İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Beklediğimiz Bayramlar

2012-08-19
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Uzun yıllardır açılmış da kapanmak bilmiyor sanki zindanın kapıları Müslümanlara… Nebevi misyonu yüklendiğimizden beri, sadece üç-beş kardeşimize değil, topyekûn bir şekilde, âlim ve ...
Uzun yıllardır açılmış da kapanmak bilmiyor sanki zindanın kapıları Müslümanlara… Nebevi misyonu yüklendiğimizden beri, sadece üç-beş kardeşimize değil, topyekûn bir şekilde, âlim ve önderlerimize, genç ve yaşlılarımıza, esnaf ve memurlarımıza, öğrenci ve öğretmenlerimize mekân olalı yirmi yılı aştı zindanlar bu topraklarda… Artık küfür bir Yusuf’u zindana atmakla kurtulamayacağını biliyor, zindan bir Yusuf için ağlamıyor, duvarlar sadece bir Yusuf’tan utanmıyor bu kez… ‘Rabbim Allah’tır’ diyen her muvahhid bir Yusuf’tur ve her Yusuf için zindan mecburi bir mekân olmuştur bugün… Ama gocunma yok, şikâyet yok, pişman olmak yok yine de Yusuflarda…

Nice Ramazanlar, nice bayramlar, nice acı-tatlı, güzel-çirkin, kolay-çetin, mutlu-hüzünlü günler geçti de yine de ‘keşke’lerin yüreklerde küçük de olsa bir iz oluşturmasına izin vermedi Yusuflar… Hz. Nuh(Aleyhissalatu vesselam)’un gemisine binmenin liyakat gerektirdiğini biliyorduk ilk günden beri… Hz. İbrahim(Aleyhissalatu vesselam)’in milletinden olmanın bedel istemediğini kim söyleyebilirdi ki zaten… Hz. Musa(Aleyhissalatu vesselam)’ya yol arkadaşlığı yapmanın kolay olduğunu kim söylemişti ki?!. Kim söylemişti ki Resul-i Ekrem Aleyhissalatu vesselamın peşinde yürümenin kolay olduğunu?!. Tevhidi aşkı yüreklerine kazıyanların değişmeyen yaşantısındandır ayrılık, çile, gözyaşı, hasret ve bayramları sevdiklerinden ayrı, hüzün içinde geçirmek gurbet zindanlarında… Samimiyet ister, bağlılık ister, fedakârlık ister, sevgiliden feragat ister, kurban ister ilahi dava çünkü… Hem zindan dediğimiz şey, davaya sadakatin bir sonucu değil midir zaten?!. Davaya hediye edilecek kanın tertemiz olması gerekiyorsa ve dava için dökülmesi arzulanan kanın en önemli temizlenme yeri zindansa eğer, biraz ayrılık, biraz hicran, biraz hasret, biraz gurbet, biraz sıla yaşamışız ve müstesna bayram günlerinde gizliden gizliye biraz gözyaşı dökmüşüz çok mu?!.

Bu, ne ilk bayramdır zindanlarda geçirdiğimiz ne de son bayram olacaktır ne yazık ki zindanlarda geçireceğimiz… Hz. İbrahim(Aleyhissalatu vesselam)’in baltasını eline alıp dünyayı putlardan temizleme iddiasında olanlar, Hz. Musa(Aleyhissalatu vesselam)’nın asasını yerden kaldırıp Firavun’un karşısına dikilenler, Hz. Nuh(Aleyhissalatu vesselam)’un gemisini yeniden inşa etme kararlılığını gösterenler, Hz. Yusuf(Aleyhissalatu vesselam)’un iffetini kendilerine iffet edinenler, Hz. İsa(Aleyhissalatu vesselam)’nın zühdüyle yeryüzünde yürüyenler ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatu vesselam’ın çağlar üstü mesajını gönüllerine kazıyıp Bedr’e korkusuzca inenler var oldukça, zindanlar muvahhidlerden yoksun, muvahhidlerin yürekleri özlemlerden hali, bayramlar da zindan olmadan kutlanmayacaktır bu topraklarda… Küfür karanlığının karanlık gecelerinden olan zindan, davadan olmadan kutlanmayacaktır bu topraklarda… Küfür karanlığının karanlık gecelerinden alan zindan, davasının hâkimiyetinin engellenmesine dayanamayıp karşı çıkınca karşılaştıklarındandır Müminler için… Bir adım, bir safha ve bir imtihandır davetçinin karşılaştığı… Orada çekilen ıstırap, dökülen gözyaşı, bu davanın oluşumunda dökülen kanların bir benzeridir çünkü… İlahi dava için boyun eğmeyenler hep olacaksa ki olacaktır, zindanlar da hep olacaktır o halde…

Günler nefes nefese birbirini durmaksızın takip ediyor, haftalar ayları kovalıyor, seneler bir bir devrilip ömürden yaşanmadık günler azalıyor bu mekânlarda… Bu kaçıncı bayramdır, sadece ‘Rabbim Allah’tır’ dedikleri için zindanları yurt edinen Müslümanların üzerine doğan?.. Bu kaçıncı bayramdır, annelerin yürekleri yaslı, çocukların gözleri yaşlı, eşlerin gönülleri gamlıdır yine?.. Bu kaçıncı bayramdır anne ve babaları, eş ve çocuklar bayramı bayram gibi evlerinde değil de, bir anlık mutluluk için nice dağlar, nice yollar aşarak, nice zor ve zahmetlere katlanarak, nice sıkıntı ve eziyetlere göğüs gererek geçirmektedirler zindan kapılarında?.. Bu kaçıncı bayramdır gözü yaşlı anne ve babaların, boynu bükük çocukların, firak yarasıyla acı çeken eşlerin ‘bu son bayram olsun’ şeklindeki dua ve temennilerini bin bir umutla avuç avuç Rabblerine sundukları?..

Şairin deyimiyle ‘dünyaya kapalı, Allah’a açık’ bu mekânların gökleri bir bayramla daha hüzün bulutlarıyla örtülüyor yeniden… Hava ne kadar açık, gök ne kadar berrak ve dingin, güneş ne kadar parlak olursa olsun, kara bir hüzün perdesi örter bayram, zindan semalarına… Her birinin kabul edilmiş bir sadaka sayıldığı ve kardeşinin gönlündeki gamı gideren tebessümler dahi farklıdır bugün her zamankinden… Donuk, kararsız, zoraki ve soğuk olur gülüşler bu yüzden… Hiç kimse bilmese ve hiç kimse görmese de, gözlerdeki kaçamak bakışların ardında bir sağanak yağış vardır aslında adına özlem, adına hasret, adına ayrılık, adına firak denilen kalp toprağının üzerine usul usul yağan…

Evet, yine hüzün, yine gözyaşı, yine ayrılık, yine özlem dolu geldi bir bayram daha kapımıza… Ve bu bayram, her zamankinden daha yürek yakıcı geldi mekânımıza… Evlerinden, ailelerinden, sevdiklerinden, memleketlerinden yüzlerce kilometre uzaklardaki zindanlarda bulunan Müslümanlar ve aileleri için daha buruk yaşanacak bu bayram her zamankinden… Ama yürekler hüzün, gönüller gam, yüzler keder dolu olsa da, her şeye rağmen diller her zamanki gibi şükürle dönmektedir Rabbimize… Hayatı iman ve cihad olarak yeniden tanımlayan biz Müslümanların payına zindan düşmüşse ve sayısını dahi unuttuğumuz nice bayramlardan bir bayram daha bütün hüznüyle ‘merhaba’ diyorsa bize, halimizi tüm mazlumiyet, mahrumiyet ve mağduriyetimizle Rabbimize sunmanın hafifliğini yaşayacağız yeniden… Dua ve yakarışlarımızı, şikâyet ve dertlerimizi, arz ve dileklerimizi arada perde olmaksızın Rabbimize ulaştırırken yüreklerimizin üzerinden bir dağ kadar ağırlık kalktığını hissedecek, hüznümüzün hafiflediğini görecek, gönlümüze dualarımızın kabul edildiğine dair umutların estiği bir serinlik yaşayacağız, o mübarek bayram sabahında…

Rabbimizden bir ikram ve bir hediyedir bize ve bu nedenledir ki, sevinç ve mutluluğu en çok yaşadığımız günlerdir bayramlar… Bu mutluluk ve sevinci doyasıya yaşayamıyorsak da daracık mekânlarda, Rabbimizin af ve rızasına erişerek cennetleri kazanacağımız günlerde yaşayacağımız bayramlara takılı kalır gözlerimiz buralarda… Rabbimizi razı etme mücadelesinde zindanlar bize kalıcı mekânlar olmuşsa ve bu mekânlarda bayramlar bize bir selam verip geçmişse ne gam, her şeyin karşılığının eksiksiz ödendiği bir zaman gelecek ya bir gün!.. Bundandır ki, bayram sabahında dahi, sonsuz kudret sahibi olan Rabbimizin bizler için hazırladığı mükâfatlar tüllenmektedir gözlerimizin önünde… Öyle ya, Rabbimizin her insana ikram ettiği bu mutluluk günlerini, sırf Onun rızası için aile ve sevdiklerinden ayrı, dört duvar arasında, yüreğe çöken esaretin ağırlığıyla mahrumiyet ve Mazlumiyet içinde geçirdiğimiz halde şükretmenin bir mükâfatı olmaz mı hiç her iki dünyada?!.

Dini sahiplenmenin ateşten gömlek olduğu bir zamanda canımızı, malımızı, evladu iyalimizi karşılığında cenneti almak üzere Rabbimize satmış olmanın onur ve gururunu yaşıyoruz hüzün dolu olsa da bu bayramda yine… Eşlerimiz Hz. Hacer’in teslimiyetini, çocuklarımız Hz. İsmail’in itaatini, babalarımız ve annelerimiz Hz. Yakub’un ‘güzel sabır’ örneğini sergiliyorlarsa bugün, bize düşen de onlara layık birer Yusuf olmaktır Yusufi mekânlarda… Ve bayram nasıl gelirse gelsin, isterse hep ayrılık ve hüzünle gelip geçsin yanımızdan ve bu hal üzere sona ersin dünya hayatı, biz Müminler için daha âlâ bir bayram mı var Rabbimizin rızasından başka?!.

Hasret ve özlemler yüreklerimizi yaksa da bu bayram sabahında bir kez daha, bizler bu dünyadan daha çok o büyük bayrama hazırlanmamız gerektiğinin bilinciyle, bizim için takdir ettiğine ve kaderde yazdığına razıyız Rabbimizin… En büyük sevinç, en büyük mutluluk, en büyük saadet, en büyük bahtiyarlık, en büyük vuslat ve asıl bayram, her şeyin sahibi ve mutlak hüküm sahibi olan Rabbimizin günahlarımızı bağışladığı ve mü`min kullarına va’dettiği mükâfatlarını verdiği gündür bizim için…

Ne mutlu o günde bayram sevinci yaşayanlara!..

Naşit Tutar / İnzar Dergisi / Ağustos 2012
 

 


Naşit Tutar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS