'ri/ iyiliği emrediyor, iyi insan olmayı salık veriyor, ancak kendini salıveriyorsa, neticede iyi bir insan olamıyorsa, bilgisinin de, ilminin de ne yararı var ki! يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿٢﴾  كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿٣﴾  Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.(Saf, 2-3) Aksine hem bu dünyada hem de ahiret hayatında zarar ve ziyandır. Allah katında çirkin olanın, iki cihanda da güzel olması,  çirkinliğinin ortaya çıkmaması mümkün olabilir  mi? Sonuçta allame de olsan, profesörde olsan, yazar- çizer de olsan, hoca da olsan, eninde sonunda musallaya konacaksın... Musalla taşına konulan her insan için, hazırda bulunan cemaate o meşhur soru sorulacak. Merhumu veya merhumeyi nasıl bilirdiniz? Hüsnü niyetle verilmesi beklenen  cevap şudur: İyi bilirdik! Çünkü ne yaparsa yapsın insan, kim olursa olsun, beklenen final iyi bir finaldir. Çünkü, Rabb katında kazanan insan, iyi insandır... Musallada yatarken,  kimse şu cümleleri haykırmayacak; Çok bilgiliydi, her şeyi bilirdi! Çok karizmatikti! Diksiyonu harikaydı, mükemmel bir hatipti! Alnından süper bir adamdı! İlminde benzeri zor bulunan bir kadındı! Falan feşmekân...   O gün geldiğinde, alınan dersler, öğrenilen bilgiler sahibini nasıl bir insan yapmış, asıl sonuç o olacak. Nihayetinde hesap gününde,  Okuduğu cilt cilt , çeşit çeşit  kitapları okunması istenmeyecek. İkra Kitabek ! ( Oku kitabını )  Denilecek.. وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً ﴿١٣﴾  اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ ﴿١٤﴾   "Her insanın kuşunu (sorumluluğunu, amelini ) boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. 'Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.' Denilecek.(İsra: 13-14) Bizi yoktan var eden, Allah' ın (c.c) adıyla okumak, okuduklarımızı rızayı ilahi için tebliğ edip, ancak kendi nefsini unutmayarak, tezkiye günü gelmeden nefsi tezkiye olanlardan, musallaya konduğunda insanların, meleklerin ve Rahman'ın iyi bildiği kullardan olmak duasıyla...
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS