İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Bela ve musibet karşısında müslümanca tavır

2020-04-08
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bela ve musibet: başa gelen felâket, afet, sıkıntı, ceza ve deneme gibi olaylar için kullanılan terimlerdir. Bu iki terim kimi zaman aynı anlamda, kimi zaman da ayrı anlamlarda kullanılabilirler. Bir belaya veya bir musibete uğrayan kimse ya Allah Teala tarafından yüce mertebelere ulaşsın diye imtihan edilmekte veya cezası ahirete intikal etmesin diye işlediği bir kötülükten dolayı bu dünyada cezalandırılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Allah'u Teâlâ sevdiği mü'min kullarına değişik şekillerde musibetler göndererek onları imtihan ettiğini ve bu musibetlere karşı gösterdikleri sabır ve tevekkül neticesinde de büyük mükâfatlarla mükâfatlandırılacaklarını bildirmektedir. Müminler içerisinde peygamberlerin Allah Teâla'ya en yakın kitle oldukları halde, musibetlerin en büyüklerine uğradıkları görülmektedir. Nuh aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam ve İsa aleyhisselamın kıssaları bunun açık örnekleriyle doludur. Peygamberlerin en sonuncusu Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem de Mekke döneminde büyük musibetlere maruz kalmıştı. Kavmi tarafından yalanlanmış, horlanmış, işkence görmüş, ölümle tehdit edilmiş, hatta taşa tutulmuştur. Taif'e gidip halkını Allah'a davet ettiği zaman, onlar kendisine uymayı reddettikleri bir yana köle ve çocuklarıyla onu taş yağmuruna tutmuşlardı. İnsanlığa rahmet olarak gönderilen o büyük peygamber, Taiflilerin saldırısından kurtulduktan sonra, ellerini semaya kaldırıp Rabbine şöyle dert dökmüştü: "Ya Rabb!" Gerçekte benim üzerime çöken bu musibet ve eziyet, şayet Senin bana karşı bir gazap ve öfkenden ileri gelmiyorsa, ben buna aldırış etmem ve gönülden tahammül ederim." Allah'u Teâla da Ona şöyle cevap verdi; "Ey Muhammed! Sen de "azim ve sebat" sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret." (Ahkaf, 35) Allah'u Teâlâ, önemli vazifelere hazırlamak istediği mü'min kullarını, bir takım dünyevi zorluklarla imtihan ederek bunu onlar için bir rahmet vesilesi kılar. Bu hususla alakalı Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır: "And olsun ki, sizi, biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiklikle imtihan edeceğiz. Ey peygamber! Sen sabredenleri müjdele. Onlara bir musibet dokunduğu zaman "Mutlaka biz Allah içiniz ve mutlaka O'na döndürüleceğiz, derler." (Bakara, 155-156). Bu ayetler, her ne şekilde olursa olsun, karşılaşılan bir belâ ve musibet karşısında inanan kimselerin göstermesi gereken tavrı ortaya koymaktadır. Musîbete karşı takınılan tavır, aynı zamanda iman ile nifakın arasını ayıran ve münafık tiplerin kalplerindeki nifakı açığa çıkaran bir imtihan aracıdır. Yani imanların musibetle sınanmasıdır. Müslümanlar savaşta bir başarısızlığa (bir musibete) uğradığı zaman Münafıklar, onlarla birlikte bulunmadıkları için sevinirler ve bunu kendileri için bir nimet sayarlar. Allah'u Teâlâ, gerçek anlamda nimetlendirdiği kimselerin musibetlere uğrayıp buna sabreden kimselerden başkaları olmadığını, bundan farklı düşünenlerin ise kalplerinde hastalık bulunan münafıklar olduğunu bildirmektedir: "Şüphesiz içinizden (savaşa çıkmak için) pek ağır davrananlar vardır. Size bir musibet geldiği zaman (onlar) "Allah bana nimet ihsan etti de onlarla beraber olmadım, der." (Nisa, 72) Diğer bir musibet nev'i de insanların işlediği kötü amelleri ve kalplerindeki nifak ve küfürlerinden dolayı muhatap oldukları bela ve musibetlerdir. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda kullanılan musibet kelimesi ile bu kötülüklere karşı bir cezalandırma kastedilmektedir: "Başınıza gelen bir musibet kendi ellerinizle kazandığınız günahlar yüzündendir." (Şura, 30) Bir de toplum boyutunda kavimlerin helak edilişi musibeti vardır ki, azgın bir kavmin kendi elleriyle işledikleri günahları ve aşırı sapkınlıkları yüzünden peygamberlerine karşı direnmeleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Allah'u Teâlâ, aynı zamanda bu musibetleri diğer toplumlar için birer ibret vesilesi kılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de helak edilişleri ve buna sebep olan durumları tafsilatlı bir şekilde gözler önüne serilen, Nuh, Âd, Semud, Lut ve Medyen kavimlerinin başına gelenler bu türden bela ve musibetlerdir. Dünyada mü'minin başına gelen bela ve musibetler, bazen onun toparlanması için gerekli bir süreçtir. Ondan kaçınmak mümkün değildir. Bunlar, şiddetli hastalıklar, sıcaklar, sıkıntılar ve kederler gibidir. Bunlar, Allah'u Teâlâ’nın hikmeti gereğidir. Şayet bu dünyada hayır şerden, fayda zarardan ve lezzet elemden ayrılsaydı bu dünya başka bir âlem olur, bu hayat başka bir hayat olurdu. Hayırla şerrin, fayda ile zararın arasını birleştiren ilahi hikmet zayi olurdu. Birinin ötekinden ayrılması ve ahirette herkesin yerini bulması mümkün olmazdı: "Allah temizi murdardan/pislikten ayırır. Sonra murdarları/kirlileri birbiri üstüne yığar. Ve hepsini birden cehenneme atar. İşte onlar, hüsrâna uğrayanlardır." (Enfal, 37) Mü'minin zaman zaman düşman karşısında mağlup edilip imtihan edilmesinde büyük hikmetler vardır. Birincisi, Allah'ın gücü olmadan kendi acizliklerinin, Allah'a muhtaç oluşlarının ve düşmana karşı O'ndan yardım dilemek zorunda olduklarının ortaya çıkması içindir. Eğer daima düşmanlarına karşı muzaffer olup onları yenseler, şımarıp Allah'ın yardımını unuturlardı. Yok, eğer sürekli ezilip mağlup olsalardı, bu defa din ayakta duramaz, hakkı ikame edecek olan bir devlet kurulamazdı. İşte Allah (cc), hikmetiyle onların bazen galip bazen de mağlup olmalarını uygun görmüştür ki, yenildikleri takdirde Rablerine yalvarıp O'na sığınsınlar, O'na boyun eğsinler ve O'na tevbe etsinler, yendikleri takdirde ise, O'nun dinini hâkim kılmak, hükümlerini yerine getirip uygulamak suretiyle tatbik etsinler, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırsınlar, O'nun düşmanlarıyla cihad etsin ve dostlarına yardım etsinler. Şayet daima müminler muzaffer olsalardı, amacı dine hizmet olmayan çok sayıda münafık aralarına katılırdı. Sırf dünyalık şöhretlerini artırmak, zaferin nimetlerinden yararlanmak için Müslümanların yanına üşüşürlerdi. Şayet daima yeniliyor ve eziliyor olsalardı, bunlardan hiçbirisi yanlarına uğramaz, muhitlerine yaklaşmazdı. İşte Allah (cc), hikmetiyle üstünlüğü bazen onlara bazen de düşmanlarına verir ki, Allah'ı isteyenler ile mal, şöhret ve makam isteyenleri birbirinden ayırt etsin. Allah'ın "iman ettim" diyeni, bu sözünde doğru mu yoksa yalan mı söylediğinin ortaya çıkması için bela ve musibetlerle sınaması gerekir. Şayet yalancıysa, imtihandan kaçar ve topukları üstünde gerisin geriye döner. Ama eğer doğru ve samimiyse sözünde durup sebat eder. Zorluklarla imtihan edilmesi ve bolluklarla sınanması onun imanından başka bir şey artırmaz. "Mü'minler, düşman ordularını gördüklerinde, 'işte bunlar bize Allah ve Rasulü'nün vâdettikleridir. Allah ve Rasulü doğru söylemiştir' dediler. Bu ancak onların imanlarını ve teslimiyetlerini, Allah'a bağlılıklarını arttırmıştır." (Ahzâb, 22) Gafil insanları uyandırmak, azgın nefisleri terbiye etmek için elbette bela ve musibet lâzımdır. Hak savaşında samimi olanlarla olmayanları ayırt etmek için; korku, açlık gibi imtihanlar lüzumludur. Uğrunda eziyetlere katlanıldığı miktarda gönüllere iman yerleşir. Zahmet çekilmeden, kolaylıklar içerisinde kabul edilen inançlar, ilk sarsıntıda yok olur giderler. Ne zaman iman uğrunda eziyetlere katlanır, canlar verilirse imanın gönüllere yerleştiği o zaman anlaşılır. mü'minler musibetlere karşı sabırla mukabele ettikten sonra, ancak gereken seviyeye yükselebilirler. Şu halde, Mü'minlerin imanlarının kuvvetlenmesi için, bela ve musibet lazımdır. Şiddetler; gizlenmiş kuvvetleri, saklı enerjileri coşturup meydana çıkarır. Mü'minin imanı, zorluk darbeleri altında ancak pişer ve kuvvetlenir. Gerçek ölçü ve değer, zorluklara karşı tahammüldür. Şiddet anlarında çekingen-lik, hilekârlık kalmaz. Bütün bunlardan daha mühim olan ise, fertlerin şiddet esnasında yalnız Allah'a yönelip, gönlünü mâsivâdan temizleyerek, yalnız O'na bağlamasıdır. Üstad Seyyid Kutub'un ifade ettiği gibi: "Mümin için, şiddet ve zorluk esnasında bütün perdeler kalkar, basiret tecelli eder, göz alabildiğine ufukları seyre dalar ve kâinatta mü'min, yalnız Allah'ı görür. Hakka’l-yakin anlar ki, hiçbir güç yok; yalnız O'nun gücü var. Söz konusu ayetin devamında bu mertebe ne güzel ifade ediliyor: "Ey peygamber! Sen sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman “Biz Allah için varız ve biz sonunda O'na döneceğiz' derler." (Bakara: 156) Biz yalnız Allah içiniz... Her şeyimiz, bütün varlığımız Allah içindir. Tekrar dönüş yine O'nadır. Yalnız O'na tevekkül ediyor, Yalnız O'na teslim oluyoruz. İşte belâlara karşı sabredenler bunlardır. Tatlı nimetlerle müjdelenenler onlardır: "İşte onlar için Rableri tarafından mağfiret ve rahmet vardır; hidayete erenler de onlardır." (Bakara: 157). İşte imanın ayarını ölçen miheng taşı; açlık, korku, malların, nefislerin ve ürünlerin azlığı, şehadet ve ölüm... Meşakkat, çırpınma, yokluk ve yorgunluk... Ve işte Allah'u Teâlâ'nın, Müslümanları fedakârlıklara, zor sınavlara ve bu sınavlar karşısında takınacağı tavırlara hazırlamak için tatbik ettiği eğitim ve terbiye metodu... Kendisini; Allah'a, Allah davasına, Allah'ın dinine adayanlara Allah'ın koyduğu terbiye metodu...
Mehmet Şenlik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS