İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Bela ve musibetler karşısında insanın terapisi

2020-04-17
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Dünya’yı kendi bilincimizle işlemediğimiz algılar aracılığıyla biliriz. Bu açıdan bakıldığında bilincimiz bütün dünyamızdır. Bilinç nedir öyleyse? Bilinç, insan bedeninin etkilerini insanın dünyaya anlam vererek ruhsal, toplumsal, kültürel ve siyasi boyutlarda süre giden hayatı açıklamaya yarayan bir kavramdır. Birey içinde ve dışında olup bitenlere ilişkin farkındalık halindedir. İnsan, manevi olarak hangi makama yükselirse yükselsin insandır. Melek de melektir, ne kadar yücelirse yücelsin nefis var olmaya devam edecektir ve insan onu yok etmekle değil nefisleri içinde bireyi şehvete, tembelliğe, bencilliğe, tamahkârlığa, kendini beğenmişliğe ve kibre çağıran içgüdüler ve eğilimlerle mücadele etmek durumundadır. Bizi bütünüyle insan olmaktan alı koyup başka tarafa sürükleyen itkilerin ve baştan çıkarıcıların imhası kalpte mümkündür. Bireyi insanı kâmil yapan güçlerle (basiret, marifet, ilim) şeytanın avukatlığını yapan en temel silahı tembellik eğilimleri olan nefsin savaş alanı olan kalptir. Dolayısıyla nefsin pazarlama kabiliyeti olmadan şeytan doğrudan insanın karşısına çıkamaz. Eğer böyle olsaydı, yani şeytan açıktan ve doğrudan bizatihi kendisi Allah a isyana davet etseydi insan, düşmanını yani şeytanın taleplerini yerine getirmeye kaçınırdır ve onu günaha çağırmaları bireyi isyandan ziyade daha çok Allah yaklaştırırdı. İnsan yaşadığı mekânı sürekli geliştirip şekillendirmeye mahirdir çünkü insanın kendisi şekilci zihniyete sahip olmasaydı Allah insana akıl vermiş akılla aklettiği müddetçe şeytanın hile ve desiselerine dünya malının aldatıcılığına kanmayacaktır. Dünya var olduğundan beri insan daha mutlu bir hayat yaşayacağım diye onu mutsuz eden her ne varsa nefsin önderliğinde yapmaktan geri kalmamıştır. Bu yüzdende insan ilahi mesajları gönderen rabbine karşı doygunlukta müstağni olup azgınlaştığında bela ve musibetlere uğramıştır. Her bela ve musibet insanın kötü tarafından dolayı gelmiyor bazen insan bulunmuş olduğu nimetlerin değer ve şükrüne karşı ne kadar şükür ehli ve cömerttir diye imtihan ediliyor. Nitekim insanlık tarihine her asra ait insanlığın bela ve musibetler ile imtihanını simgeleyen olaylar vuku bulmuştur. Hz. Âdem ilk imtihanında Allah ona şöyle buyurmuştur “Öte yandan Âdem’e şöyle buyurdu “Ey Âdem! Eşinle beraber şu bahçeye/cennete yerleşin ve oradaki nimetlerden istediğiniz gibi afiyetle yiyip için istifade edin fakat şu ağaca yaklaşmayın; aksi takdirde kendinize yazık etmiş olursunuz.” (2/35)  Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın bahçedeki ilk zamanları çok güzel geçiyor iken bilinçaltında yasaklanan ağacın neden yasaklandığı merakı kodlanmıştı. Şeytan imtihan gereği bir yol bulup onlara yaklaştı ve (ne var ki şeytan yasak ağacın meyvesinden yemelerini sağlayarak Âdem’i ve eşini yanılttı. Böylece onları meşakkatsiz/sıkıntısız yaşantılarının son bulmasına sebep oldu. Bunun üzerine Âdem’e, eşine ve şeytana şöyle buyurdu: birbirinize düşman olarak orayı terk edin. Bundan böyle siz insanlar çoğalıp yeryüzüne dağılacaksınız. Sınırlı ve süreli ömrünüz boyunca orada hayat mücadelesi vereceksiniz. (2/36). Şeytan Âdem ve Havva’nın bilinçaltındaki korku ve şüphenin varlığını merak uyandırarak bilinç üstüne çıkararak insanın yeryüzündeki hayatla imtihan mücadelesi başlamış oldu. Her asır ve yüz yılda insanlar yaratılış gayesinin dışına çıktıkça Allah insanoğluna peygamber ve kitapları aracılığıyla onları tekrar iyiliğin ve doğruluğun safına çeker. İnsanın bela ve musibetler karşısında kaos ve düzensizliğin hakim olması için onları iyilik ve doğruluk ekseninde motive edecek uyarı ve ikazlar yapacak insanların var olması gerektiğini peygamber ve kitapların gönderilişinden anlıyoruz. İnsan bu dünyada tek başına bırakılmış olsaydı insan hem cinsini yani Beni Âdem’i hırs ve tamahkârlığı için mülkü ve idarilerine feda etmekten çekinmezdi. Nitekim iyilik ve doğruluk ekseninden çıkıp haddi aşanların bugün yeryüzü coğrafyasını nasıl yaşanmaz bir hale getirdiklerini görüp yaşıyoruz. Bugün bir avuç zengin azınlığın yer altı ve yer üstü kaynaklarının hepsini tekellerine almak için yeryüzü coğrafyasını nasıl kana bulayıp günahsız çocukları, yaşlıları, mustazaf halkları acımasızca katlettiklerini görüp şahit oluyoruz. Psikolojide insanın travma yaşamasını iki şekilde açıklıyor. Birincisi insandan kaynaklı olan bir diğeri ise doğal afetlerden kaynaklı olan… Her ikisinde de insanın psikolojik yardım desteğine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Fakat insandan kaynaklı travmanın birey ve toplumlarda daha yıkıcı hal aldığı belirtiliyor. Doğal afetlerde bireyler veya toplumlar olayın şiddetinden hemen sonra yardımlaşma ve dayanışma için bir araya gelebiliyorlar. Ama insan kaynaklı vaka ve olaylarda travma yaşayan bireyler ve toplumlarda yardımlaşma ve dayanışmanın aksine kin ve nefret hatta öldürmeye varıncaya kadar düşmanlık ortaya çıkıyor. Birey ve toplumda yardımlaşma ve dayanışmanın aksine ötekileştirmeyi, düşmanlık tohumlarını ekerek onarılması imkânsız tahrifatlar açılıyor. İnsanlık tarihine bakıldığında Allah insanlara bir uyarıcı ve onunla birlikte kitap göndermiştir; fakat insanlardan kaynaklanan felaketlerden dolayı bozulan insani değerler ve yargılar toplumları ifsat eden yozlaşmayı ortadan kaldırmak için peygamber ve kitaplar gönderilmiştir. Sapkınlıkla normalliğin arasını ayırmak, peygamber ve kitapların görevidir. Şüphesiz ki insandan kaynaklı sapkınlık ve anormallikler de normal durumun dışındaki hallerdir, aralarındaki fark; hangisinin ne derecede normalliği dışında olduğudur. Bunun ayrımını ilahi mesajlar yapar; ancak sakatlığın veya bozukluğun birinci basamağı anormalliktir, ikinci basamağı ise sapkınlıktır. İnsanın kötü yanının, toplumsal bozulmanın tedavisini yapan insanı yaratan Allah olduğu için peygamberleri bir topluma yaşamış olduğu ahlaki yozlaşma ve yıkıcı faaliyetlerin ardından psikolog vasfıyla göndermiştir. Peygamberler gelmiş oldukları toplumları ilahi bakış açısıyla terapi edip toplumsal yozlaşma ve felaketlerin yaratmış olduğu travmayı terapi ile (emri bil maruf ve’n-nehyi ‘enil münker) tedavi ederek ahlaki hastalıklardan kurtarmayı başarmışlardır. İşte toplumların bu anormallikten çıkıp kurtulmaları peygamberlerin toplumu terapi etmesiyle mümkündür. İnsan bünyesinde hem ruhi enerji var hem de bedeni enerji… Ama sırf bedeni enerjilerini kullandıkları zaman, ona ruhi aydınlığı karıştırmaz veya ruhi enerjisini karıştırdığı vakitte makul bedeni enerjisini karıştırmaz. Bu tür insanlar yaptıkları hareketlerde aşırıya giderek bedeni arzularını tatmin ettiklerinde hayvan gibi o hazza üşüşürler, hiç doymamış gibi oburca yerler. Firavunlar devrinde mısırlılar, bedeni arzularını tatmin için sınır tanımıyorlar, yiyorlar içiyorlar, eğleniyorlar ve dans ediyorlardı, sınır tanımıyor hatta cinsel bataklığın en derinine dalıyorlardı. Sonra da çıkıp mabede gidiyorlardı. Ağlıyor, inliyor feryat ediyorlardı ve kendilerini yerden yere vurarak ölüm düşüncesine öyle dalıyorlardı ki hayatı büsbütün unutuyorlardı. Bugün bile, o gün söylenen o meşhur atasözleri Mısır’da kullanılmaktadır “Bir saat tanrına bir saat gönlüne… Yani tanrının saati ile gönlünün saatinin ayrılması gerektiğini telkin ediyorlardı.” Tanrıya ayrılan saatte gönle yer yoktu; gönle ayrılan saatte de tanrıya yer yoktu. İnsandan kaynaklı bela ve musibetlerin ıslahı imkânsız olduğundan dolayı Allah, peygamberleri ve kitapları bir psikolog edasıyla göndererek ilahi nefhadan uzaklaşmış, bozulmuş olan toplumu travmadan çıkararak şeytani fıtratı meleki fıtrata yaklaştırmıştır. Nitekim insanın kendisini bilmesi konusunda Şeyh Ebul Hayr’dan şöyle nakledilmektedir “Hz. Musa’ya vahiy geldi; İsrail oğullarına şunu söyle: aranızda en iyi olan kişiyi seçin. Bin kişi seçtiler. Sonra yine vahiy geldi. Bu binin en iyisini seçin, on kişi seçtiler. Sonra yine vahiy geldi on kişinin en iyisini seçiniz. Bir kişiyi seçtiler. Sonra yine vahiy geldi. En iyi olana şunu söyle! İsrail oğullarının en şerlisini (kötüsünü) getir. En iyi seçilen dört gün mühlet istedi. Bu süre içinde dolaştı ve araştırdı. dördüncü günün son gününde bir mahallede bir kişiyi gördü. Bu kişi her çeşit uygunsuz işler yapan bozguncu ve rezil olarak tanınmıştı. Bunu alıp beraberinde götürmek istedi; ama kendine dedi ki dış görünüşe bakıp hüküm vermem doğru olmaz. Bu kadru kıymeti olan bir adam olabilir. Halkın sözüne bakıp onu alıp götürmem yanlış olur. Nitekim halkım beni insanların en iyisi olarak seçmeleri de yanlış olabilir. Buna aldanmamam gerekir. Ne yaparsam yapayım kendi zannıma göre hareket etmiş olacağım. Şu halde başkasını değil kendimi kötü bellesem daha iyi olur. Böyle düşündü ve asasını omzuna alıp Hz. Musa’ya döndü ve: aradım taradım kendimden kötü olanı bulamadım dedi. O zaman Hz. Musa’ya vahiy geldi: gerçekten en iyi olan bu adamdır, ama öbürlerinden daha çok ibadet ettiği için değil kendini en kötü bildiği için. İşte burada Allah, Hz. Musa’nın eğitimci bir psikolog edasıyla insanlarda var olan kötülüğün nasıl tedavi edilmesi gerektiğini en güzel terapi seansının uygulayışını görmesini sağladı. Dolayısıyla doğal afetlerden kaynaklı bela ve musibetler bireyi ve insanları yaklaştırır yardımlaşmaya sevk eder. İnsanın kendisinden kaynaklı bela ve musibetler birey ve toplumdan başlayarak yozlaştırır ve insanın bilinçaltındaki saklı olan ahlaki yozlaşma kişiliğini ortaya çıkararak toplumların yok oluşuna sebebiyet verirler. İşte tam burada Allah peygamber ve kitapları toplumun ıslahı için terapi etmekle görevlendirmiştir. Selam ve dua ile…
inzar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS