İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Aldananlar

2020-05-10
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Dedim ki: "Allah ile aldanmak nedir, nelerden meydana gelir?" Dedi ki: "Allah ile aldanma, kâfirlerden ve Müslümanların isyancılarıyla, kendini ibadete vermiş olanlarından sadır olur. Herhangi bir şeyle aldanan kimse, Allah'ın emrini çiğnemiş ve ondaki Allah korkusu azalmış olur. Allah'la aldanmak, Allah'ın kula yaptıklarından ötürü nefsin aldatmasıdır. Veya Allah'a karşı ümit besleme ile veya az bir ibadet ve ilimle aldanmaktır. Pek çok kul, bunlarla aldanır. Hatta kendisini muhsinlerden gördüğü halde Allah'a isyan eder, kendini hidayette gördüğü halde, Allah’ı inkarda bulunur veya aldanır. Bile bile isyan eder ama kendini kurtulmuş, günahları affolunmuş ve azap edilmeyecek zanneder. Kâfirlerin aldanması nefis ve düşmanlarının, dünyanın zahiriyle onları aldatıp ahireti düşünmekten alıkoymalarından kaynaklanır. Dedim ki: "Peki, insan nelerle aldanır?" Dedi ki: "Aldanma iki türlüdür: Birincisi dünya ile aldanıp ahireti bırakmak; ikincisi ise, Allah ve ahiretle aldanmak. Dünya ile aldanmak, ahireti düşünmeyip sadece dünya ile meşgul olmaktır. Bu hususta Allah şöyle buyuruyor: "Dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı, sizi Allah hakkında aldatmasın." (Lokman, 31/33) "Bu dünya hayatı aldatma metaından başka bir şey değildir." (Al-i İmran, 3/185). Dedim ki: "Sana, Allah ile aldanmayı sormak istiyorum. Kullar bu noktada nelerle aldanırlar?" Dedi ki: "Kâfirlerin Allah ile aldanması, onların dünyada Allah tarafından yapılan ikram ve genişlikleri görüp, bunların Allah katındaki değerlerinden kaynaklandığını zannetmeleri ve kendilerinin, başkalarından daha çok hayra layık olduklarına inanmalarıdır. Kâfirler de kendi aralarında iki gruptur. Bir grubu, ahiret hakkında şüpheye düşmüşlerdir. Onlar içlerinde ve dillerinde şöyle derler: "Eğer Allah'a tekrar dönülecekse, biz bu hususta başkalarından daha liyakatliyiz. En büyük pay bize aittir." Dünyada kendilerine verilen değer ve yapılan iyiliklere aldanarak, böyle derler. Allah'ın, karşılıklı konuşan şu iki adam hakkında anlattığına kulak vermez misin? Kafir olanı mü'min olana şöyle demişti: “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabb'ime döndürülsem bile, (orada) bundan daha iyi bir sonuç bulurum." (Kehf, 18/36). Yani ben, Allah'ın bizi yeniden dirilteceğine, sevap ve ceza vereceğine kani değilim. Eğer ahiret varsa, benim için O'nun katında, dünyada bana verdiğinden daha iyisi vardır. Böylece aldanır ve sadece, iyi bir kimse olduğu için, Allah'ın ona dünyada ikram ettiğini zanneder. Eğer Allah yeniden diriltecekse, ceza ve mükâfat yurdu varsa, Allah onu azaptan koruyacak; dünyada onu fakirlikten kurtardığı gibi, ahirette de ikram edecektir, diye düşünür. CEDEL İLE ALDANANLAR  Diğer bir fırka da, heva ehli ve diğer din salikleriyle giriştiği düşmanca cedelden dolayı aldananlardır. Bunlar şöyle tevilde bulunurlar: "İnsan, imanını düzeltip sünnete göre hareket etmedikçe ameli de geçerli olmaz." iddialarına göre kendileri gibi düşünenlerden başkası ne Allah'ı tanımış ne de hakka isabet etmiştir. Bunlar da iki fırkadır. Birincisi, sapan ve saptıran fırka. Kelami meselelere dalıp delillere vakıf oldukları ve muarızlarına tatlı dil ile reddiyeler serdettiklerinden dolayı dalalette olduklarının farkında değillerdir. Kendilerine göre Allah'ı hakkıyla bilen ve muarızları reddedebilenler sadece kendileridir. Allah'ı kendilerinden daha iyi bilen ve bu konuda bilgi sahibi olan kimse yoktur. Onlardan başka herkes dalalettedir. Allah sadece kendilerine azap vermez. Kendi dönemlerinde kurtulanlar sadece kendileridir. Başkalarını tekfire kadar giderler. Bu fırka da kendi aralarında gruplara ayrılmış ve birbirlerini tekfir etmişlerdir. İkinci fırka da cedelleşme ve delillere vakıf olmakla aldanan fırkadır. Hakkı söyler, başkasını kabullenmezler. Cedelleşme ile aldanmışlardır. Araştırma ve başkasına galip gelmeden ve delil serdetmeden konuşmanın doğru olmayacağını söylerler. Bu şekilde aldanmışlardır. Güya bütün ömürlerini Allah'ı tanımayla geçirirler. Günahlarının çoğunu görmezler. Bu çeşit bir yöntemin de kendileri için daha iyi olduğunu savunurlar. Tartışmada yanılmayı kabul etmezler. Aldanmalarına rağmen daima sünnet üzere konuştuklarını iddia ederler. Dedim ki: "Bununla aldanmayı nasıl nefyederler?" Dedi ki: "Bu dalalet fırkasının aldanmayı nefyetmeleri kendi nefislerine dönmekle mümkündür. Kendileri Kur'an ve sünnette muhkem ve müteşabihin olduğunu bilirler. Muhkem hakkında müteşabih ile görüş beyan etmesinler. Ama müteşabih hakkında muhkem ile görüş beyan etsinler. Tevildeki hataları sayılmayacak kadar çoktur. Bu şekilde kendilerini itham etsinler. Allah'ın kendilerini bu konularda hesaba çekeceğini bilsinler. Sünnet ve icmadan ayrılmayı akılları güzel görse bile, selefin hidayet ve sünnet üzerinde olduğunu dolayısıyla kendilerinin bu yoldan sapmayacağını savunsunlar. Anlattığım şekliyle söylenenleri düşünürlerse, getirdikleri delillerin güçlülüğüne aldanmadan dalalette olduklarını görürler. Kendilerince sapan ve saptıran muhaliflerinin de güçlü delillere sahip ve mücadelede etkili olduklarının farkına varacaklardır. Keza tartışma ve muarazada üstün oldukları halde, Allah katında böyle bir makamda olduklarından emin olmazlar. Tevil ve görüşleri konusunda nefislerini itham eder, müteşabih konusunda sükût eder, muhkem ile amel eder, Allah'ın bize bilgi vermediği konularda konuşmaz, icmadan dışarı çıkmazlarsa, aldanmaktan kurtulur ve dalaletten Allah'a yönelirler. Cedel ve husumetlerinden ötürü Allah'la aldanmakla birlikte, hakka isabet eden fırkaya gelince, şu şekilde aldanmalarını nefyedebilirler: Onlar, Allah’ın kendilerinden önce geçen kişileri en güzel şekliyle kendisine ibadet ettirdiğini, onlardan birçoğunun, bid'at ve ehl-i heva kişilerle görüştüklerini biliyorlar. Buna rağmen, ömrünü ve dinini husumetlerle geçirmemiş, bu durum nefsine bakmaya ve ihtiyacı olacak gün için amel etmeye engel olmamıştır. Ancak ihtiyaç hasıl olur ve konuştuğunda sözünün kabul göreceğini zannettiği bir fırsat ortaya çıkınca, hakkı söyler, Allah adına hata edip batılı batılla reddetmekten de çekinir. Evet, onlar böyledir. Cedel ve husumeti reddederler. Bu konuda, Hz. Umame'nin de rivayet ettiği şu hadisi aktarırlar: "Dalalete düşen bir topluluğa, mutlaka cedel verilmiştir. (Yani cedel onları dalalete düşürmüştür)" (et-Tirmizi, Tefsir, 43; İbn Mace, Mukaddime, 7: Müsned, V, 252) Cenab-ı Hak da, şu ayetlerle çekişme ve cedeli yermiştir: "O hasımların en yamanıdır.” (Bakara, 2/204). "Doğrusu onlar kavgacı bir topluluktur." (Zuhruf, 43/58) Mü'min nefsine dönüp şöyle demeli: "Ey nefis, heva ehliyle cedelleşmeye girip sünnete ittiba ettiğini iddia edersin. Oysa cedelleşme ve tartışmaya davet etmen sünneti terk etmektir. Çünkü Allah'ın Resulü, cedel ve husumetten nehyetmiş ve bu konuda ashabına kızmıştır. Öyle ki onları tartışırken gördüğünde nefretinden mübarek yüzleri kızarmıştır. Ashab delili anlama konusunda insanların en iyileriydi. Bu durum karşısında şöyle derdi: "Bununla mı gönderildim? Yoksa siz Kur'an'ın bir kısmını bir kısmına karşı ileri sürmek mi istiyorsunuz? Emrolunduğunuz şeyi yerine getirin, nehyolunduğunuz şeyden de kaçının." Allah'ın Resulü bütün din saliklerine gönderilmiştir. O sadece onlara Kur'an okuyordu. Dileseydi kelamın incelikleri ve kıyas ile de onlarla konuşabilirdi. Böyle bir yöntem hidayet verseydi elbette ilk başta kendileri kullanırdı. Fakat o sadece Kur'an hüccetlerini ileri sürdü ve onların ince kelami hüccetlerini yere serdi. Bununla, Allah rızası ve sevgisinin bu yolda olduğunu bilir ve sünnet yerine cedel ve husumeti terk eder. Sonra tekrar nefsine dönerek başka bir şeyi hatırlatır: Heva ehlinin tamamı helak olsa ve ben kurtulsam bana bir zarar gelmez. Diğer taraftan ben helak olsam bütün heva ehli kurtulsa bana bir fayda gelmez. Dolayısıyla muarızlarıma hüccet getirip Allah'ın emir ve yasakları konusunda kendi nefsimi unutacağıma, çok muhtaç olacağım kıyamet günü için ecir elde etmem benim için daha gereklidir. Onlar beni kendi nefsimle uğraşmaktan ve kurtuluşuma neden olacak işlerden alıkoyuyorlar. Bununla beraber, kıyas ve tevil ile hak gördüğüm bazı delillerin Allah katında yalan ve iftira olmayacağından da emin değilim. Geçen ömrümde hep şunu yaptım: Söylediğim bir şeyin hata olduğu sonradan ortaya çıkınca ondan hep dönmüşümdür. Eğer hatamda ısrar etseydim kıyamet gününde halim ne olurdu? Hatamı öğrenmeden ölmekten de çok korkuyorum. Böyle bir hal ile ölürsem, başkalarını kurtarayım derken kendimi helak etmiş olurum. Bununla birlikte, eğer tartışma sünnete uygun olup, delillerimde ahiretime zarar verecek hatalardan kendimi emin görseydim, onların sözleri hatalarıma zarar vermezdi. Ama onlar arasında hatalarından döneni veya bid'atından tövbe edeni görmedim. Onlardan dönen olsaydı ben de bununla ilgilenirdim. Nasıl olabilir ki, ben cedelleşmeden nehyolunmuşum. Çünkü beni amelimden alıkoymaktadır. Bununla birlikte hata ve Allah'ın dini konusunda yalan söylemekle karşı karşıyayım." İnsan bu şekilde nefsine yönelirse, nasıl aldandığının farkına varacak, kendine dikkat edecek, hata ve aldanma içinde olduğunu fark edecek ve ömrü boyunca evla olanı terk ettiğini anlayacaktır. O zaman amele yönelecek ayıplarını görecek ve henüz Rabbi ile karşılaşmadan tevbe edecektir. (Haris el-Muhasibi/er-Riaye)
Alıntı Yazılar

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS