İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

BEDİÜZZAMAN VE SAHABE MESLEĞİ

2021-12-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’da Sahabe Efendilerimizi hakkıyla sena eder. Mesela onları şöyle vasfeder: “Al ve Ashab namında bu zevat-ı kiram, nev-i beşerin Enbiyadan sonra feraset ve dirayet ve kemalatla en meşhur, en muhterem, en namdar, en dindar ve en keskin nazarlı taife-i azîmesi.”[1] feraset: çabuk kavrayış. dirayet: yapabilme gücü. kemalat: mükemmel özellikler namdar: ünlü. taife-i azime: büyük grup Sahabe Efendilerimiz(radıyallahu anhum ecmain) için sıdkı/doğru sözlü olmayı, temel bir sıfat olarak zikreder: “Sahabeler, elbette, şüphesiz bilerek ellerini yalana uzatmazlar. Kizb ile kendilerini mülevves etmezler. Müseylime-i Kezzâb'a kendilerini benzetemezler. Belki, bütün kuvvetleriyle ve meyl-i fıtrîleriyle en revaçlı mal ve en kıymettar metâ ve hakikatlerin anahtarı, Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın âlâ-yı illiyyîne çıkmasının basamağı olan sıdk ve doğruluğa müşteri olup, mümkün olduğu kadar sıdktan ayrılmamaya çalıştıklarından, ilm-i hadisçe ve ulema-i şeriat içinde bir kaide-i mukarrere olan, "Sahabeler daima doğru söylerler. Onlardaki rivayet, tezkiyeye muhtaç değil. Peygamberden (aleyhissalâtü vesselâm) rivayet ettikleri hadisler, bütün sahihtir" diye, ehl-i şeriat ve ehl-i hadisin ittifakına kat'î hüccet, bu mezkûr hakikattir.”[2] kizb: yalan mülevves etmek: kirletmek. meyl-i fıtri: yaratılıştan gelen yönelim meta: faydalanılan şey. âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi. kaide-i mukarrere: kesin kural tezkiye: temize çıkarma, şahitlik kat'î hüccet: kesin delil. Bediüzzaman Hazretleri, kendi düşünce ve hareket tarzını da sahabenin yaklaşımı ile açıklarken şöyle der: “Risale-i Nur Mesleği, tarikat değil, hakikattir. Sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Risale-i Nur bu hizmeti lillahilhamd en müşkül ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor.”[3] Burada zikredilen Sahabe Mesleği/yolu, Üstada has bir tabirdir. Bununla tarikat geleneğini reddetmeden ve incitmeden adeta yeni bir usül inşa ediyor gibidir ki o metoda yine hakikat mesleği yahut velayet-i kübra diyecektir: "Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübrâ denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak, doğrudan doğruya zâhirden hakikate geçip, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde, gayet yüksektir. Harikaları az, fakat meziyâtı çoktur. Keşif ve keramet onda az görünür. Sahabeler ise, sohbet-i nübüvvetin in'ikâsıyla ve incizâbıyla ve iksiriyle, tarikatteki seyr ü sülûk daire-i azîminin tayyına mecbur değildirler. Bir kademde ve bir sohbette, zâhirden hakikate geçebilirler.” velâyet: Allah azze ve celle’ye yaklaşma yolu velâyet-i kübrâ: en büyük velayet berzah tariki: vesile ve vasıtalardan oluşan ara süreç zahir: doğrudan anlaşılan, hissedilen akrebiyet-ilahiye: Allah’ın insanlara yakınlığı inkişaf: ortaya çıkma, açılma meziyyat: üstün özellikler. keşif ve keramet: Tarikat yolunda Allah azze ve cellenin dilediği kuluna verdiği olağanüstü haller. in'ikâs: yansıma incizâb: çekme, cezbolma iksir: etkileyici sır. seyr-ü süluk: Tarikat yolunda ilerleme. daire-i azim: büyük alan tayy: mesafeyi katetmek kadem: adım Burada velayet-i kübrayı tarif ederken sahabe efendilerimiz için kullandığı anahtar kelime, “akrebiyet-i ilahiyenin inkişafı”dır. Bunu biraz açmamız gerek. Akraba diye de günlük hayatta söylediğimiz akrebiyet kelimesi yakınlık anlamındadır ve bu yakınlık iki yönlüdür. Tasavvufi bir terim olduğu için oradaki karşılığıyla söylersek, seyr-ü süluk ile kulun Allah’a yakınlığı kurbiyet iken, nübüvvet gibi özel bir görevlendirme ile ve bu çizgide Allah-ü Teala’nın kuluna yakınlığı akrebiyet/ akrebiyet-i ilâhidir. Yani kuldan Allah’a yakınlık kurbiyet, Allah’tan kula yakınlık akrebiyettir. Üstad, kurbiyeti, kişinin güneşe yaklaşması misaliyle açıklar. Bu yakınlık, tarikatte mürşidin riyasetinde, riyazetle, çileyle, rabıtayla, ezkar, evrad, dua gibi bir çok vasıtayla yetmiş bin perde diye tabir edilen sonsuz uzaklığı yürüme çabasıdır ki zordur. Akrebiyet-i ilahiye ise güneşin kişiye yakınlığı ile açıklanır. Çünkü güneş, bu durumda ışığı ve ısısıyla kişiye öyle yakındır ki arada mesafe yoktur. İşte sahabelerin yakınlığı böyledir. Kur’an’ı, doğrudan doğruya Allah Resulü(sav)’in aktarmasıyla alırlar ve yakîn ve marifetlerini artırırlar. Bu hususu Yirmi Yedinci Söz’ün Zeyli dediği bölümde uzunca ele alır ve orada sahabe akrebiyeti için şöyle der: "Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünki Cenâb-ı Hakk bize akrebdir ve her şeyden daha ziyâde yakındır. Biz ise ondan nihâyetsiz uzağız. Onun kurbiyetini kazanmak, iki sûretle olur. Birisi, akrebiyetin inkişâfıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar. Ve nübüvvet verâseti ve sohbeti cihetiyle Sahâbeler o sırra mazhardırlar.” Bediüzzaman Said Nursi, özetle, sahabenin, Kur’an hizmetinde kendilerini memur bildiklerini, imani hakikatleri doğrudan aldıkları için harikulade bir süratle yüce makamlara eriştiklerini ifade eder. Sahabeye sevap ve manevi makam noktasında erişilmeyeceğini, onlara yaşadıkları kritik dönemin yüklediği mana ile de izah eder. Bediüzzaman, ehl-i sünnet bakışıyla sahabeyi hakkıyla yüceltip savunurken ortaya koyduğu ölçülerle, ashabı ve dolayısıyla hadisleri hafife alan kimi sapmalara da açık ve net cevaplar verir. Sahabeyi ele aldığı risalesine şöyle başlar: Mevlana Câmî’nin dediği gibi derim: “Yâ ResûlAllah! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf? Dâhil-i Cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû, O reved der Cennet, men der Cehennem key revast? O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-ı tû” “Ya Resulallah (asm)! Ne olaydı Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi, senin ashabının arasında ben de Cennete gitseydim! O köpeğin Cennete, benim Cehenneme gitmem reva mıdır? O Ashab-ı Kehf’in köpeği ise, ben de senin ashabının köpeğiyim!” Sözlerden Yirmiyedinci Sözün Zeyli, bu bakımdan ciddi biçimde okunup ele alınmalıdır. Rabbim istifadeyi nasip eylesin.   [1] Mektubat, Yirminci Mektub sh. 260 [2] Hutbe-i Şamiye 3.Kelime [3] Emirdağ Lâhikası sh. 130
Özkan Yaman

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS