İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Arap baharının doğduğu ülke: Tunus

2015-06-27
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Başkenti Tunus olan Tunus’un başlıca şehirleri, Sifaks, Sousse, Gabes, Kairouan, Bizerte’dir. Ülkenin yüzölçümü 162.155 km²’dir. Kuzey Afrika ülkelerinden olan Tunus, kuzeyden ve doğudan Akdeniz, güneydoğudan Libya, batıdan Cezayir`le çevrilidir.
Başkenti Tunus olan Tunus’un başlıca şehirleri, Sifaks, Sousse, Gabes, Kairouan, Bizerte’dir. Ülkenin yüzölçümü 162.155 km²’dir. Kuzey Afrika ülkelerinden olan Tunus, kuzeyden ve doğudan Akdeniz, güneydoğudan Libya, batıdan Cezayir`le çevrilidir. Resmi diller Arapça, Fransızca ve İngilizce. Halkın genel olarak konuştuğu dil Arapçadır. Tunus, bir İslam ülkesidir. Nüfusu yaklaşık 11 milyon civarında olan ülkenin yüzde 98’i Müslüman, yüzde 1’i Hıristiyan ve yüzde 1’i ise Musevi ve diğer dinlere mensuptur. Ülkede Kuzeyde Akdeniz İklimi görülürken, güneyde Çöl İklimi hâkim. Kışın sıcaklık 0°C altına düşmez. Yazın 40°Cye kadar çıkar. Ülkenin Para Birimi; Tunus Dinarıdır. Kişi başına düşen GSYİH, 3.550 dolardır. Türkiye ile Tunus arasında vize uygulaması yoktur.

Ülke Tarihi

Tunus`ta gerçekleştirilen ilk İslam fethi 648`de Abdullah bin Ebi Sarh komutasındaki İslâm ordularının gerçekleştirmiş olduğu fetihtir. Bunun arkasından birbirini izleyen fetihlerle Tunus`un tamamı İslâm devletine bağlandı. Bölgenin İslâm devleti topraklarına katılmasından sonra yerli halk kısa sürede Müslüman oldu ve yedinci yüzyılda Tunus halkının tamamı İslam`a girdi. Tunus fethedildikten sonra hilafete bağlı Ifrikiyye eyaletinin bir parçası olmuştur. 800 yılında Tunus`ta yine hilafete bağlı Aglebiler yönetimi kuruldu. Aglebiler saltanatı 910`a kadar sürdü. Bu tarihten sonra Tunus topraklarına Fatimiler hükmetmeye başladılar. Fatımilere bağlı Zirilerin Tunus üzerindeki saltanatları ise 1148`e kadar sürdü. Bu tarihte bölge üzerinde Muvahhidler nüfuz sahibi oldular. Muvahhidler, Tunus`u Hafsilerin yönetiminde kendilerine bağlı bir eyalet haline getirdiler. Muvahhidlerin dağılmasından sonra da Hafsiler bu ülkede bağımsız bir yönetim kurdular. Hafsilerin yönetimi 1574`e kadar sürdü. Bu tarihte Tunus Osmanlılar tarafından ele geçirilerek Osmanlı Devleti`ne bağlı bir eyalet haline getirildi. Tunus`un bu statüsü 1881`e kadar sürmüştür. Bu dönemde Tunus`u kendilerine "Beyler" denen halifeye bağlı yerel yöneticiler yönetiyorlardı. 12 Mayıs 1881`de Tunus, Fransız sömürgeciler tarafından işgal edildi. Bundan sonra Fransızlar ülkeye "yüksek komiser" dedikleri genel vali tayin ederek yönetmeye başladılar.

Öte yandan Beyler`in yönetimi de sembolik bir şekilde sürüyordu. Fransızlar işgal ettikleri bütün diğer ülkelerde başvurdukları zulüm uygulamalarına burada da başvurdular. Bu zulme karşı bağımsızlık yanlısı örgütlenmeler ve bazı ayaklanmalar oldu. Ancak bütün bu ayaklanmalar insafsızca ve kanlı bir şekilde bastırıldı. Ancak Fransız sömürgeciler işgal ettikleri diğer ülkelerdeki bağımsızlık mücadelelerini kendi kontrollerine almak için başvurdukları sinsi oyunlara burada da başvurarak kendi elleriyle yetiştirdikleri Habib Burgiba`yı bağımsızlık mücadelesinde önemli bir konuma getirmeyi başardılar ve ona Yeni Düstur partisi adında bir parti kurdurdular. Habib Burgiba başlangıçta İslamcı düşünceyi destekliyor, camilerde namaz kıldırıp hutbeler veriyor, konuşmalarında İslami kavramlar ve özellikle cihad konusu üzerinde ağırlıklı bir şekilde duruyordu. Oysa Burgiba çocukluğundan beri Fransızların gözetiminde bulunmuş, eşi Fransız olan ağabeyinin gözetiminde büyümüş ve Fransa`da hukuk öğrenimi görmüş biriydi. Fransızlar Burgiba`yı Tunus halkına kabul ettirebilmek amacıyla 1934 - 36 ve 1938 - 42 yılları arasında hapse de attılar. Burgiba sinsi politikasına dış destek bulmak amacıyla 1945`te Fransız işgal yönetiminden kaçtığı görünümü vererek Kahire`ye geçti. 1949`a kadar Kahire`de kalarak bu dönem içinde Arap ülkeleri basta olmak üzere İslâm ülkelerinin desteğini sağlamaya çalıştı. Tunus`a dönüsünden sonra halkı isyana teşvik eden Burgiba bu arada Fransız işgalcilerin Tunuslu Müslümanları kırıp geçirmeleri için gerekli şartları oluşturuyordu. Sonuçta Fransızlar kendi adamları olan Burgiba`nin konumunu sağlama aldıktan sonra 20 Mart 1956`da işgale son vererek Tunus`un bağımsızlığını tanıdılar. Bağımsızlık sonrasında Burgiba, Tunus cumhurbaşkanlığına getirildi. Ancak tutumunu birden bire değiştirerek Islım aleyhtarı bir siyaset izlemeye başladı. Partisinin adını Sosyalist Düstur Partisi olarak değiştirdi. Müslümanlar üzerindeki zulümlerini günden güne şiddetlendirdi. Tunus`un sembolü olan Zeytune Üniversitesi basta olmak üzere İslami eğitim kurumlarını kapattırdı. Zaman içinde camileri de sıkı denetim altına alarak belli vakitlerin dışında namaz kılınmasını yasakladı. İslami yönetim istediklerinden dolay çok sayıda Müslümanı tutuklatarak cezaevlerinde ağır işkencelere maruz bıraktı. Onun bu zulümleri karsısında oluşan halk tepkisini kendi lehine bir destek unsuru olarak değerlendirmek isteyen Zeynelabidin bin Ali 7 Kasım 1987`de Burgiba`ya karşı bir darbe gerçekleştirerek yönetimi ele aldı. Başlangıçta ülkede bir reform hareketi başlatacağını vaat eden ve İslamcı kesimlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışan Bin Ali durumunu sağlama aldıktan sonra zulüm ve işkence uygulamalarını aynen Burgiba`nin bıraktığı yerden devam ettirmeye başladı. Hatta o, zaman içinde zulmü daha da şiddetlendirerek tam bir vahşet yönetimini hâkim kıldı.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Tunus nüfusu, ülkenin yerlileri olan Berberîlerle Arapların karışımından ortaya çıkmıştır. Ayrıca safkan Berberîlerle, Araplar da sayıca önemlidir. Ülkede çok eskiden İspanyadan göç eden Yahûdî azınlığı mevcuttur. Bağımsızlıktan sonra giderek azalan Fransızlar 60.000 civarındadır. Tunus’ta Türkiye asıllı âileler mevcut olup, Türkiye soylu olmak burada iftihar vesilesidir. Tunus halkı ırkçı değildir. Halkın % 98i Müslüman olup, geri kalanını Hristiyan ve Yahûdîler teşkil eder. Müslüman halkın hemen hemen hepsi sünnîdir. Çoğunluğu Malikî mezhebindedir. Tunus’ta Arapça konuşulur. Fransız işgâli çok sürdüğü için Fransızca bilenlerin sayısı da çoktur. Gazete ve dergilerin yarısı, Radyo ve TV’lerin birer kanalları Fransızca yayın yapar. Nüfusun yaklaşık % 70’i kuzeyde yaşar. Nüfus dağılışı çok düzensizdir ve tarım kaynaklarına bağlıdır. Nüfus yoğunluğunun km2 başına 70 kişiden çok olduğu Mecer’de ovaları ve Tunus bölgesi ve kıyılar en kalabalık kesimlerdir. Buna mukabil 2 kilometre kareye 10 kişiden az düşen bozkırlarda, özellikle yarı göçebeler yaşar. Tunusun en önemli şehri başşehir Tunus olup, nüfusu 1,5 milyona yaklaşmıştır. Diğer önemli şehirler Sefakis, Suse, Kayrevan ve Bizerte’dir. Eğitimde Fransız sistemine bağlı kalınmıştır. İlkokullardan itibaren öğretimin Arapça yapılması sağlanmışsa da üniversitede öğretim Fransızca olarak yürütülmektedir. Tunus Üniversitesine bağlı 9 fakülte, 3 enstitü ve 4 yüksek okulla yüksek tahsil yapılmaktadır. Tunus halkının % 62si okuma-yazma bilmektedir.

Siyasi Hayat

Tunus 17 vilâyete ayrılmıştır. Kânûnî sistemi İslâm kânunları ve Fransız medenî kânunu esas alınarak, Türk ve ABD örneği bir anayasa ile yürütülür. Seçimler her beş yılda bir yapılmakta olup, oy verme yaşı 21’dir. Temsilciler Meclisi(Millet Meclisi) 141 üyeden meydana gelmiştir. Cumhurbaşkanı beş senede bir halk tarafından seçilir. Anayasaya göre cumhurbaşkanı olan kişi arka arkaya birden çok dönem için seçilebilir. Tunus Birleşmiş Milletlere, Arap Birliğine ve Afrika Birliği Teşkilâtına üyedir.

Ekonomi ve Tabiî Kaynaklar

1980’li yılların sonlarına doğru serbest piyasa ekonomisi Tunus’ta ağırlık kazanmaya başlamıştır. Genel olarak tarıma dayanmakta olup, toplam nüfusun % 50 ilâ 60’ı bu sektörde çalışmaktadır. Tarım yanında turizm, mâdencilik, yiyecek, konserve, tekstil, hafif sanâyi malları ve sunî gübre ana sanâyi kollarıdır. Enerji ve imalat sektörleriyle gelişen bir ekonomidir. Zeytinyağı başta olmak üzere buğday, arpa, zeytin, nârenciye, meyve, sebze ve hurma başlıca tarım ürünleridir. Koyun, keçi, sığır ve kümes hayvanları yetiştirilen başlıca hayvanlardır. Son yıllarda balıkçılık önemli bir gelir kaynağı hâlini almıştır. Ülkede tarım ürünlerine dayalı sanâyi kollarının geliştirilmesine çalışılmaktadır.

Tunusun % 43ü bozkır ve çöl, % 6sı ormanlarla kaplıdır. Tunusun önemli yeraltı zenginlikleri fosfat, demir, petrol, kurşun ve çinkodur. Ülkedeki fosfat yatakları, Afrikanın en büyük rezerv noktalarındadır. Petrol rezervleri bakımından kıta ülkeleri arasında beşinci sırayı, doğal gaz kaynakları bakımından ise dördüncü sırayı alır.

Tunus`ta İslami Hareket

Tunus`ta İslami hareketin doğuşu Mısır ve Suriye gibi bazı diğer Arap ülkelerinden görece sonra gerçekleşmiştir. Temellerinin 1960`larda ders halkalarıyla atıldığı hareket, 70`li yıllarda teşkilatlanmaya başlamış, 1981`de İslami Yöneliş Hareketi`nin kurulmasıyla da ciddi anlamda örgütlü bir yapıya ulaşmıştır. İslami hareketin Tunus`ta doğuşunun temel sebebi olarak bağımsızlık sonrası Burgiba reformları ve dinin yeniden tanımlanması ön plana çıkmaktadır. Tunus dinî hayatının temel direği olan Zeytune Camii ve Zeytune Üniversitesinden ikincisinin kapatılması ile ilmî faaliyetler yara almış, hızlı Batılılaşma reformlarıyla da Arap-İslam kültüründen hızlı bir kopuş başlamıştır. Bu sebeple özellikle genç Müslümanlar kendilerini bir kimlik bunalımı içerisinde bulmuştur. Gannuşi`nin de belirttiği gibi, Tunus`un Arap-İslam kültürü içerisinde yetişmiş olan genç kesimi, hızlı bir Batılılaşma içine giren ülkede kendilerini birer yabancı gibi hissetmeye başlamışlardır.

Gannuşi ve Nahda Hareketi

Tunus`taki İslami hareketten bahsetmeden önce Raşid Gannuşi`ye değinmek gerekir. Hareketin ilk ve tek kurucusu olmasa da gelişimi sürecinden itibaren çok önemli rol almış ve sonrasında, fasılalarla da olsa, bugüne dek hareketin liderliğini yapmış olan Gannuşi`yi anlamak, hareketin yapısını anlamak açısından çok önemlidir. Zira dönem dönem farklı sesler çıksa da hareket büyük ölçüde Gannuşi`nin fikrî temelleri ve eylemleri üzerinde şekillenmiştir.

1941 yılında Gabes kentinin kırsalında doğan Gannuşi eğitimine görece geç başlamış, ailesinin şehre taşınmasıyla orta seviyeli okullar olan Zeytune medreselerinden birinde okumuştur. Zeytune mezunları Tunus`ta ancak öğretmen veya din adamı olarak iş bulabildikleri için üniversite eğitimine devam etmek amacıyla önce Mısır`a sonra da felsefe eğitimi almak üzere Şam`a gitmiştir. Mısır`da olduğu sürede dönemin pek çok Arap genci gibi Nâsırizm`den etkilenen ve Arap sosyalizmine kendini yakın hisseden Gannuşi, Şam`da bulunduğu süre boyunca Arap milliyetçiliği ve sosyalizminin Arap dünyasında temelleri olmayan, doğrudan Batı`dan alınmış fikirler olduğu kanaatine vararak bu fikirlerden uzaklaşmıştır. Şam`daki eğitimi sırasında farklı İslami gruplarla bir arada olmuş, onlarla fikri tartışmalara girmiş ve bu süreç sonucunda daha İslamcı bir fikre sahip olmuştur.

Gannuşi`nin hayatındaki dönüm noktalarından biri de Sorbonne`da yüksek lisans yapmak için Paris`e gidişi olmuştur. Burada hem Batı dünyasını daha yakından görmüş, hem Batılı düşünürlerin seminerlerini takip etmiş hem de Pakistan kökenli Tebliğ Cemaatine katılarak Paris`teki Kuzey Afrikalı Müslümanlara yönelik dersler vermiştir.

Gannuşi, Paris`ten ailesini görmek için Tunus`a yolculuk yaptığı bir seferde başkent Tunus`taki ders halkalarından birine katılmış, buradaki telkinler sonucu Fransa`daki eğitimini bırakarak Tunus`a yerleşmiş ve felsefe öğretmenliği yapmaya başlamıştır. Gannuşi, MTI ve Nahda`nın temellerinin atıldığı bu ders meclislerinde Abdülfettah Moro, Hemida en-Neyfer ve Salahaddin el-Curşî gibi diğer genç İslamcılarla tanışmış ve bu ekip zaman içerisinde camilerde dersler vermeye başlamıştır. Gannuşi bir felsefe öğretmeniydi, hareketin ilk dönemlerindeki bir diğer lideri olan Moro da bir avukattı. Bu bağlamda, Tunus`taki İslami hareketin lideri olan İslamcılar, 19. yy`ın sonu ve 20. yy`ın başındaki İslamcılarından farklılık göstermektedirler ve tıpkı bazı diğer ülkelerdeki tertipleri gibi ulema kökenli değildirler.

1978`deki işçi hareketlerinin başlattığı grevler ve bir sene sonra gelen İran Devrimi, Tunus`taki İslami hareket üzerinde ciddi etkiye sahip olmuştur. Bu zamana kadar faaliyetlerini daha toplumsal düzeyde gerçekleştiren ve cılız eleştiriler haricinde siyasi düzeyde pek yer almayan hareket daha örgütsel ve siyasi bir yapı kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda önce Cemaat-i İslami ismiyle bir yapılanma oluşturulmuş, ancak asıl ciddi örgütsel yapı 1981`de İslami Yöneliş Hareketi`nin kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Hareket ilk aşamadan beri yasal bir parti olmak talebi içerisindeydi ve bu amaçla taleplerini hükûmete iletmiştir. Ancak İslami Yöneliş Hareketi`nin modernleşme, laiklik ve Batıcılık fikirlerini karşısına alarak kurulmuş olması hükûmet düzeyinde ciddi rahatsızlığa sebep olmuştur. Bu yüzden, Burgiba hükûmeti hareketin parti kurma talebini reddetmenin yanı sıra, İran destekli illegal bir örgüt olduğu iddiasıyla harekete karşı bir operasyon başlatmıştır. Başta Gannuşi ve Moro olmak üzere pek çok hareket üyesi tutuklanmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Bunu izleyen yıllarda hareket içerisinde fikrî ayrılıklar gerçekleşmiş ve siyasi aktivitelerin daha çok azaltılmasını savunan Abdülfettah Moro hareketten ayrılmış, böylece Gannuşi hareketin tek lideri olarak kalmıştır.

1989 yılında hareket, hükûmetin de uzun süredir süregelen isteği doğrultusunda ismindeki "İslam" ibaresini kaldırmak amacıyla bir isim değişikliğine gitmiş ve "Nahda Hareketi" ismini almıştır.

1989 yılında yapılan seçimler hem Bin Ali rejimi hem de Nahda Hareketi için çok kritik olmuştur. İsim değişikliği gerçekleşse ve muhalefetin diğer parçaları parti kursalar da Nahda`nın parti kurarak seçimlere girmesine izin verilmemiştir. Buna karşılık bağımsız adaylarla seçime giren Nahda, beklenenden daha iyi bir sonuca ulaşarak % 15`in üzerinde oy almış; Tunus, Gabes, Sûse gibi şehirlerde % 30`a yaklaşmıştır. Nahda üyeleri seçim sisteminden dolayı mecliste sandalye sahibi olamasalar da bu başarı hükûmet üzerinde ciddi etkiye sahip olmuştur. Yanı başlarında, Cezayir`de, İslami hareketin seçim yoluyla güç kazanması örneğinin de etkisiyle, seçim sonrasında Nahda üzerindeki baskı politikaları arttırılmıştır.

Hareket üzerindeki yargı süreci devam ederken Gannuşi Tunus`un mevcut vaziyetinde siyaset yapmanın mümkün olmadığına karar vererek Londra`ya gitmiş ve devrim sonrasına kadar da burada sürgünde yaşamıştır. Nahda üyelerinin bir bölümü Gannuşi gibi yurt dışına kaçmış; Fransa, İngiltere, İsviçre ve Körfez ülkelerine yerleşmişlerdir. Geride kalan Nahda önde gelenlerinin büyük bir bölümü yargılanarak hapse gönderilmiş ve hareketin yurt içindeki idari yapısı ortadan kaldırılmıştır. 1990`ların başından sonra hareket yeni bir idari yapıya geçmiş, faaliyetlerine büyük ölçüde Tunus dışında devam etmiş ve özellikle Avrupa`daki sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek siyasî ve fikri faaliyetler üzerine fikir alışverişlerinde bulunmuştur.

Nahda Hareketi`nin Fikri Temelleri

Tıpkı lideri Gannuşi gibi Nahda Hareketi de farklı kanallardan beslenerek bugünkü fikrî yapısını geliştirmiştir. Nahda Hareketi`nin fikrî yapısının temelinde Mısır`daki Müslüman Kardeşler tecrübesi ve fikri vardır. Benna ve Kutub`un kitapları özellikle 1970-1980`li yıllarda çokça okunmuş ve fikrî altyapıyı kurmuştur. Ancak fikrî düzeyde Kardeşler`e ciddi bir yakınlık olsa da örgütsel yapılanma olarak farklılıklar görülmektedir. Gannuşi`nin ve hareketin beslendiği ikinci kanal Malik bin Nebî`dir. Uzun yıllar Fransa`da yaşamış ve Batı felsefesiyle yakından ilgilenmiş olan Cezayirli düşünürün medeniyet kavramı üzerine düşünceleri Gannuşi üzerinde etkili olmuştur. Kutub`un temsil ettiği daha selefi eğilimleri olan İslami hareketin Mağrip bağlamına uyumlu olmadığını savunan Malik bin Nebi, daha sonra Gannuşi`nin Tunus`un hususiyetleri doğrultusunda bir siyaset izlemesinde önemli rol oynamıştır.

Tunus İslami hareketinin beslendiği bir diğer kaynak İran Devrimi olarak değerlendirilebilir. İran Devrimi, İslami prensipler üzerine bir rejimin kurulmasıyla sonuçlandığı için, İslam dünyasının pek çok yerinde olduğu gibi Tunus`ta da heyecanla karşılanmıştır. Bu bağlamda İran`da yaşananlar Tunuslu Müslümanlara devrim heyecanı ve siyasi aktivizm fikrini aşılamıştır. Hareketin örgütlü bir hal almasında İran Devrimi`nin ciddi bir rolü vardır. Ancak İran Devrimi ile kurulan bu gönül bağı örgütsel bir bağ değildir. İran Devrimi ilk aşamada büyük heyecan yaratıp Nahda`nın gelişiminde rol oynasa da ilerleyen yıllarda devrim, sonrasında kurulmuş olan rejimin taşıdığı baskıcı unsurlar dolayısıyla Gannuşi tarafından hayal kırıklığına uğratıcı bulunmuştur. Gannuşi, İslami devletin tek bir yolu olmadığı, demokratik süreçler gibi başka yollarla da amaçlarına ulaşabileceklerini vurgulamıştır

Tunus`ta İslami hareketi etkileyen kaynakların bir diğeri olarak da Batı dünyası gösterilebilir. Tunus İslami Hareketi`nin temsilcileri genelde ya başta Fransa olmak üzere Avrupa`da ya da Tunus`taki modern okullarda eğitim almışlardır. Bu yüzden Tunus`un Batılılaşan/Batılılaşmış ortamında yetişmişlerdir ve savunduğu bazı noktalara karşı eleştirel olsalar da Batı düşüncesi ile onun günümüz toplumları için oynadığı role vâkıf durumdadırlar. Ayrıca rejimle aralarında çıkan ilişki hızlı ve özden koparıcı Batılılaşma yönünde gerçekleştiğinden diğer Arap ülkeleriyle farklılıklar göstermektedir. Tüm bunlar Tunus İslamcılığının Batılı kavramlarla görece barışık ve daha ılımlı bir yol tutturmasında önemli bir rol oynamıştır.

İslam`ın Siyasetteki Konumu

Raşid Gannuşi`nin ve Nahda Hareketi fikrinin temelinde İslam dünyasının bir parçası olarak geri kalmış olma durumu ve Tunus toplumunun bağımlılıktan kurtulmasının yollarını bulmak vardır. Gannuşi`ye göre modern dönüşüm ve ilerlemeyi sağlamak farklı yerlerde farklı yollarla olabilir. Tunus için en iyi yol kendi Arap-İslam mirasından hareket etmektir. Ona göre Müslümanların kendilerine ait bir paradigmaları ve çözüm üretmek için başvuracakları değerleri, tarihleri ve kimlikleri vardır. Bu sebeple Tunuslu Müslümanların Arap-İslam kimlikleri üzere kendi özlerine dönmeleri geri kalmışlık ve bağımlılıktan kurtulmanın yoludur.

Nahda siyasi ve sosyal faaliyetler yoluyla İslami değerlerin toplum içerisinde tekrar yaygınlaşması için çalışmıştır. Gerektiğinde bu amaçla daha pratik ve aktif politikaya yönelik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Gannuşi genel manada İslami hareketlere karşı öz eleştirel bir tavır sergilemiş ve o güne dek yapılan hatalara bakarak İslami hareketlerin önceliklerini yeniden belirlemeleri gerektiğini söylemiştir. Bu çerçevede Gannuşi ve dolayısıyla hareketin şeriatı tanımlama şekli de önemlidir. Gannuşi şeriat kurallarını tam olarak uygulayacak bir sistem kurmanın mevcut Tunus şartlarında uygun olmadığını düşünmektedir. Bu sebeple şeriatın genel İslami prensipler olduğunu ve bu şekilde hayatı düzenlediğini belirtmiştir. Bu doğrultuda Gannuşi`ye göre Sudan örneği ortaya çıkardığı bazı özgürlüklerle başarılı bir örnek olsa da, Suudi Arabistan örneği Tunus için bir model olarak kabul edilemez. Zira Gannuşi, İslam düşüncesi üzerine içtihadın önemini vurgulamaktadır ve ona göre yönetim şekli gibi konularda tek bir doğru veya gerçek yoktur. Farklı içtihatlarla farklı yerlerde farklı sistemler kurulabilir. Bu yüzden de Tunus`taki İslami hareket bir İslam devleti kurmaktansa ahlaki ve sosyal yönden İslam`a uygun bir sistemi savunma yolunda gayret göstermiştir. Gannuşi, İslami hareketlerin önceliklerini sıraladığı bir makalesinde İslami hareketlerin hem siyasi hem de toplumsal faaliyetlere ağırlık vermeleri gerektiğini ancak ikisinin çelişmesi veya bir tercih yapılması durumunda sosyal faaliyetlerin öncelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede Tunus`taki İslami hareket siyasi faaliyetlerine başladığı andan itibaren her türlü şiddeti kötüleyerek çoğunluğun idaresinin, özgür seçimlerin, azınlık haklarının ve sivil toplumun var olduğu bir rejim için muhalefet yapmıştır. Tasvir edilen bu sistemde İslam`ın rolü sisteme düşünsel ve ahlaki altyapıyı sunmasıdır.

Devrim sonrası Nahda Hareketi`ne baktığımızda İslam`ın siyasetteki yeri konusundaki fikirlerinde önceki görüşleriyle ciddi benzerlikler görmek mümkündür. Ekim 2011`deki seçimler öncesinde hazırlanan Nahda Partisi programında "Tunus`un dini İslam`dır." ibaresi geçmektedir. Bu ibare hareketin ılımlı söylemi içerisinde biraz farklı anlamlara yol açsa da yetkililere sorulduğunda bunun Suudi Arabistan ve İran`daki gibi insanlara tercih bırakmayacak bir rejim kurulacağı anlamına gelmediğini belirtmektedirler. Nahda Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi ve Kültür Komisyonu Başkanı Ajmi Lourimi`ye göre Nahda, İslami bir devlet tesis edecek veya doğrudan şeriat kurallarıyla yönetecek bir hareket değildir, ancak kendisine kaynak olarak İslam`ı ve onun emirlerini alan bir harekettir. Yani İslam, hareket için siyasi ve toplumsal olaylara çözüm üretme konusunda bir kaynaktır. Son dönemde Gannuşi`nin açıklamalarına ve röportajlarına bakıldığında da benzer söylemlere rastlamak mümkündür. Kendisine "Bin Ladin`den Erdoğan`a kadar bir yelpazede Nahda`yı nerede tanımladığı" sorulduğunda Gannuşi; Türkiye, Endonezya ve Malezya modelleri gibi kendilerini çok daha iyi tanımlayan ve kendilerine yakın gördükleri rejimler varken Taliban ve Suudi rejimleri gibi kendilerinden farklı rejimlerle karşılaştırmanın yersiz olduğunu belirtmiştir.

Arap baharı ve devrim

17 Aralık 2010 günü 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi, bir pazar yerinde kendini yakmış, buna tepki olarak 18 Aralık günü Tunus’ta halkın sokaklara dökülmesiyle de daha sonra “Arap Baharı” olarak adlandırılacak muhalif hareketlerin kıvılcımı yakılmıştı.

26 yaşındaki Muhammed Buazizi, iş bulamadığından pazarda meyve-sebze satarak ailesini geçindirmeye çalışıyordu. 17 Aralık 2010 günü, tezgahının ruhsatsız olduğu gerekçesiyle tartı aletine ve tezgahına el koymak isteyen zabıtalara ve güvenlik güçlerine direnen Buazizi, maruz kaldığı şiddet, hakaret ve aşağılanma nedeniyle o gün kendini ateşe vermişti. Vücudunun yüzde doksanı yanmış bir halde hastaneye kaldırılan Muhammed Buazizi, 4 Ocak 2011’de hayatını kaybetti.

Bu olay üzerine sokaklara dökülen Tunus halkı, işsizlik, gıda enflasyonu, yolsuzluk, ifade özgürlüğü, kötü yaşam koşulları gibi birçok sorunu protesto eden gösteriler düzenlemeye başladı. Hükümet güçleriyle protestocu halk arasında yoğun çatışmaların yaşandığı gösteriler sonucunda gerçekleşen “Yasemin Devrimi”yle 23 yıldır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali 14 Ocak 2011’de iktidarı bırakarak yurt dışına kaçtı ve ardından yapılan seçimlerde halk Nahda Partisi’ni yönetime getirdi. Tunus’taki bu devrimin kıvılcımları, kısa zamanda diğer Arap ülkelerine sıçradı. Benzer ayaklanmalar Mısır’da, Libya’da Suriye’de, Yemen’de, Bahreyn’de cereyan etti. ‘Arap Baharı’ adı verilen halk hareketi, bütün Arap coğrafyasına yayıldı. Ancak çoğunda bu bahar kışa dönüşmüş durumda. Dolayısıyla Arap baharının başarıya ulaştığı tek ülke Tunus oldu.

“Orta Doğu`da İslamcı Siyaset: Değişim Sürecinde Müslüman Kardeşler ve Nahda” raporundan faydalanılmıştır.

Muhammed Furkan Can / İnzar Dergisi – Haziran 2015 (129. Sayı)
 

 


Furkan Can

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS