Elimizdeki anın kıymetini bilmezken uçup giden dünlerimize ya hayıflanır ya özlem duyarız.
Henüz gelmeyen yarınlara dair de ya bir sürü hayal sığdırırız ya da ümitsizlik içinde karamsarlığa gömülüp isteksizce bedbinleşiriz.
Zaman, gerçekten elde olunca kıymeti bilinmesi gereken beş nimetten biridir.
Zaman mı insanın hayatına endekslidir, insan mı zamanın içinde ecel denen çıkışa doğru akmaktadır? Sorusuyla kendimizi meşgul etmektense;
" Asr(zamanın)a and olsun ki, insan hüsrandadır." (Asr Süresi: 1-2)
" O`nu sabah ve akşam tesbih edin." (Ahzab Suresi, 42)
" Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir." (Yasin Suresi, 37) ayetlerinden hakikati devşirerek
Enes (ra) anlatıyor:
"Resûlullah (sav) yere bir çizgi çizdi ve: `Bu insanı temsil eder.` sonra bunun yanına ikinci bir çizgi daha çizerek: `Bu da ecelini temsil eder.` buyurdu. Ondan daha uzağa bir çizgi daha çizdikten sonra: `Bu da emeldir.` dedi ve ilâve etti: `İşte insan daha böyle iken (yani emeline kavuşmadan) ona daha yakın olan (eceli) ansızın geliverir." Hadisinden de zamana bakış açımızı netleştirerek imtihan yolunda salih ameli ahiret yolculuğumuz için azık yapma uğraşında olmalıyız.
Zamanla ilgili en çok eskilere dönük hasret ve özlem dolu göndermeler yapılır. Özellikle, bireysel güdüyle bencilleşen ve dünyevileşme etkisiyle paylaşma, yardımlaşma ruhundan sıyrılan biz Müslümanlar, Ramazan orucunda ve bayramlarda bakış açımızın ve davranışsal duruşumuzun olumsuz etkisini hesaba katmadan ulaşamadığımız manevi atmosferi nostaljik bir terennüm içinde "Ah eski Ramazanlar!" " Ah eski Bayramlar!" diye arar dururuz.
Namaz, oruç, bayram… Hazret-i Muhammed ve ashabının şahsında namaz nasıl bir göz nuru, oruç nasıl riyasız bir tutku, bayram nasıl paylaşımcı bir sevinç anıydı; bugün de o nasıllığından bir şey yitirmiş değildir! Sadece değişen algı, yaklaşım ve uygulamadaki farklılıktır.
Sınava girmesi gereken iki öğrenciyi düşünelim:
Sonuç itibarıyla ikisi de o sınava girecek. Birisi sınavda başarılı olmak için içindeki inancı iradeye dönüştürüyor, imkânlarını bir plan dâhilinde uygulamaya koyuyor ve kazanmak uğruna çalışmasına emeğini, yüreğini, zihnini katık yapıyor.
Diğeri ise kazanma isteğini azimden yoksun sözlü bir temenniyle dile getiriyor, imkânlarını "yarınlarda" deyip müsrif bir edayla çarçur ediyor ve sadece görsel bir nitelik taşıyan çalışmasına ise bir türlü yüreğini ve zihnini feda edemiyor.
Acaba, değişen sınav mı; yoksa sınavın meyvesini devşiren veya devşiremeyen kişilerin yaklaşımı mı?
Namaz dün de kıldığımız namazdı, bugün de.
Oruç dün de tuttuğumuz oruçtu, bugün de.
Bayram dün de sevinç günlerindendi, bugün de.
Nostaljik bir hayıflanma içinde "Ah eski bayramlar, oruçlar!" demek, yaklaşımdaki niyet ve pratiği görememekten kaynaklanır. Bu yanlış algıyı aslında Rabbimiz, Kur`an-ı Kerim`in şu ayetleriyle gidermiştir.
" Muhakkak, namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…" (Ankebût: 45)
" Veyl olsun namaz kılanlara! Ki onlar namazlarında gaflet içindedirler." (Duha: 4-5)
Namaz, bildiğimiz namaz olmasına rağmen onu hakkıyla eda edenler için gerçek işleviyle kişiyi hayâsızlık ve kötülükten alıkoyup salihler zümresine çıkarırken yine aynı namaz, kendisinin hakkını vermeyenler, onu tembel, uyuşuk, nemelazımcı, gafil bir halde kılanlar için de azap sebebi oluyor.
Demek ki, burada şunu görmemiz lazım, eskiyen ve hikmetinden bir şeyler yitiren namaz, oruç, hac, zekât, cihad, bayram gibi ibadetler ve İslamî güzellikler değildir; eskiyen ve hikmetten yoksun kalan eskideki tadı, hazzı, teslimiyeti, ihlâsı hayıfla, özlemle, hasretle arayan nefsimizdir.
Eski zamanlardaki seleflerimizin ihlâsına ve takvasına gıpta nazarıyla "Eski namaz, oruç, bayramlar"a özlem çok güzel ve doğaldır.
Yükümlülüğü ve sorumluluğu ihmal edip veya bu konuda irade eksikliği sergileyip amel azlığından gafil bir şekilde "Ah eski bayramlar, Ramazanlar!" demek bizim harcımız değildir, olmamalıdır.
Üç ayların girişiyle manevi ikilime ruhen ve manen hazırlık yapılmışsa, Ramazan orucu hakkıyla tutulmuş ve müminler kendilerinin olan bu aya eriştiklerinde `hakla batılı birbirinden ayıran Furkan çizgisi` Kur`an`a layıkıyla yönelmişlerse ardındaki "bayram dün de bayram olmuştur, bugün de bayram olacaktır."
Rahmet ve bereket ayında sadakalar ziyadeleşmiş, zikirler çoğalmış, dualar sicim sicim arşa yükselmiş, saflar kurşun misali kaynaşmış, gönüldeki günah kirleri tevbe dokunuşuyla temizlenmiş, dil argo ve kötü konuşmaktan kendini tutmuş, kulak zan ve gıybet misali malayanileri dinlemekten kaçınmış, el ve ayak ittifak ederek harama gitmekten vazgeçmiş, göz mahrem bakıştan sakınarak nurunu korumuşsa "bayram, müminler için dün de bir hediyeydi bugün de."
Evlerde kazanılan İslamî ahlak sokağa yansımış ve oradan koca bir belde edep ve iffetle ahlakî bir görünüm kazanmış, nafilelerle bedeni kuşatan huşu camilere farzları cemaatle eda etme güzelliğinde sıklaşan saflarla gönülleri de kuşatmışsa "bayram dün de sevinç vesilesi olmuştu, bugün de olacaktır."
Katlden daha şiddetli olan fitne ve fesat, bilinçle tutulan Müslüman safları dağıtamamış;
İzzetin Allah, Resulü ve müminler için olduğu şuuru diri tutulmuş;
Zillete düşüren zalime teslimiyet, menfaate meyil, küfürle işbirliğinden vazgeçilmişse "bayram geçmişte de, şimdi de, gelecekte de bayramdır."
Elimizden Kur`an`ı bırakıp felsefe süsleriyle oyalanmamış, davamızın yükünü taşımayı hep başkalarına bırakıp kendimiz kenardan izlemeyi ve insafsızca İslam davetçilerini eleştirmeyi huy edinmemiş, İslam toplumunun temel dinamiği olan hayâ sembolü tesettürü hor görüp açıklık ve saçıklıktan şehevi bir hazla medet ummamışsak "bayram hep bizeydi ve hep bizim olacaktır."
Ramazan ayının hem iç dünyamıza/bireyselliğimize, hem dış dünyamıza/toplumsallığa dönük faydalarını göz önünde tutup ihlâs, takva, amel, ilimle kuşanmış;
Fakire el uzatmış, yetimin başını okşamış, yolda kalmışa ikram etmiş, iftar soframıza layık olanları buyur etmişsek "bayram dün de mübarekti, bugün de tebriki hak etmektedir."
Allah`ın kelimesi yücelsin diye Allah yolunda cihadı, çalışmayı, koşmayı, yorulmayı candan ve maldan aziz bilmiş;
İslam coğrafyalarındaki direniş saflarına eylemlerimiz, malımız, duamızla destek vermiş;
İşini, aşını, eşini, çocuğunu Allah`a ısmarlayıp İslam davası için şehid olanlara gıpta etmiş, zindanlara düşenleri Yusuf aleyhisselamın varisi bilmiş, hicretleri yol tutan muhacirlere vasıl olmayı dilemişsek "bayramlar dün de Firdevslerden bir yansımaydı, bugün de böyle olacaktır."
Bayram dün de bayramdı bugün de!
O halde bayramımız, bayram olsun!
İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ağustos 2013
İbrahim Dağılma