Medine, Muhacirler için sıcak bir yuva ve dostluğun samimi kucağı oldu. Medineli Ensar, Allah’ın dini için varını yoğunu, malını mülkünü bırakıp kendilerine gelen muhacirleri güzel bir kabulle kabul ettiler ve ince bir nezaketle karşıladılar.
"Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılan(Ensar)lar kendilerine göç edip gelen(Muhacir)leri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar umduklarına erenlerdir." ( Haşr: 9)
Medine’nin iman açısından mümbit bir toprak olması orada İslam’ın kısa sürede yayılmasını sonuç vermişti. İslam’ın Medine’de girmediği ev kalmamıştı.
Medine, hicretten hemen sonra temel sayılacak bazı uygulamalarla İslamî hükümlere hazır olduğunu göstermişti.
Allah Resulü(SAV) ilk olarak Medine Vesikası’nı hazırlamış ve Medine’de yaşayan herkesi bu kapsama katmış, Mescid-i Nebevi’yi inşa etmiş, Muhacirleri hem birbiriyle hem de Ensar’la kardeş ilan etmişti.
Hz. Hamza’yı Zeyd bin Hârise ile kardeş yapmıştı. Hz. Hamza, bu kardeşini çok sever ve muharebeye çıktığı zaman her şeyini ona emanet ve vasiyet ederdi.
Hucurat Suresi’ndeki iman edenlerin aralarındaki tek hukukun kardeşlik olması, iman kardeşi Muhacir ve Ensar’ı sevgi ve paylaşımda bir kardeşi diğeri için isarda zirveye çıkarmıştı.
Medine, adeta kardeşlik atmosferiyle rahmet yüklü bir iklimdi saadeti solumak ve mutluluğa şahit olmak isteyenler için.
Gel gör ki hayırlı işin ve kişilerin muzırları, hasutları çok olurdu. Göz göre göre Muhacirleri elinden kaçıran ve onların Medine`de hiç arzulamadığı kolaylıklar içinde olmasını hazmedemeyen Kureyşli müşrikler boş durmadılar. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam ile ashabını Medine’de de rahat bırakmadılar.
Şirk ehli, boş durmuyordu. Müminlerin ellerinde horlandıkları ve işkencelerle ezildikleri bir halden kardeşlik ve muhabbet faslıyla karşılandıkları ve baş göz üstü edildikleri bir hale erişmeleri onlara çok ağır geliyordu.
Bu sebeple Medineliler, onları terk etsinler diye sürekli etrafındaki Ensar Müslümanları tehdit ediyorlardı. Hatta Peygamber Efendimizi Medine’nin dışına çıkarmaları için Abdullah bin Übeyy bin Selül ile Evs ve Hazrec kabilelerinin müşriklerine tehditler gönderdiler ve Müslümanlara hac yollarını kapadılar.
Bu durumda Müslümanlar da bir çare aramaya başladılar.
"Suriye ticaret yollarını kesmek, müşrikleri ticarî ve iktisâdi bakımdan zor duruma düşürmek ve böylece müşrikleri yola getirmek" düşünülen başlıca çarelerdi.
İşte bu sırada bir müşrik kervanının Medine yakınlarından geçmekte olduğu işitildi. Müslümanlara gün doğmuştu. Yıllarca Allah dini için eziyet görmüş, ezilmiş, dışlanmış ve horlanmıştılar.
Onları hep küçümseyen ve yok sayan düşman ayaklarına kadar gelmişti. Onlar da Allah yolunda mübareze arzusuyla ve Allah Resulü aleyhisselatu vesselamın emriyle sefer hazırlığı yaptılar.
Sefere çıkacak birliğin kumandanlığına Hz. Hamza’yı getiren Peygamberimiz, ona beyaz bir bayrak verdi. Hz. Hamza’ya verilen bu bayrak İslâm tarihinde Müslümanların kullandığı ilk bayrak idi.
Hz. Hamza, 30 süvari ile birlikte hareket etti. Şam’dan Mekke’ye gitmek üzere 300 süvarinin koruduğu bir müşrik kervanı, Sifr-ül-Bahr denilen yere gelmiş bulunuyordu.
İslâm Mücahitleri buraya geldiklerinde müşriklerin kervanını koruyan üç yüz süvari ile karşılaştılar ve savaş düzenine girdiler.
Hz. Hamza, müşriklerle çarpışmak istiyordu. Yanında bulunan Müslümanlar da aynı duyguyu yaşıyorlardı.
Henüz müşrik olan Mecdi b. Amr b. Cühenî bu iki grubun arasına girdi. Hem Müslümanlarla hem de müşriklerle görüştü. Müslümanların sayıca çok az ve müşriklerin çok fazla olduklarını ve düşmanların bu ilk çarpışmada yenebileceklerini düşünerek arabuluculuk edip iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi. Sonra Hz. Hamza ve arkadaşları Medine’ye geri döndüler. Mecdî’nin bu hareketi Peygamber Efendimize arz edilince çok memnun oldular ve buyurdular ki:
- İyi ve doğru bir iş yapmıştır.
Hz. Hamza, artık Allah yolunda düşmana kükreyen bir aslandı ve Allah dini için zafer elde edilene kadar kınından çekilmiş bir kılıçtı. Korkusuzluğu ve cesareti iman dolu göğsünde ittifak etmiş ve her bir müşrikin başında patlamaya hazır bir cihad volkanı olmuştu.
Hazret-i Hamza; Ebva, Veddan ve Zü’l-Uşeyre gazâlarında Peygamber Efendimizin beyaz sancağını taşıdı.
Bedir, İslam`ın ilk gazvesi...
Bedir, imanla küfür saflarının tamamen ayrıştığı bir dem...
Bedir, Allah dini için anadan, yardan, kardeşten, serden geçen cennet müşterisi bir avuç Müslüman`la rotasını ve ibresini şaşırmış bir araç gibi sağa sola kin, intikam ve öfkeyle saldırmaya hazır cehennem adayı bir güruh müşrikin meydan savaşı...
Bedir Gazasında ashaptan 313 kişi, 1000 müşrikle karşı karşıya geldi. Mekke müşriklerinden Utbe, Şeybe ve Velîd meydana çıkarak er dilediler. Peygamberimiz buyurdu ki:
- Ey Hâşimoğulları! Kalkınız, Allah-u Teâlâ’nın nurunu söndürmek için gelenlere karşı hak yolunda çarpışınız ki Allah-u Teâlâ zaten Peygamberinizi de bunun için göndermiş bulunuyor. Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali! Kalk ya Ubeyde!
Canlar cananı Hazret-i Muhammed aleyhisselamın bu buyruğu üzerine üç yiğit Hz. Hamza, Hz. Ali ve Hz. Ubeyde yayından çıkmış ok gibi er ve gayret meydanına vardılar. Müşrikler dediler ki:
- Sizler kimlersiniz? Eğer bizim dengimiz iseniz sizinle çarpışırız. Onlar da:
- Ben Hamza’yım! Ben Ali’yim! Ben Ubeyde’yim, diye karşılık verdiler. Bunun üzerine müşrikler cevap verdiler:
- Sizler de bizim gibi şerefli kimselersiniz. Sizinle çarpışmayı kabul ettik.
Onlar, müşrikleri, önce imana davet ettiler. Onlar kabul etmediler. Ondan sonra er ve gayret meydanı müşriklere mezar oldu. Hz. Hamza ve Hz. Ali, Utbe ve Velîd kâfirlerini, anında öldürdüler. Hz. Ubeyde, Şeybe’yi yaraladı. Şeybe de Hz. Ubeyde’yi yaraladı.
Hz. Hamza ve Hz. Ali, Şeybe’yi orada öldürüp Hz. Ubeyde’yi kucaklayıp Resûlullah`ın huzuruna getirdiler. Ebu Cehil, müşrikleri savaşa teşvik etmeye başladı. Her iki taraf bütün güçleriyle saldırıya geçtiler. Bu savaş her iki tarafın ilk büyük savaşıydı. Ashap, “Allah Allah” diyerek, tekbir getirerek hücum ediyordu.
Hz. Hamza, her iki elinde birer kılıç ile çarpışıyordu. Hz. Hamza, Bedir’de fevkalâde kahramanlık gösterdi. Hârisû`t-Temîmî, Hz. Hamza`nın Bedir`deki durumunu anlatan bir rivayetinde söyle diyor:
"Bedir Savaşı’nda üzerinde deve kuşu olan kim?" diye soruldu. "Hamza b. Abdulmuttalib" diye cevap verildi. O müşrik, "Ne yaptıysa o bize yaptı!" diye mırıldandı."
Peygamber Efendimiz de bu savaşta nusreti ve zaferi ihsan etsin diye yüce Allah`a, “Ya Hayyu! Ya Kayyûm!” diyerek yalvarıyordu.
Peygamberimiz Hazret-i Muhammed(SAV), ashabını böyle yiğitçe çarpışıyor gördükçe:
- Onlar, Allah-u Teâlâ’nın yeryüzündeki aslanlarıdır, buyurarak onları takdir ediyordu.
Allah-u Teâlâ, Peygamberimize yardım için meleklerini de savaşa gönderdi. Müşrikler bozguna uğradılar.
Şirkin elebaşı ve ümmetin firavunlarından Ebû Cehil de öldürüldü. Yenilgiyi ve ölümün enselerinde kol gezdiğini gören müşrikler Mekke’ye doğru kaçmaya başladılar.
Bedir savaşı, Peygamber Efendimiz ve Müslümanların zaferiyle neticelendi. Eshâb-ı kirâmdan 14 kişi şehit oldu.
...
Hz. Hamza, Bedir Savaşı’nı müteakip Kaynuka Oğulları gazvesine katıldı. Kaynuka Oğulları, Medine Vesikası`na imza atan bir kabileydi; ama onların içinde küfre meyil ve İslam`a düşmanlık duyguları, Müslümanların zaferiyle fitne, hile ve desise adına depreşti ve sağda solda:
- Siz savaşın ne demek olduğunu bilmeyen adamlarla çarpıştınız, dediler. Savaş için fırsat kollamaya başladılar. Ve bu fırsat Müslüman bir kadına yaptıkları terbiyesizliğe tepki verip şehit ettikleri bir Müslüman`la önlerine çıkıverdi. Öldürülen Müslüman`ın akrabaları Peygamberimizden yardım istediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, Yahudilerden antlaşmanın yenilenmesini istedi. Yahudiler Peygamberimizin bu isteğini reddettiler.
Bu olay üzerine Peygamberimiz beyaz sancağı Hz. Hamza`nın eline verip onu Kaynuka Oğullarının üzerine gönderdi. Kaynuka Oğulları Yahudileri, bekledikleri yardıma kavuşamayınca teslim olmak zorunda kaldılar.
Allah`a emanet olun! Selam ve dua ile...
(Önümüzdeki sayı devam edeceğiz)
İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
İbrahim Dağılma