O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa/4-74)
Bu ayet-i kerimden önceki ayetler, cihad konusunda ağır davranan ve bu uğurda yaşanılan zahmet ve sıkıntıları, bir musibet ve kayıp olarak algılayan kimselerden söz etmektedir. Seyyid Kutup bu kimseleri, “münafıklar veya imanı zayıf olan kimseler” olarak değerlendirmektedir. Bunların, İslam tplumu içinde casusluk faaliyetlerini sürdürdükleri ve Müslümanları cihad farizasını ifa etmekten alıkoymaya çalıştıklarını belirtmektedir. Seyyid Kutup (rahmetullahi aleyh) bu konuda açık ve nettir. Müslümanları cihad’dan ve şehadetten alıkoymaya çalışan kimseler için, “münafık / casus ve imanı zayıf olan kimseler” tabirini kullanmaktadır. Zaten konumuzun başına aldığımız ayet-i kerime de, gerçek mü’minlerin vasfını beyan etmekte ve bu müminlere, cihada çıkmalarını emretmektedir.
“Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar…”
Görüldüğü gibi konu açık ve nettir. Allah (cc) yolunda kesintisiz bir mücadele sürdürmek, tökezlenip savrulmamak ve zillete bürünmemek için, sahip olunan bütün bir dünyanın feda edilmesi istenmektedir. Karşılığında ise, yalnız ahiret hayatının satın alınması sözkonusudur!.. Başka bir amaç güdenlere ve bu uğurda ölenlere “şehid” demek, doğru değildir. Tarih boyunca cihad yolunda savrulanlar, zillete razı olanlar, kadınlarla ve çocuklarla kalmayı yeğleyenler, hep dünyaperest insanlar olmuştur. Dünyanın geçici hayatını, kıymetsiz metâını, zevk ve sefasını Allah (cc)’ın rızasına ve Firdevs cennetlerine tercih eden, sâir / yangın cehennemine razı olan kimseler olmuştur...
Bu izzetli yoldan savrulmamak ve sıkıntılarına sabredip tağutlara teslimiyet göstermemek ve zilletin derekesine yuvarlanmamak için, “dini / hayatı bütünüyle Allah (cc)’a has kılmak ve bütün bir dünyayı ahiret karşılığında satmak” gerekmektedir. Formül bu kadar açık ve basittir Abdullah b. Revaha (ra), Mûte savaşında, gönlünün geride bıraktığı bahçelerine ve eşlerine meylettiğini hissedince: “Ey müslümanlar! Siz de şahid olunuz ki, sahip olduğum bahçelerimi Allah (cc) yolunda infak ettim ve eşlerimi de boşadım! Allah (cc) yolunda fedâi olanlar peşime takılsın, dünya kaygısını yaşayanlar ise saflarımızdan ayrılsın!” diye haykırıyor.
Mücadele yolu, dünya kaygısını yaşayan, dertsiz ve kaygısız bir yaşamı tahayyül eden kimselerin, kararlılıkla yürüyecekleri bir yol değildir. Bu yol, Allah (cc) rızasına âşık olan, şehidlere gıpta eden, onlarla olan ahidlerine bağlı kalan, Firdevs’in kokusunu hissedip mest olan fedailerin yoludur. Bunlar, Allah (cc)’tan başkasından asla korkmazlar! Tağutlara, zalimlere ve onların güçlerine asla boyun eğmezler. Dinfüruş cerbezelere asla prim vermez ve aldanmazlar. Tağuti sistemlerin altın kâsede sundukları zehirleri ellerinin tersiyle çevirir, Allah (cc)’ın şeriatına ittibada ve sınırlarını korumada azimet gösterirer. Belalara ve mihnetlere karşı sabır ve metanet gösterirler. Allah (cc)’dan afv ve afiyet diler, belaları arzulamazlar; ancak Allah (cc) yolunda başa gelen zahmet ve sıkıntılara da sabreder ve metanet gösterirler.
Müslümanları cihada davet eden çokça muhkem ayet Kur’an-ı Kerim’de zikredilmiştir. Kıyamet saatine kadar da bu hüküm muhkemliğini muhafaza edecektir. Bu konuda en küçük bir şüpheye mahal bırakılmamıştır. Bu açık ve net olan hükmü başka mecralara çekmenin, insanlığa fayda getirmeyeceği, Allah (cc)’ın ahkâmının tersyüz edileceği ve ümmetin zilletini daha bir derinleştireceği muhakaktır. Tüm İslam ümmetinin azimet dahilinde hareket etmesi bemlenemez ve beklenmemelidir, ancak öncü ve örnek alınan Müslümanlara düşen, azimete sarılmaları, İslami izzete tutunmaları, Müslümanların izzet ve vakarını zedeleyici, düşürücü yönelişlerden ve tamayüllerden uzak durmalarıdır. Ahiret karşılığında dünyayı satmakta ve feda etmekte bereket vardır, izzet vardır ve mutlak zafer vardır. Bu yoldan sapmada ise umutsuzluk vardır, zillet vardır, dünya ve ahirette mutlak hüsran vardır, aldatmışlık ve aldanmışlık vardır...
“…Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.”
İmam’ı Kurtubiye göre “Şehid olmakla galip gelmek müsavidir.” Her iki durum da Müslümanlar için kazançtır. Zaten başka ayetler de bu gerçeği teyid etmektedir. Tevbe sûresinde bu iki durum için “ihdel hüsneyeyn / iki güzellikten biri” tabiri kullanılmaktadır. İmam’ı Nevevi’ye göre zikredeceğimiz hadis-i şerifte bu ayeti kerimeyi teyid etmektedir. Resulullah (s.a.v.) “ (Allah) Yalnız benim yolumdaki cihad, bana olan iman ve peygamberlerimi tasdik inancı, Allah (cc) yolunda cihada çıkaran kimseyi cennete koyacağına veya çıktığı evine mükafat ve ganimet elde ederek döndüreceğine tekeffül etmiştir / üzerine almıştır” buyurdu. (Müslim)
Allah (cc) yolunda mücahede edilirken “şehadet veya zafer” mukadderdir. Her iki durum da Müslümanlar için kazançtır ve mutlak kurtuluştur. Ayet-i Kerimede “Şehadetin” “galibiyetten” önce zikredilmesi, elbette tesadüf değildir. Çünkü şehadet, Allah (c.c.)’ın seçkin kullarına olan büyük lütuf ve keremidir. Şehadeti kayıp olarak görmek sefihliktir ve büyük bir gaflettir. Allah (c.c.) şehidlerin kanıyla “Mûminleri arındırıp kâfirleri helak etmek ister” (Al-i İmran: 3/141) buyurmaktadır. Safların birbirine karıştığı, pak ile kirlinin birbirine karıştığı ortamımızı ancak ve ancak şehidlerin kanı temizler ve tefrik eder.
Bir hareketin hayatiyeti, şehidlerin kanı ve onların manevi bereketiyle ancak sağlanabilir. Bunun pratiğini bizzat kendi hayatımızda görmekteyiz. Bugün Müslümanların çok daha güçlü, kararlı ve daha kuşatıcı bir şekilde dik ayakta oluşumuz, kuşkusuz İslam şehitlerinin aziz kanları ve ölümsüz ruhlarının bereketi sayesindedir. Şehidler Kervanı; Habil’le başladı, bütün dönemlerde –Hak ile Batıl arasında cereyan eden mücadelenin tabii bir gereği olarak – bu kervana yoğun katılımlarla büyüdükçe büyüdü... Derken şehadet sancağını şehidlerin efendisi Hamza aldı, Mus’ab bütün varlığıyla bu kutsal sancağa sarıldı, Kerbela şehidi Hüseyin’le bu sancak en yüce burçlara dikildi, Hasan El Benna, Şeyh Ahmed Yasin, bu işin öncülüğünü yaptılar, Şâh-ı Şüheda Hüseyin hiç geri durur muydu? O her gün şehadet aşkıyla yanıp tutuşuyordu ve sıklıkla terennüm ettiği zikriydi. “Rabbi lâ tühricni mineddûnya illa meâşşehadeti ve’l iman / Rabbim! Ancak beni şehadet ve imanla dünyadan çıkar!”
Ey Rehber! Şehadetin tohumlarını serptin bu çorak topraklara, Şeyh Said’ten beri bu topraklar böyle büyük kurbanlara hasretti. Seninle, senin arkadaşlarınla bu topraklara rahmet boşaldı; yer çatlayıp filizler yeşerdi, boy atıp gönüller ferahlattı. Derken İslam düşmanları kahroldu, hasudlar şeytan çarpmışa döndü. Ama bütün bunlar, Hak ile batıl arasındaki sadmenin bir tecilliyatıydı. Rabbe şükür ağaçlarımız kök saldı, dalları göğe doğru yükseldi ve cennet, meyvelerini kesintisiz vermeye başladı. Artık rüzgârlar değil kasırgalar da esse, Rabbimin inayetiyle ağaçlarımız, şecere-i Tayyibelerimiz sarsılmayacak ve muhkemliğini koruyacaktır.
Ey Aziz Rehber! İlk günki gibi yüreklerimiz feveran etmeye devam etmektedir. Tahassürümüz ve özlemlerimiz sımsıcaklığını ve taptazeliğini muhafaza etmektedir. Salât ve selam bütün İslam şehidlerinin aziz ruhları üzerine olsun...
Aziz Rehberin duâlarının müstecaplığını her tefekkür ederken, Rasulullah (s.a.v.)’ın şu müjdesini hatırlarım. Uhud savaşına çıkarken Amr bin Cemuh “Rabbim beni ehlime döndürme” diye dua etmiş. Uhud’da Amr, oğlu Hallad ve kayını Abdullah b. Amr b. Harem şehid olurlar. Eşi Hint bintû Amr b. Harem bu üç şehidini (eşi, oğlu ve kardeşini) deveye yüklenip Medine’ye getirmeye koyulur; ancak devesi bir tek adım atmaz. Hz. Aişe durumuna şahid olunca Rasulullah (s.a.v.)’a bildirir. Rasulullah (s.a.v.) “Ey Ensar topluluğu! Sizden öyle kimseler var ki, eğer Allah adına yemin etseler, Allah onların yeminlerini geri çevirmez / boşa çıkarmaz. İşte Amr b. Cemuh da onlardandır.” Hint bintû Amr b. Heram Rasulluh (s.a.v.)’ın sağ olduğu haberini alınca, “Onun sağ olmasından sonra bütün musibetler kıymetsiz ve değersizdir!” demiştir.
Dünyanın basitlikleri ile oyalanan ve süsü püsü içinde kaybolan bacılarım! Yiğit kadınları görüyor musunuz? Sen ne zaman Hint bintû Amr b. Heram gibi olacaksın!... Rasululh’ın yolunda eş, evlat ve kardeşlerini kurban vereceksin!...
Allahu Teâlâ bu yiğitlerin izinden gitmeyi bizlere nasip eylesin!
Faruk Hamza
Faruk Hamza