İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Batı yükselişinin temel dinamikleri nelerdi? (1)

2011-02-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Batı’nın kalkındığı şartlarda kalkınmak zülümdür” diye bir hüküm cümlesi zihnimizde olabilir ki bu doğrudur da. Yalnız, yanlış olan İlahi Sünnetullah’ın yani İlahi kanunların bazı farklılıkları aştığını bilmemektir. Oysa ki dünyevi kanunlar konusunda tüm insanlar ve tüm yönler aynıdır. Herkes o kanunlara tabi olmada torpilsiz bir eşitliğe sahiptir. Bu açıdan ilahi kanunların seyrini ancak uygulamaları baz alarak daha etkili anlamış olacağız. Büyük Mürşidimiz Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin “Her nimet beraberinde bir musibet getirir” sözünü Batı’nın haline adapte edeceğiz yani şöyle diyeceğiz; “Nimetler zincirinin içindeki Batı’yı, musibet seli karşılayacaktır” ama şüphesiz bu sözümüzü onların yükseliş grafiğinin temel dinamiklerini okuduktan sonra onların sonlarını okuma bazında seslendireceğiz. Çünkü göreceğiz ki psikolojik, ekonomik ve teknik açıdan onların başladığı yükseliş grafiğini şu an aynı yâda benzer tarzda Doğu üstlenmiştir. Yani Batı’nın yükseliş nedenlerini bu gün Doğu için de okuyacağız. Büyük güçlerin (İspanya, Hollanda, Fransa, Britanya İmparatorluğu…) yükseliş ve çöküşleri bir çizgi ile gitmekte ve anlamlı bazı ilişkileri göstermektedir. Batı’nın yükselmesinin temel nedenlerini 10. ve 11. yüzyıllardaki o en karanlık zamanlarda aramak gerekir ki bu nedenler karışık ve çeşitlidir? Ortaçağ diye daim cadı avına tabi tutulan bir dönemin aslında Batı’nın dünyevi cennetini içinde taşıdığını görmek gerekir. Batı’nın dünyevi cenneti, karanlık bir kabuğun yırtılması sayesinde ve o kabuğun içinde yaşanılan dönemin bir ürünü diye bilinmelidir. Ve yükselişi ani ve mucizevi bir afâkiyet içinde değil tedrici, enfüsi, kemale doğru (Velev ki bu maddiyatın kemalâtı olsa da fark etmez) sindirimi olan bir süreç olarak göreceğiz. Öyleyse Batı, kısaca hangi şartların ürünüdür? Teknik buluşların değişimdeki itici rolü: Ağır sabanın bulunması Hayvan gücünden özellikle attan tarım alanında faydalanılması, koşumlarının yapılması gibi gelişmeler üretimi ve sevkiyatını rahatlattı ve bunu kullanmayan diğer halklara karşı bariz bir üstünlük oluştu. Barut’un toplarda kullanılması Mutlak krallıkları güçlendirdi ve Feodalizmin (Ağalık sisteminin) şatolarını ve muhtar güçlerini bertaraf etti. Zaten Haçlı seferlerine katılan binlerce Senyör ve Feodal hayatlarını yitirmişlerdi. Pusula büyük bir devrimin imdadına yetişti ve açık denizleri Batılı korsan ve haydut tipli denizcilerin hizmetine sundu. Büyük okyanuslara açılıp yeni toprakların sömürülmesi işini getirdi. Matbaa ise “Avrupa kültür devrimi” olan Rönesans için en büyük ön nedenlerden oldu. Kitap ucuzladı, İncil tercüme edildi, ilmin tapusunun Papazlar elinden alınması için bir büyük destek oldu. “Barut Devrimi” de gösterdi ki Avrupa kalıcı bir teşkilatlanma ve değişim geçirmekteydi. Bu teknik değişim kadar zihinsel bir değişimi de içirmekteydi. Ve en önemli “Verimli kılma işlemi” gemi, silah ve donanımı konusunda idi. Silahla donatılmış uzun mesafeli yelkenli gemiler ilerleme ve hegemonya için önemli bir atılımın habercisiydi. Pek çok iş için balina ve fok balığı yağı hayati derecede önemliydi. Şeker, çivit, tütün, pirinç, kürk, kereste, patates ve mısır toplumun zenginlik ve refahını arttıracaktı. Amsterdam bu dönemlerin en büyük para merkezidir. İspanyol kaşiflerin yaptığı politik ve ekonomik dengeleri değiştirmek kararlılığını barındırıyordu. Aslında Avrupalı rekabetçi, doyumsuz ve iştahlı bir politik ortamdan geliyordu. Avrupa’da baskın bir üst otoritenin olmayışı ve çok parçalı yapı sürekli itici bir güç oluşturmuş rekabetçi, yarışmacı ve girişimci bir çevre doğurmuştur. Bu teknolojik değişme, askeri yarışmacılık her zamanki bencilce rekabetçi, haliyle ileri atılım oluşturur. Aslında değişim için eldeki teknik yâda ekonomik araçların da değişmesi bir yönüyle gereklidir. Bu açıdan komünizm konuyu abartmış olsa da eldeki üretim, dağıtım ilişkilerinin önemini bilmiştir. Şüphesiz yukarıdaki teknik buluşların hemen hemen tamamı Doğu kökenli idiyse de bunları gerçek anlamda dönüştüren, pragmatik hedeflere kanalize eden ve geliştiren Batı’dır. Teknik buluşların itici rolünden hareketle “Kem alât ile kamalât olmaz” (eksik alet ile mükemmel iş olmaz) Avrupa’nın “Bes alât ile dünyevi bir kamalât” sahibi olduğunu görmek gerekir. Belki başlarda azlık ile yola çıkılmış olabilir ki bu doğaldır ama sonraki aşamalar için ise kem alât söz konusu değildir. Öyleyse öğretici tarih, açısından belirtirsek sizin elinizdeki tekniklerin, aletlerin sizin ve gelişiminizin üstündeki etkisi büyük bir gelişimin ayak sesleri olabilir. Toplumsal dönüşüm ve gelişim için sizin elinizde zaferin ayak seslerini işitmenize yardımcı alet ve edevatın olması gerekir. Bu açıdan sahip olmanın elinde bulundurmanın ötesinde, nesne değil özne yani fail olurcasına internet, Televizyon ve benzeri güncel teknik imkânları dönüştürmek, geliştirmek ve faydalı kılmak elzemdir. Önceleri küçük diye tarif edilen bir aletin sizi ummadığınız bir konuma taşıdığını görebilirsiniz. Hem “ve’bteğu ileyhi’l vesilete” (Ondan bir araç isteyin) türünden bir yaklaşımı çağrıştıran bir haldir bu. Karacı Devletlerin Çöküşü ve Batı’nın Denizlerde Canlanması: Batı, yüzlerce yıl Müslüman kara devletleri tarafından kuşatılmıştı. Ve bir türlü bu barajı da aşamıyordu. Karada yaptığı dev savaşlar (Haçlı seferleri gibi) da çare değildi. Batı’ya gelen ürünler birçok doğu devletinin vergisinin elinden geçiyor onlara ulaşıncaya kadar azalıyor yâda iyice pahallılaşıyordu. İşte Batı bu kuşatılmışlığı denizde gelişme ve sömürü ile telafi etti ve denizde üstünlük sağlandıktan sonra karada da üstünlüğe geçiş sağlandı. Zaten bu yol, güçlü karacı Müslüman düşmanlara karşı yapılacak en akıllı ve faydalı yoldu. Böylece deniz üstünlüğünü paylaşmaları Müslümanları yeryüzünün merkezi olmaktan çıkaracaktı. Artık globalleşmeyle birlikte Avrupa şiddeti ve kibri silahla birleştiğinde, denizlerin hâkimiyet sahasına çevrilmesinde kara devletleri (Çin, Osmanlı, Hindistan, İran gibi) Batılılar karşısında iyice yıkılışa geçtiler. İngilizlerin donanma maliyetinin ağırlığı karşısında bankacılık ve kredi sistemini oluşturmaları büyük mali avantajları doğurmuştu. Ve Avrupa’daki ilerleme kanatlardan (İngiliz ve Ruslar) ilerlemeyi getirdi ve Avrupa-dışı dünyaya açılım yapılmıştı. Aslında tıkanmışlığı aşmak pekâlâ her uygarlık için mümkündü ama mümkün için vacip olanın devreye girmesi gerekiyordu. Vacip devreye girmedikçe vücut oluşamazdı. Ve tıkanmışlığımızı nasıl aşacağımızı bilmek ve çare aramak, elbet büyük bir sünnetullahın kapılarının açılması olacaktı. Feodalizm ve Şövalyelik: İstilacı step ve bozkır insanına karşı “Şövalyelik” kurumunun oluşumu da bir kurtarıcı kalkan olmuştur. Ve “Şövalyelik” bir profesyonel savaşçılığı ve atılganlığı tetiklemiştir. Bizce Şövalyelik ruhu, irfan mektebimizin büyük arifinin; “Hayatta düsturu cidaldir. O ise şe’ni tenazudur” (Batının anayasası çekişmedir onun getireceği ise boğuşmalardır) dediği o neticeyi çıkarmıştır. Nitekim Amerika’nın o Vestern yani Kovboyluk dediği hal de bu durumun bir neticesidir. Hem Feodalizm’in zorlukları, halkları kurtuluşa karşı daha fazla bir istekliğe karşı duygusal enerji biriktirmiştir. İşte, üstadımız Van Kalesinden düşerken “Davam!” diyordu ya Batı da “Dünyam” diyordu sanki. Aslında hamiyet için yüksek bir kurtuluş ihtiyacı ve erlik damarının oluşu biz doğu halkları için çok ama çok daha elzemdi. Batı’nın bu itici gücü şuan kendilerinde az bir oranda olup Doğu halklarına geçtiği de ayrıca görülmektedir. Ticaret ve Kent Yaşamı: Göçebe bozkır halklarının aksine hem de iyice sinmiş, öz güveni sarsılmış yanlış bir takva anlayışının ürünü olmuş son dönemin Müslüman tüccarların aksine; Batılı halkların haydut ve korsanlar da dâhil, çok insanın ticaretin o canlılığına dalması, canlı, saldırgan, aç, çalışkan ve de kendi kendine yeterli tüccarları, doğunun tüccarlarının tam tersi bir portre çiziyordu. Üstelik bu tüccarlar Avrupa kentlerinin kurucuları ve ekonomilerin motoru kesilmişlerdi. Peygamberin Ticari cesaret diye bahsettiği bir durumdu bu ama şu var ki zulme alet oluyordu. Üstadımızın güzel ifadesiyle; “Hedef-i kastı menfaattir. O ise şe’ni Tezahümder.” Yani amaç; menfaat olunca netice izdihamlı bir zahmet ve sıkıntıydı. Kapitalist ekonominin çıkışı kent ekonomisinden ulus ekonomisine geçişini de sağlamıştı. Biriken zenginlik “Merkantilizm”le (Mal ve para fazlalığına dayanan ekonomik sistem) ulus devletlerin çıkışını sağladı ve güçlerine güç kattı. (Bu özelliğin de şu an özellikle Asya halklarında çokça güçlendiğini hatırlatmak da fayda vardır ) Siyasal Yetki Mücadelesi: Feodalizm, Hıristiyanlık, ulusal monarşiler ve kent devletleri arasındaki kavgalar; güçlük dolu günleri yaşatsa da içinde bir diriliği de getirmiştir. Acılar, ödenen bedeller, çekilen zahmetler ve uzun süren karanlık çağlar, Batılı insanın siyasal kurtuluşunu acilleştiriyordu. Bu konuda kendisini bağlayan Kilise, derebeyi ve skolastik düşünce bağlarından kendini azat ediyordu. Ve en son ulusal devletlerini kurup meclis yönetimlerini kuruncaya kadar ki bir yığın gelişme yaşanacaktı. Batılı insan, siyasal anlamda yetkilerini ful time kendi kirli hürriyetine vardırmıştı. Aslında kutlu peygamber Ahmed’in (Canlar ona feda olsun) ümmetinin dirilmesi de ancak siyasal yetkiyi krallardan, despotizmden alıp kendini azat etmesi de bir diriliş için şarttı. Kirli bir hürriyet için değil ama pak bir hürriyet için ancak olması gereken de ancak buydu. (Bir kâhinlik değil ama Tunus, Cezayir, Arap melikleri gibi despotlar tükenince ümmetin nasıl dirildiğini göreceğiz elbet) Rönesans: 14 ve 15. Yüzyıllarda eski eserler baz alınarak girilen “Yeniden doğuş” adıyla bir süreç yaşandı. Bu dönemin yaratıcılığı, yenilikçiliği, canlılığı ve estetiği kent insanı ve tüccar yönlendirmesiyle ki tüccarlar servetlerini sanatta harcadılar feodaller gibi hâkimiyet için tüketmediler, bir değişim silsilesi olacaktı. Rönesans’a göre yeryüzü; araştırılamaya ve hayranlığa değerdi, insan güçlüydü ve başarabilirdi. Hem insan, faal olmalıydı ve de gerçek çok güzeldi. İşte bu kültürel inkılap yani Rönesans uyanışı, her açıdan dünyaya, sanata ve her şeye bakışları değiştirdi ve verimli bir açılım süreci oluşturdu. Çünkü nazarlar, hayatı da değiştirmişti. Artık dünya Batılı insanın bir atölyesi, sanat ve edebiyat alanıydı ve yaşam güzeldi. Hem dünyevi cennetleri için yaşamı sıkan her türlü acı ve eziyet dışlanmalı, ahiret korkusu tamamen aşılmalıydı. Kursaklara girecek lokmaların tadını ve şarapların lezzetlerini hiçbir dini duygu azaltmamalıydı. Aslında pak Ahmed’in (Canlar ona feda olsun) ümmetinin kültürel, düşünsel ve ahlaki bir inkılap yaşaması sanırım bu ümmetin Rönesans’ı yani yeniden dirilişi olacaktı. Ve diriliş her zaman eskinin canlanmasıydı Kuran’ın, Peygamberin ve Tarihsel bilincin canlanmasıydı. Reform: Cennetten tapu (Endülüjans) satan, Allah adına af eden, kralları dahi korkutan hem onlara taç giydiren Allah adına kullara baskı oluşturan, zenginleşmiş ve kodamanlaşmış Kiliseye karşı iyice bıkmış olan Monarklar, (Mülk tapkınları, otoriteye tapanlar, hükümdarlar) dinin (kilise) yerine ulusal bağları öncelediler ve kilisenin de öyle biçimlenmesini istediler. Yani onların dünyaya uygun, cenneti dünyaya taşıyacak tarzda kendilerine karşı koyamayacak bir din talebi vardı. Ve reformistlere destek vermekten çekinmediler ki bu iktidar için devlet içindi. 30 Yıl Savaşı gibi bağnazcı savaşlar ile de yeni bir uluslararası sistem doğurdular. İlk defa kilise hem hiç kaale alınmadı hem de kuşatılırcasına sınırlandırılmıştı. Ayrıca eğitim alanında Cizvitlerin okulları disiplinli ve çok güçlü bir okul eğitimi oluşturdular ki daha iyisi az olacak türdendi bu okullar. Misyonerlik de Batılılara apayrı bir canlılık getirmişti. Artık cismen saldırdıkları gibi dinen de saldırıya odaklanmışlardı. Batının askerleri istila ediyor, rahipleri kutsuyor, tüccarları soyuyor ve müsteşrikler bilgiyle aldatıyorlardı. Laissez-fire (Bırak üretsinler bırak tüketsinler anlayışı): Avrupa mucizesini yaratan değerler ne kadar barbar ve ilkel görünürse görünsün, ekonomideki Laissez-fire düsturu (Bırak üretsinler bırak tüketsinler anlayışı), politik ve askeri çoğulculuk ve de düşünce özgürlüğüdür yâda bunların iyi bir bileşimidir. Dolayısıyla Batı’yı ve onun gelişimini zihniyet açısından da anlamak gerekir. Ve bazı açılardan Batı, en azından kendisi için, çoğulcudur, özgürdür ve girişimcidir. Kendisini sınırlayan zihniyetleri ve anlayışları kırmada mahirdir. Laissez-fire anlayışı ekonominin özgürlüğü ve tüketimin özgürlüğü şeklinde bir dünyevi algıdır. Şüphesiz bu anlayış bizim dünyamızın olmasa da onların dünyasının bir gereğiydi.
Selhaddin Çelik

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS