Ey Peygamber! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan Onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah Seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. (Maide: 67)
Ayetin tefsirine konunun hatimesi olabilecek İbn-i Abbas (R.Anhuma)’ın ayetle ilgili görüşüne yer vererek başlayalım, zira birçok hatime vardır ki aslında başta söylenmesi bazen daha verimli olabiliyor.
Kurtubi, tefsirinde İbn-i Abbas’ın ayetle ilgili görüşüne yer verirken şöyle buyuruyor. İbn-i Abbas (R.Anhuma) buyuruyor ki “Ayetin manası şudur: “Ey Muhammed! Sana Rabbinden indirilenin tümünü tebliğ et, aksi halde Sen onun Sana yüklemiş olduğu Risalet görevini yerine getirmiş olmazsın. Bu ayetten amaç, Hz. Resulullah salallahu aleyhi vesellemi terbiyedir, zira Allah-u Teâlâ, Resul’ünün O’nun Risâlet’inden kendisine indirilen hiçbir şeyi gizlemeyeceğini biliyordu. Bununla beraber bu ayet aynı şekilde Hz. Resulullah salallahu aleyhi vesellemin ümmetinden ilmin hamili olan âlimlere tedip amacını taşıyor, ta ki O’nun şeriatından hiçbir şeyi ketmetmesinler.
Nitekim Müslim’in Sahihi’nde ümmül müminin Hz. Âişe (R.Anha)’den yapılan bir rivayette Mesruk’a hitaben, “Her kim ki sana Muhammed Allah’ın kendisine indirdiğinden bir şeyi gizlemiştir dese bil ki o yalancıdır” deyip bu ayeti Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin Kur’an’dan bir şeyi gizlemediğine delil olarak getirmiştir. Öyle ise biz de ayetin bize bakan yönüne yani âlimleri Allah’ın şeriatından hiçbir şeyi gizlememeleri gerektiği yönündeki terbiyesi üzerinde durmaya çalışalım.
Şunu da hatırlatmakta yarar vardır. Her mümin bildiğinin âlimidir. Cahilliği ise bilmedikleri hakkındadır. Öyle ise kimin yanında bu şeriat ilminden, Allah’ın dininden her ne ilim varsa bildiği kadarını ketmetmemekle mükelleftir.
Zira her mümin bilgisi oranınca âlim ve âlimliği oranınca peygambere varistir. Aynı şekilde veraseti miktarınca da Resulullah’ın yükümlülüğüne karşı mesuliyet sahibidir. Hz. Resulullah salallahu aleyhi vesellemin en büyük yükümlülüğü ise apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir.
Allah-u Teâlâ, Nahl Suresi 35. ayette, Nur Suresi 54. Ayette, Ankebut Suresi 18. ayet ve daha birçok ayette “فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبينُ” (Resule düşen, apaçık bir tebliğden başkası bir şey midir?) diye buyuruyor. Öyle ise Hz. Resulullah salallahu aleyhi vesellemin veraseti olan ilimden pay alan her müminin, aldığı pay miktarınca ilmin gereği olan “mübin tebliğ” vazifesini yerine getirme mesuliyeti vardır. Tebliğin “mübin” sıfatına haiz olması ise mesuliyetin tebliğcinin üzerinden kalkıp muhatabın Allah’a karşı tam mükellef olması gerekli olan bir şarttır. Zira söz konusu ayetlerin tamamında “الْبَلَاغُ الْمُبينُ ” (apaçık bir tebliğ) şeklinde vasıflandırılmaktadır. Mübin’den kast edilenin de Resulün kendisi olduğu tefsirlerde ifade edildiğine göre bu şartın yerine getirilmiş olması için tebliğin Resulün çizgisi üzerine yerine getirilmesi zorunluluğu vardır.
Ayetin tefsirine gelecek olursak…
Rağıb el-Isfahani “يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ” ibaresi hakkında “eğer onun risaletinden herhangi bir şeyi gizlersen hiçbir şey tebliğ etmemişsin hükmünde olacaktır” manasında olduğunu ve bunun insanın emrolunduğu amellerdeki taksiratın ameli kötürüm bıraktığına dair bir tembih olduğunu ifade ediyor.
Kurtubi ise bu ayet tebliği açıktan yapmasına işaret ettiğini ifade ediyor ve şu açıklamada bulunuyor: “Daha önce Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kendisine indirilen vahyi olduğu gibi tebliğ ediyordu ancak bunu gizli yapıyordu. Bu ayetle kendisine artık tebliği ve daveti açıktan yapması emrediliyor. Ayetin bu manaya işaret ettiğine dair delil ise ayette geçen “وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ ” (Allah seni insanlardan muhafaza edecektir) ibaresidir, diyor.
“وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ” İbaresi aynı şekilde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin masum olduğuna işaret ediyor. Zira bu ifade, Resulullah’ın Allah tarafından korunduğunu ifade ediyor.
Zemahşeri ise “يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ” ibaresini iman ilkesi ile ilişkilendirerek, “Nasıl ki iman konusunda Hz. Resulullah (SAV)’a indirilenlerin herhangi birisine iman edilmediği zaman bu hepsini inkâr gibi küfrü gerektiriyorsa aynen o şekilde Hz. Resulullah (SAV)’ın kendisine indirilenlerin herhangi birisini gizlemesi hepsini gizlemesi manasına geleceğini ifade ediyor.” Dolayısıyla bu Hz. Resulullah (SAV) bazı hükümleri kavminden çekindiği için gizledi şeklindeki batıl iddiaları çürütüyor. Haşa böyle bir şey Hz. Resulüllah için düşünülemez. Nitekim bu konu ile ilgili olarak Hz. Âişe (R.Anha)’dan şöyle bir hadis rivayet ediliyor: “Eğer Resulullah Kur’an’dan herhangi bir şeyi gizlemiş olsaydı, Zeynep’in nikahlanması hakkındaki ayeti gizlerdi. Zira Hz. Resulullah (SAV)’a bu ayeti açıklamaktan daha ziyade ağır gelen bir ayet olmamıştır.” Bu rivayete binaen olsa gerek bazı müfessirler bu ayetin Hz. Resulullah (SAV)’ın Zeynep’in Allah tarafından kendisine nikâhlanması hakkında ayeti açıklamasını geciktirdiğini ve bu ayetin buna binaen nazil olduğunu zannetmişler. Ama müfessirlerin çoğunluğu ve tefsir hakkında söz sahibi olanları bu görüşü reddetmişler.
Son söz olarak…
Allah`a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O`ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O`nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (Nahl: 35)
Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.(Nahl: 82)
"Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."(Yasin 17)
Ayetlerinin de işaret ettiği gibi Allah-u Teâlâ, hem bütün peygamberlerin yegâne görevinin apaçık bir tebliğin dışında bir şey olmadığını, aynı şekilde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi veselleme bizzat hitap ederek kendisinin peygamberlik misyonunun insanlara karşı kendisinin apaçık bir tebliğden başka bir mesuliyetinin olmadığını yine aynı şekilde Hz. İsa’nın havarilerinin dili üzere tebliğciler olarak hakkı ve hidayeti bulma ve ittiba konusunda insanlara karşı davetçiler apaçık bir tebliğden başka bir şeyle mükellef olmadıklarını ifade etmektedir.
Her Müslüman kendi çapında bir davetçi olduğuna göre ve davet misyonunun her hangi bir kesimle sınırlandırılmadığına göre Müslümanlar yegâne görevlerini insanlara karşı yerine getirmek mecburiyetindedirler. Ta ki Resul onların aleyhinde Allah katında şahid olduğu gibi onlar da Allah katında insanlar aleyhinde şahidler olsunlar ve huzur-u ilahi de insanlar onların yakalarına yapışmasınlar.
Burada davetçilerin özellikle dikkat edecekleri husus şudur ki Allah-u Teâlâ bu tebliği vasıflandırırken tek bir sıfat kullanıyor; o da “mübin” sıfatıdır.
Muhatabı tam bir mükellefiyet altına sokacak olan tebliğ bu sıfatı haiz olan tebliğdir. Aynı şekilde yükümlü olan mümini de tam olarak sorumluluktan kurtaracak olan tebliğ de bu vasfa haiz olan tebliğdir. “Mübin” olan tebliğin özellikleri ile ilgili olarak maalesef tefsir kaynaklarımızda derli toplu olarak bir sunuma rastlamadık, ama müfessirler bunu karşıdakinin kafasındaki şüpheleri giderici bir tebliğ olarak tanımlıyorlar.
Hem bu açıklama hem de ayetlerde geçen “mübin” lafzından kasıt Hz. Resulullah olduğu hakkındaki görüşler de göz önünde bulundurulduğu zaman Hz. Resulullah (SAV)’ın tebliğinin ve davetinin iyice irdelenip örnek alınması, müminleri bu yegâne görevlerini ifa etme konusunda rahatlatacağı bilinmelidir.
Ayrıca bu özelliklere sahip bir tebliğ için açıktır ki her müminin kendi imkânları dâhilinde kendisini bazı donanımlarla donatması bir zorunluluktur. Takat getiremediğinden ise Allah, hiçbir kulunu mesul tutmayacağını ifade etmiştir. Ama şu husus gözden kaçırılmamalıdır: Allah, takat getiremediklerimizden bizi mesul tutmaz; tembellik yapıp ihmal ettiklerimizden değil.
Allah tüm müminleri asli vazifelerini en iyi şekilde ifaya muvaffak kılsın inşallah ve tekrar asıl görevleri olan hidayet yolunda insanlığa rehberlik makamına layık bir ümmet ve bu ümmetin layık fertleri kılsın inşallah!
Davetimizin nihai amacı, Rabb’ul Âlemin olan Allah’a hakkıyla hamd etme uğraşısından başka bir şey değildir.
Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Aralık 2013 (111. Sayı)
Faruk Hamza