İslam diyarında yaşayan müminlerin bizzat kendileri günlük bütün hareket ve davranışlarında bir birlerine Allah’ı (c.c) hatırlatırlar. Karşılaştığınız her mümin en azından Allah’ın selamıyla size O’nu hatırlatır ve siz de aynı karşılığı vererek bizzat Rabbinizin adını zikredersiniz. Aynı anda iki defa zikretme ve hatırlama olayı gerçekleşir.
İbadetlerin dışında eğitimleriyle, yani okullarıyla, ekranlarıyla da herkese Yaratıcılarını hatırlatır.
İdeal bir İslam diyarında çarşılar, pazarlar, mahkemeler ve bütün müesseseler Allah’ın hükümleriyle hareket ederler.
Kısacası Daru’l-İslam’da bütün levhalar Allah Teâlâ’ya işaret eder. Siz isteseniz de, Allah’ı unutayım deseniz de unutamazsınız.
Bugün Avrupa’nın şehirlerini dolaştığınızda bunun tam zıddına şahitlik edersiniz. Size Allah Teâlâ’yı hatırlatacak hiçbir işarete kolay kolay rastlayamazsınız.
Bunu derken sadece caddelere, sokaklara egemen olan açıklığı ve çıplaklığı da kast etmiyorum. Mesela kış mevsiminde söz konusu çıplaklığa fazla bir şahit olunmadığı halde normal bir insan yine de kolay kolay Allah’ı (c.c) hatırına getiremez.
Çünkü batının şehirleri bilinçli bir şekilde Allah’ı unutturma, hatırlatmama esası üzerine dizayn edilmiştir.
Laiklikle birlikte devlet hayatından uzaklaştırılarak sadece bireylerin vicdanlarına hapsedilen Allah inancı, daha sonra sekülerizmle birlikte bireylerin hayatlarından da büyük oranda çıkarılmıştır.
Batı bugün her şeyi Allah yokmuş gibi izah etmekte, eşyayı ve olayları Allahsız olarak düşünmekte ve açıklamaktadır.
Böyle olunca, ulaşa geldiği bu düşüncesini yaşantılarına, günlük davranışlarına da yansıtmıştır. Seküler bataklıkta çırpınan batı insanının bir birlerine Allah’ı hatırlatacak hiçbir pratik işareti kalmamıştır, kasıtlı olarak imha etmiştir.
Sadece bireysel ve toplumsal davranış ve yaşantılarına değil, özellikle şehirlerinin kuruluşuna ve düzenlemesine de yansıtmıştır bunu.
Caddelerin kuruluş biçimleri, caddelerin isimleri ve binaların şekillerine iyice dikkat ettiğinizde Allah’a ait olmayan bir başka dinin kutsalları şeklinde dizayn edildiğinin farkına varırsınız.
Allah Teâlâ Hac Sûresinde mescidleri, kiliseleri, havraları ve manastırları “Allah’ın adının çokça anıldığı yerler” (22/40) olarak nitelemesine rağmen bugün batının kiliselerinde bile Allah’ı kolay kolay hatırlayamıyorsunuz. Belki sadece ayinler esnasında adı geçtiği için hatırlayabilirsiniz. Ayin dışında bir kiliseye, bir katedrale girdiğinizde gözünüze ilişen her tarafın teferruata boğulduğunu ve neticede insanın üzerine bir kasvet çöktüğünü göreceksiniz.
Brüksel’in merkezindeki büyük katedrale girdiğinizde pencerelerindeki yüzlerce, binlerce camın resimlerle doldurulmuş olduğunu ve hiçbir resmin bir diğerinin tekrarı olmadığını göreceksiniz. İbadethanedeki resmin ve heykellerin sakıncası, oraya meleklerin girmemesi bir tarafa, bu resimlerin her birinin ayrı ayrı hikâyelerinin oluşu ve bunları çözmekle geçecek vakitten sonra Allah Teâlâ’yı anmaya ne kadar vakit kalabilir ki?
Şu anda ben bir kilise düşmanlığı yapmıyorum, sadece camilerle kıyasladığımda ortaya çıkan gerçeği söylüyorum.
Hatta cemaatsizlikten dolayı kapılarına kilit vurulmuş kiliseleri gördükçe üzüldüğümü belirteyim. Çünkü Avrupa insanı kiliseyi terk etmiş de camiye mi gelmiş ki sevineceğim. Kiliseyi terk etmiş, diskotekleri, barları ve benzer yerleri doldurmuştur. Bir Müslüman buna nasıl sevinebilir?
Büyük oranda Batı Allah (c.c) ile irtibatını koparmıştır. Vahiy ile, Hakk ile bağlantısı kesilmiştir.
Anlaşılan odur ki, Batıda insanlara Allah Teâlâ’yı hatırlatma görevini Müslümanlar yerine getireceklerdir.
Zaten Allah’ın Rasûlü (s.a.v) Efendimiz: “Sizin en hayırlınız, görüldüğünde Allah’ın hatırlandığı, Allah’ın zikredildiği kişidir” (Darimi) buyurmuştur. Elhamdülillah biz buna şahit olduk, Batının şehirlerinin Müslümanlarla güzelleştiğine, Müslümanların hem bize hem başkalarına Allah’ı hatırlattıklarına şahit olduk.
Avrupa’da mükemmel bir şekilde örtünen Müslüman bacılarımıza gelince, zaten onlar bu işin öncülüğünü yapmaktadırlar ve her biri bir Meryem görevini ifa etmektedirler.
Gönül ister ki Avrupa’da yaşayan söz konusu bu kardeşlerimiz sadece görünümleriyle değil bütün davranışlarıyla, yaşantılarıyla Avrupa’ya Allah Teâlâ’yı hatırlatabilseler.
Çünkü Avrupa buna öylesine muhtaç ki, bunun için bir tek şansları oradaki Müslümanlardır. Çünkü kendi elleriyle Allah Teâlâ’yı hatırlatacak bütün işaretleri imha etmişler, Allah’ı asla hatırlamayacak bir hayat tarzı geliştirmişler ve her yeri bu şekilde dizayn etmişlerdir. Allah’a giden bütün yolları kendi elleriyle tahrip etmişlerdir.
Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi - Şubat 2013
Mehmet Göktaş