Biliyorsunuz Kitabımızda bu durumu ifade eden bir çok ayeti kerime olduğu gibi, tarihte de bunun gerçekleştiğini gösteren nice dönemler vardır.
Teşbihte hata olmasın; İslam çok nazlı bir gelin gibidir, küstürmeye hiç gelmez, çeker gider, tutamazsınız.
Yani hiç kimse zannetmesin ki, biz bir defa Müslüman olmuşuz artık İslam ebediyen bizimledir...
Özellikle Allah Teala’nın bizim yerimize başkalarını getirebileceğini, İslam’ı bizden alarak başkalarına verebileceğini nedense hiç düşünmeyiz.
Şimdi ilgili ayeti celilere şöyle bir bakalım:
“(Ey iman edenler) İşte siz Allah yolunda harcama yapmaya çağırılıyorsunuz, fakat içinizden bir kısmı cimrilik yapıyor. Halbuki cimrilik yapan ancak kendine karşı cimrilik yapmış olur; Allah zengindir, siz ise yoksulsunuz. Eğer hak çağrısına sırtınızı dönerseniz, Allah sizin yerinize başka bir topluluk getirir; artık onlar sizin gibi olmazlar.”( 47/38)
“Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter.”(9/39)
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.”(5/55)
Tefsirlerimiz bu ayeti kerimelerin detaylarına girmiş uzun uzun izahlarda bulunmuşlardır. Biz burada sadece bir açıdan ele almak istiyoruz.
“Allah sizin yerinize başkalarını getirir” ifadeleri sahabe-i kiramı şaşırtmış ve korkutmuş, kendilerinin yerine kimlerin getirileceğini Peygamber Aleyhisselam’a sormuşlar. O da bir defasında yanında oturan Selman-ı Farisi’nin omuzuna elini koyarak “Bu ve adamları” buyurmuş, bir rivayette de Ebu Musa el Eş’ari’yi göstererek “Bu ve çocukları” buyurmuş yani Yemenlileri kastetmiştir. Alimlerimiz buna bir çok ilavelerde bulunmuşlardır.
Daha sonra gelen alimler başka ulus ve kavimlerin Müslüman olduklarına şahitlik ederek Allah Teala’nın kelamındaki mucizeleri yaşamışlardır. Özellikle bu hususta Türkleri de zikretmişlerdir. Gerçekten de Türklerin İslam’a girmeleriyle çok şey değişmiş. 20. Yüzyılın başlarına kadar İslam’ın sancaktarlığını yapmışlardır.
Bizim Rabbimizden niyazımız o eski güzel günlere yeniden dönmemizdir.
Geliniz şimdi bu ayeti kerimeleri bugünkü durduğumuz yerden tekrar okuyalım;
“Allah size lütufta bulundu, Müslüman oldunuz ve asırlarca Müslüman olarak yaşadınız. Eğer şimdi dininizden dönecek olursanız, başta cihad olmak üzere, Müslümanlara karşı muhabbeti terk eder, kafirler karşısında onurunuzu kaybeder, Müslümanca yaşama konusunda ayıplayanların ayıplamasından korkarsanız, Allah sizi yok eder ve sizin yerinize başkalarını getirir...”
Maalesef Müslümanlar olarak olaya bu yönden bakmıyoruz, adımız bir defa Müslüman oldu ya, ne yaparsak yapalım artık bunun bizden hiç bir zaman ayrılmayacağını düşünüyoruz.
Sonra bu düşünceyi inanç haline getiriyoruz ve yeri geldikçe de onunla övünüyoruz.
Müslümanlar olarak önümüzde çok acı bir Endülüs tecrübemiz vardır. Yüzyıllarca İslam’ın altın sayfalarını oluşturmuş, dünya çapında alimler yetiştirmiş, mimarinin zirvesine ulaşmış bir Endülüs bugün maalesef yoktur. O gün yapılan bir araştırmada Kurtuba şehrinde on binlerce hafızın yanı sıra İmam Malik’in Muvatta’ını ezbere bilen dört bin kişinin olduğu bilinmektedir.
Rabbimiz bu anlamda günlerimizi günlerimizden iyi getirsin.
Mehmet Göktaş
Mehmet Göktaş