İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Allah`ın Rahmetine Nail Olduğu Gündür Müminin Bayramı

2012-08-13
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tarihe örnek cemaat/topluluk olarak geçmiş cemaatlerden birisi de Hz. İsa(Aleyhissalatu vesselam)`nın Havarileri`dir. Bu yüzden Allahu Teâlâ Kur`an`da sıkça kendilerinden söz etmiş, başlarından geçip davayı, inancı ilgilendiren kıssalarını dile getirmiştir...

إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَآءِ قَالَ اتَّقُواْ اللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ * قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ * قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ السَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيداً لأوّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ * قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَاباً لاَّ أُعَذِّبُهُ أَحَداً مِّنَ الْعَالَمِينَ

Hani havariler, Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" diye sordular da İsa onlara "Eğer mümin iseniz Allah`tan korkunuz" demişti. Havariler O`na dediler ki, "İstiyoruz ki, o sofranın yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz itminan bulsun, bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım. Bunun üzerine Meryem oğlu İsa şöyle dedi; "Allah`ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bu gün hem öncekilerimiz hem de sonrakilerimiz için bir bayram ve senin bize gösterdiğin bir mucize olsun. Bize rızık ver. Şüphesiz Sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Allah dedi ki; Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kâfir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.

Tarihe örnek cemaat/topluluk olarak geçmiş cemaatlerden birisi de Hz. İsa(Aleyhissalatu vesselam)’nın Havarileri’dir. Bu yüzden Allahu Teâlâ Kur`an’da sıkça kendilerinden söz etmiş, başlarından geçip davayı, inancı ilgilendiren kıssalarını dile getirmiştir.

Bu kıssalarından bir tanesi de Maide suresine ismini vermiş, Allah (cc)’tan diledikleri gökten bir sofranın/maidenin indirilmesidir. Bu istek yani mucize isteği bugüne kadar mü`min bir taifeden sadır olmamış bir şeydir. Bu yüzden belki farkında değildiler ama çok büyük istekte bulunmuştular. Zira mucizeler üç ana sebep dolayısıyla peygamberlere verilir.

1- Peygamberlerin nübüvvetini destekleyici delil olsun diye. Zira insanların gerçekten Allah (cc) ile doğrudan irtibatı olan bir peygamber ile insanlar arasında yalan ile üstün olmaya çalışanı bir birinden ayırt edecek delilleri görmeye hakları vardır. Örneğin; Hz. Musa (Aleyhissalatu vesselam)’ya verilen Asa ve Yed-i Beyda, Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)’ya verilen ölüleri diriltme, anadan doğma kör ve alacaları iyileştirme, gizlenen şeyleri haber verme, çamurdan yapılan heykellere üflediğinde onların canlanması ve Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selama verilen Kur`an mucizesi bu kabilden mucizelerdir.

2- Kâfirlerin peygamberi aciz durumda bırakmak maksadı ile talep ettikleri mucizelerdir. Örneğin Hz. Salih (Aleyhissalatu vesselam)’in kavminin kendisinden istedikleri değişik özelliklere sahip bir deve, Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamın ayı iki bölmesi vb. Aynı şekilde kâfir kavimleri korkutmak ve onları helak değil ama cezalandırmak maksadı ile gönderilen mucizeler de bu kabildendir. Örneğin firavun ve kavmi üzerine salınan çekirgeler, kurbağalar, Nil’in kana dönüşmesi vb. mucizeler. Ama bu tür istekler sürekli olarak yerine getirilen istekler değildi. Zira çoğu zaman sırf alay maksadı ile bu isteklerde bulunabiliyorlardı. Örneğin Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamdan Mekke’de nehirlerin akıtılmasını talep etmeleri gibi ya da Mekke’nin etrafındaki dağların altına dönüştürülmesini istemeleri gibi…

3- Diğer bir mucize çeşidi de inananların çok zor durumlarda kaldıkları sırada Allahu Teâlâ’nın kendilerine peygamberi aracı yaparak yaptığı rahmettir. Örneğin Tih Çölünde susuz kalan Hz. Musa(Aleyhissalatu vesselam)’nın kavmi için taştan on iki pınarın akıtılması, onlara men ve selva’nın gönderilmesi gibi… Ya da Tebük Seferinde susuz kalan ashabı için Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamın parmaklarından pınarların akıtılması gibi…

Ancak burada şu husus gözden kaçırılmamalıdır. Böyle bir talep hiçbir zaman müminlerden gelmemiştir. Seyid Kutup Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamın ashabı ile Havariler arasındaki makam farkına değinirken bu hususu dile getiriyor. Ashab hiçbir zaman iman etmelerinden sonra Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamdan bir mucize talebinde bulunmamıştır. Oysa Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)’nın Havarileri onca mucizevi durumuna rağmen, babasız doğmasına, ölüleri diriltmesine, üflediği toprak heykellerin canlanmasına rağmen kalplerinin itminan bulması için Hz. İsa(Aleyhissalatu vesselam)’dan böyle bir talepte bulunuyorlar.

Âlimler bu taleplerinin yukarıdaki mucize türlerinin hepsinden daha farklı bir talep olmasından dolayı Allahu Teala’nın; “Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kâfir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.” tehdidinde bulunduğunu ifade ediyorlar.

Bununla beraber bu tehdidin Havarilerin kullandığı dil dolayısıyla olduğu da söylenmiştir. Zira هَلْ يَسْتَطِيعُ (Rabbin güç yetirebilir mi?) ibaresi için her ne kadar değişik teviller yoluna gidilmişse de kullandıkları bu kelime Allah (cc)’a karşı bir mü`minin kullanamayacağı bir kelimedir. Hatta söz konusu peygamber olduğu zaman dahi Allah (cc) kullanacağımız kelimeler ve ses tonumuz hakkında bizi uyarmıştır. Dolayısı ile söz konusu Allah (cc) olduğu zaman daha dikkatli olmak gerekir.

İşte bu sebeple yani Havarilerin kullandığı ‘Rabbin güç yetirebilir mi?’ şeklinde anlaşılmaya müsait üsluplarına karşı Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam); “اتَّقُواْ اللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ”(eğer Müminlerden iseniz Allah’tan korkun) diye onları uyarıyor. Zira böyle bir düşünce ne iman hakikati ne de takva melekesi ile bağdaşmaz; “Eğer gerçekten iman sahibi iseniz beni babasız dünyaya getiren, benim ölüleri diriltmemi, anadan doğma körleri iyileştirmemi sağlayan ve şahid olduğunuz diğer bütün mucizeleri veren Allahu Teâlâ’nın böyle bir şeyi yapabileceğini bilirsiniz” diye onları ikaz ediyor Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)… Veya onların isteklerinin yerinde bir istek olmadığı konusunda onları uyarıyor. Zira bu tür istekler Müminlerden değil kâfirlerden, hâşâ Peygamberi aciz durumda bırakmak isteyen Allah (cc) düşmanlarından geliyor. Öyle ise böyle bir istekte bulunmanıza imanınız engel olmalı ve aynı şekilde Allah (cc)’tan korku duymalısınız diye uyarıyor Havarileri Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)…

Havariler isteklerinin tehlikeli, üsluplarının ise bir havariye yakışacak kadar incelik taşımadığını Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)’nın uyarısı ile anladıklarında isteklerinin nedenini kendilerine yakışır bir üslupla izah ediyorlar; نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ (İstiyoruz ki, o sofranın yemeklerinden yiyelim, kalplerimiz itminan bulsun, bize doğru söylediğini kesinlikle bilelim ve olayın tanıklarından olalım.)

İzahatlarının başında evvela Allahu Teâlâ’dan bir rızık istediklerini ifade ediyorlar. Zira Havariler açlıktan dolayı büyük bir sıkıntı içerisinde idiler. Ondan sonra ise kalplerinin mutmain olmasını sağlayacak bir şehadet. Tıpkı Hz. İbrahim (Aleyhissalatu vesselam)’in Allahu Teâlâ’dan ölüleri nasıl dirilttiğini istediği zaman “Yoksa iman etmiyor musun?” ikazına karşı; “Tam aksine, ancak kalbim mutmain olsun diye” şeklinde mazeretini ifade ettiği gibi… Havariler de bu taleplerinin ikinci sebebinin belki tereddüt tehlikesi ile karşılaşabilecek kalplerini bu tehlikeden selamete erdirmek olduğunu ifade ediyorlar. İnsan görmediğine iman edebilir. Ama bu imanın tereddütlerle karşı karşıya gelme ihtimali vardır. O yüzden Havariler kalbin tereddüt geçirme ihtimalini ortadan kaldıracak bir delili istiyorlar ki o hissi organlarından olan gözle görebilecekleri, dokunabilecekleri ve tadabilecekleri bir delildir. Hissi yani duyu organları ile tespit edilebilenler hakkındaki kanaat akli, mantıki ve kalbi olarak tespit edilenlere kıyasla daha güçlüdür.

Diğer bir sebep de ilim sahibi olmak istemeleridir. Zira iman ile ilim birbirinden farklı şeylerdir. İmanı olduğu halde ilim sahibi olmayanlar olduğu gibi ilim sahibi oldukları halde iman sahibi olmayan çok sayıda insan var. Şu an ilimde derinleşip Allah’ın var olduğu hususunda tereddüdü olan çak az bilim adamı var. Ama çok azı iman sahibidir. İşte Havariler bu iki güçlü melekeyi birleştirmek istiyorlar. O da iman ve ilimdir.

Ve son olarak bu mucizenin şahidi olmak istiyorlar ki bu başlı başına bir makamdır. Zira bazı şeylere sadece şahit olabilmek bile başlı başına bir makamdır. Örneğin Şeyh Saidi gören bir insan bugün, sırf ona şahid olduğu onu gördüğü için çok değerlidir.

Bu makul gerekçelerini dinledikten sonra Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam) isteklerine icabet ediyor, ama bu büyük mucizenin sadece onlarla, onların makul gerekçeleri ile sınırlı kalmasını istemiyor. Ek olarak kendilerinden sonra da gelecek olanlar için bir sevinç günü bir bayram olmasını istiyor.

İşte bu, İslam’ın bayrama bakış açısını ifade eden temel düşüncedir. İslam’ın/Müslümanların nazarında bayram inananların Allahu Teâlâ’nın rahmeti ile muhatap olduklarını gördükleri andır. Bu bakış açısı dolayısıyladır ki İslam’ın iki bayramı vardır ve her ikisi de İslam’ın beş ana unsurundan olan Hacc ve Oruç ibadetlerinin ifasından sonra kutlanır ki, ibadetler Allah (cc)’ın rahmetinin calibleridirler. Mü`min ise Allah (cc) hakkında hüsn-ü zann sahibidir. Allah (cc)’ın kullardan ibadetlerini kabul etmek için bahane aradığı düşüncesindedir ve böyle bir bilinçtedir. O yüzden bu ibadetlerin edasının hemen ardından kabul edildiği hakkında güçlü kanaat sahibi olarak bayram eder. Bu sevinci herkes birbiri ile paylaşır. Ve bu sevinç her sene tekrar edilir. Zira bu nimet de her sene tekrarlanır.

Allahu Teâlâ verdiği bunca mucize ile beraber sırf kulu ve peygamberi Hz. İsa (Aleyhissalatu vesselam)’nın duasını icabetsiz bırakmamak için, onu kırmış gibi bir durum gözükmesin diye Havarilerin dileğini yerine getiriyor. Ama uyarısını da yapıyor; إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَاباً لاَّ أُعَذِّبُهُ أَحَداً مِّنَ الْعَالَمِينَ (Ben o sofrayı size indireceğim, ama ondan sonra kim kâfir olursa onu hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptırırım.) âlemlerde bugüne kadar hiç kimseye verilmeyen bir azap… Ne olduğunu ancak Allah (cc) bilir. Allah (cc) uyarısını yapıyor ta ki bu müessese bir oyuncak haline gelmesin. Her gönlüne esen peygamberden acaip acaip şeyleri talep etmeye kalkışmasın. Gönlünden böyle bir şeyi geçirenin aslında nasıl ciddi bir şeyi dillendirdiğinin farkına varsın.

Âlimlerden bazıları bu sofranın bu tehditten sonra Havarilerin vazgeçmesi üzerine indirilmediğini söylemişlerse bile tercih edilen görüşe göre inmiş. Hatta meleklerin kenarlarından tutarak insanların gözü önünde tıpkı onların istediği gibi bu sofranın gökyüzünden indirildiğine dair rivayetler de vardır.

Ancak garip rivayetle Mevlana bu sofranın ‘edebin önemi konusuna değinirken’ Ben-i İsrail’in edepsizliği, kutsal nimetlere karşı olan terbiyesizliği yüzünden bu ilahi sofranın insanlar arasından kaldırıldığını söylüyor.

Üzerimize kesintisiz akıttığı nimetleri dolayısı ile her günümüzün bir bayrama dönüşmesi dileği ile Allah (cc)’a emanet olunuz.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi - Ağustos 2012
 

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS