İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Ashab-ı Kehf-i Zaman…

2014-04-09
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ashab-ı Kehf, âlemlerin rabbine iman etmiş ve imanları uğruna dünya varını ve itibarını terk edip mağaraya hicret etmiş bir grup mümin gencin mucizevi hikayesidir. Gelecek nesillere yol gösteren Kur`an kıssalarından biri olan ...
“Kim Allah’tan hakkıyla ittika eder (emir ve nehiylerine uyarsa) O da o kimsenin kabahatlerini örter ve onun için büyük ecir hazırlar.” (65/5)

“Vakta ki o genç yiğitler mağaraya sığınıp; ‘Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla!”! demişlerdi. Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına (perde) vurduk (derin uykuya daldırdık)”(Kehf: 10-11)

“İnsanlar deccalden kaçıp dağlara sığınırlar.”(Müslim, Fiten, 125; R.S. 1817)

Kur`an kıssalarında bütün nesillere ve çağlara ışık tutan ve mesajlar sunan izler, ibretler ve işaretler vardır… İnsanın hayatı boyunca karşılaşabileceği muhtelif hadiseler içinde imtihan noktalarının gösteren ve hidayete kılavuzluk eden ipuçları ve uyarı levhalarıdır Kur`an kıssaları, hakkıyla okuyup anlayanlara nice ufuklar açmakta, hayatın her safhasında yaşanabilecek imtihanlara ve cevaplara ışık tutmaktadır… Kıssaların akışında ve serencamında imtihanların cevap anahtarları vardır… Zaman ve mekân değişse de insan yine aynı insandır ve her an bir imtihanla karşı karşıyadır… Nesiller gelip geçse de imtihan gerçeği hiç değişmez ve tarihin tekerrürü gibi imtihanlar esasta birdir ve icabı da bellidir ve gayet sadedir… “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) ayet-i kerimesinde işaret buyurulduğu üzere hidayet ve istikamet üzere sebat etmektir.

Ashab-ı Kehf, âlemlerin rabbine iman etmiş ve imanları uğruna dünya varını ve itibarını terk edip mağaraya hicret etmiş bir grup mümin gencin mucizevi hikayesidir. Gelecek nesillere yol gösteren Kur`an kıssalarından biri olan Ashab-ı Kehf, belki daha ziyade bu zamanın “Ashab-ı Zindan” çile dostlarına ışık tutmakta; yollarını aydınlatan ve gönül ferahlığına vesile olan maverai mesajlar sunmakta, vaaz-u irşat da bulunmaktadır…

Aynı zamanda yaşayan mal-makam ve itibar sahibi yüzbinlerce insan, mahşerde Ashab-ı Kehf’in makamını görünce belki de Ashab-ı Kehf’in kapısında bekleyen Kıtmir’in yerinde olmayı yüzbinlerce defa arzu edeceklerdir! Ama dünyada yaşarken çoğu insan onların tercihine bir anlam verememiş, belki de onları deli zannedip alay da etmiştir! Bu meyanda şu rivayet dikkat-i şayandır: “Fedale İbn-i Ubeyd (r.a) şöyle dedi: ‘Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, ashaba namaz kıldırırken, onlardan bazıları açlığın verdiği takatsizlikten dolayı ayakta duramaz, düşüp bayılırdı. Bunlar Suffe ashabı idi. Çölden gelen bedeviler: ‘Bunlar delidir!’ derdi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem namazı bitirince açlıktan bayılanların yanına gider ve onlara: “Eğer siz Allahu Teâlâ’nın katında sizin için neler hazırlandığını bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz!” buyururdu. (R.S. 516) (Tirmizi, zühd: 39)

Her zamanın bir imtihanı ve ashabı vardır; imtihanın şekli farklı olsa da, esasta aynıdır; sabır ve şükür imtihanıdır… Nefsin peşin arzularına karşı sabır; hidayet ve istikamet üzere yürümekte sabır; sıkıntı ve ıstıraplara, karşılaşılan zorluklara karşı sabır… Nimetle imtihan karşısında şükür; fani dünyanın aldatıcı cazibelerine kapılıp gitmemek için her an muhasebe ve tashihi istikamet, cehd ve azimet üzere yürümek… Gözleri, dünyadan çevirip ahirete yöneltmek… Ölümü, akıbeti, kabri, mahşeri, hesap verişi, sırattan geçişi, cenneti ve cehennemi düşünmek… Dünyada yaşarken ahireti düşünmek müminlerin kârıdır. Nebevi beyanın mesajı gayet açıktır; “Her gelecek yakındır!”

İçinde yaşadığımız bu zamanın belki de en çetin imtihanlarından birisi zindan imtihanıdır… ashab-ı Kehf’i zaman, nam-ı diğer ehl-i zindan veya yaran-ı zindandır. Çoğu ömrünün baharında en genç çağlarında dünyadan tecrid edilip hayalle ölüm arasında bir fasılada yaşamaya mahkûm edilmiş işte bu vaktin çile dostlarıdır…

Zindanlar, Ashab-ı Kehf’i Zamanın imtihan mekânı, sabır dergâhı, metanet ve mukavemet ocağıdır…

Ashab-ı Kehf’in şahsında yaşanmış ve Hakk’ın inayetiyle kazanılmış bir imtihanın numune-i imtisali ve bütün çağlara şamil hidayet kervanı için zaman ve mekân koordinatları, vardır… Ashab-ı Kehf kıssasında hidayet ve istikamet yolcularının karşılaşabileceği imtihanın bir veçhesi anlatılmış; Buruc Suresinde imanın ateşle imtihanı, Yusuf suresinde zindanla imtihan yer almıştır. İmtihan aynı, fakat veçheleri ve cepheleri az çok farklıdır. İmtihan: imanda sebat imtihanıdır, cepheleri ve zuhur şekli değişse bile mahiyeti aynıdır… Zira iman varsa, imtihan da vardır…

“İnsanlar hiç imtihan edilmeden (sadece) iman ettik, demekle (kendi hallerine) bırakılıvereceklerini mi sandılar?!” (Ankebut Suresi, 2 ve 3)

Ashab-ı Kehf kıssasında en yalın manada imanın, bütün aldatıcı cazibe unsurlarına rağmen dünya hayatına ve yaşama arzusuna karşı bariz bir üstünlüğü göze çarpar… Zaman ve mekân kaydından kurtulup hidayet nimetine mazhar olmuş bir grup mümin gencin şahsında temayüz eden ihlas, samimiyet, irade ve azimet pırıltıları vardır. Önlerine serilmiş peşin dünyalıklara, mal-makam ve itibarlara “la” deyip, “şüphesiz ki ahiret daha hayırlı ve asıl kalıcı olandır!” (A’la, 17) ilahi fermanına can-ü gönülden iman, teslimiyet ve imtisal vardır. Ashab-ı Kehf kıssasında şuurlu bir tercih ve bu tercihin bedelini göze almak ve bizzat yaşayarak ispatlamak ve Hakk’ın inayetine, lütuf ve keremine nail olmak vardır…

Ashab-ı Kehf’in nail olduğu ilahi ikramları dünya ehlinin idrak edebilmesi imkânsızdır; ancak hadiseye netice ve akıbet gözüyle bakabilenler için anlamı vardır. Dünya gözüne kayıp ve zarar görünen nice mihnet ve musibet vardır ki akıbet ve ahiret bakımından sırf kâr ve halis bir kazançtır. İmtihana tutulan imandır; peşin dünya varına rağmen imanın icabı olan tercih edilmişse imtihan kazanılmış ve maksat hasıl olmuş sayılır.

Ateşe atılan Ashab-ı Buruc yakılan fani dünyevi bedenlerine rağmen, imtihandan kârlı ve kazançlı çıktığı gibi, mağarayı dünyaya tercih eden Ashab-ı Kehf de kazananlar safında yerini almıştır… Ve kıyamete kadar hatıraları yâd olunacaktır.

Ashab-ı Kehf-i Zaman ehl-i zindan beton mağaralarda nasıl yaşar ve ne yapar sualine dünyadaki en yakın temsili cevap belki de kabristandır… Nitekim kabristanda dünya gözüne kapalı, o âleme mahsus bir hayat vardır ama cisim ve madde boyutunda yaşayanların idrak edebilmesi imkânsızdır… Kabir âleminde her mevtanın dünya boyutundaki haline, tercihine, ameline ve yönelişine göre değişen bir hayatı, elemi veya neşesi olduğu gibi; zindanda da buna benzer bir hâl vardır. Her zindanlı, dış dünyadaki haline, tercihine, seyir ve gidişatına paralel olarak hatıra ve hayalleriyle yaşar… Zindan boşluğunu, içindeki insanların rüyaları, hayalleri ve mazide kalmış geçmiş yılların acı-tatlı hatıraları doldurur. Zindanda herkes seçtiği yolun karşılığını bulur; kimisine karanlık, kimisine ışık olur…

Zindanda geçen zaman, tecerrüd cihetiyle Ashab-ı Kehf’in ahvaline çok fazla benzer… dışarda hızla akıp giden dünya adeta zindanda durmuş gibidir. Geçip giden zamana; dışarda vuku bulan binlerce hadiseye rağmen, kabir ehli gibi dört duvar arasında bekleyen ashab-ı zindan için değişen fazla bir şey yoktur. Sadece değişen mevsimlerle birlikte ufak tefek farklılıklar olur. Asgari seviyede devam eden fiziki ve cismani hayatiyetin dışında, duygu ve düşünce planında kabir ehline çok yakın bir algılama mevcuttur. Zindana konulan herkesin bir özgürlük rüyası ve gönlünde hususi bir duası olur.

Ashab-ı Kehf-i Zaman, ehl-i zindan, adeta toprağa ekilmiş tohum misali, bir vel’ba’su ba’del’mevt nefhasıyla dirilip tekrar yeryüzüne çıkacağı günü sabırla, umut ve duayla bekler durur. Ehl-i zindan’ın Yusuf (as)’un rüyasından bir hissesi vardır. Zindan hem uzlet, hem hicret ve gurbet diyarıdır; hüzün ve hasret zindanın ayrılmaz parçasıdır. Hasret vuslata âşıktır; hasret vuslatının doğum sancısı ve arayış ıstırabıdır. Hasret, yanmak, pişmek ve olmak için lazımdır. Hasret, ehl-i zindanın hal duası ve Hakk’a niyazıdır. Hakk’ın inayetiyle, hasret çoğalınca vuslat yaklaşır; belki bugün, belki yarındır…

Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Nisan 2014 (115. Sayı)
 

 


Yusuf Akyüz

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS