SAHABE HAYATINDAN TABLOLAR
“Herkes ihanet ederken sen vefa ettin!”
ADİY BİN HATİM (radiyallahu anh)
Ayakta durmuş düşünüyordu. İtibarlı bir Hıristiyandı. Babası Hatim et-Taî ise cömertliğiyle meşhurdu. Ölümünden sonra kabilesinin başına geçmiş ve şu ana kadar rahatlık içinde yaşamıştı. Bu günlerde farklı haberler duyuyordu. İslam orduları gittikçe ilerliyordu. Yakında topraklarına ulaşacaklardı. Karşı koyacak gücü yoktu. Yine de tedbirsiz olamazdı. Gözleri sadık uşağına takıldı. Onu çağırıp konuştu:
-Semiz ve uysal olan birkaç devemi, yakın bir yerde hazır tut. Muhammed’in askerlerinin topraklarımıza girdiğini duyarsan, bana hemen bildir.
Uşak, emri anlamıştı. Adiy, kaçacaktı. Şimdiden hazırlıklar yapıyordu.
Nitekim bir müddet sonra beklediği gibi oldu. İslam orduları Tay kabilesinin ufuklarında belirince, uşak soluğu efendisinin yanında aldı. Heyecanlı ve tedirgindi. Sesi titreyerek konuşuyordu:
-Efendim, dedi. Topraklarımıza giren sancaklı atlılar gördüm. Bunlar Muhammed’in askerleri…
Adiy de tedirgin oldu. Fazla zamanı olmadığını anladı. Uşağına dönüp:
-Sana hazırlamanı emrettiğim develeri, bana yakın bir yere getir.
Uşak gider gitmez o telaşla hemen işe koyuldu. Planına göre ailesi ve çocuklarını alıp Hristiyan dindaşlarının olduğu Suriye diyarına kaçacaktı. Bu düşüncelerle aile fertlerini alarak yola koyuldu. Sürekli korku ve heyecan içinde iken tehlikeli bölgeleri geçtiğine kanaat etti. Durup dinlendiklerinde kalabalık aile fertlerini sorduğunda kız kardeşi Seffane’nin yokluğunu hatırladı. Geri dönmesi mümkün olmadığından üzüntüsüyle başbaşa kaldı.
*
Müslüman süvariler, Tay kabilesini basınca birçok esir aldılar. İçlerinde Seffane de bulunuyordu. Esirler uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye götürüldü. Mescid-i Nebevi’nin bitişiğindeki yere konuldular. Hakaret edilmiyor, yedikleri ve içtiklerinden veriliyordu. Seffane de esirler içinde pencereden bakarken yaklaşan birini gördü. Konuşulanlara göre Hz. Muhammed, demek ki buydu. Vasıflarını ve kerim ahlakını duymuştu. Şansını deneye karar verdi. Pencereden rahatlıkla duyulacak şekilde sesini yükseltti:
-Ey Allah’ın Resulü! Babam öldü, velim de yok. Bana bir iyilikte bulun ki, Allah da sana iyilikte bulunsun.
Hz. Peygamber, durdu ve sesin geldiği yöne baktı:
-Velin kim?
-Adiy b. Hatim!
-Şu Allah ve Resulünden kaçan mı?
Durmadan çekip giden Hz. Peygamberin arkasından bakakalan Seffane, abisi hakkında Hz. Peygamberin bir fikri olduğunu anladı.
Sonraki gündü. Kaldığı esir evin penceresinden tekrar Hz. Peygamberin yaklaştığını görse de artık umudu yoktu. Suskun bir haldeyken Hz. Peygamberin arkasındaki şahsa gözleri takıldı. Dün fark etmediği bu şahıs, bugün ona Hz. Peygamberin arkasından işaretlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Birden işaretlerin konuşmasına yönelik olduğunu anladı, cesaretlendi. Tekrar konuştu. Dün söylediği sözler ağzından dökülüverdi:
-Ey Allah’ın Resulü! Babam öldü, velim de yok. Bana bir iyilikte bulun ki, Allah da sana iyilikte bulunsun.
-Tamam; isteğini yerine getireceğim.
-Suriye’deki ailemin yanına gitmek istiyorum.
-Acele etme! Kabilenden güvenebileceğin birini bulunca bana haber ver!
Duyduklarına inanamıyordu. Demek ki ailesine dönebilecekti. Fakat aklı, konuşması için işaret eden şahısta kalmıştı. Kimdi acaba? Sorup soruşturunca onun Hz. Ali olduğunu öğrendi. Nitekim fazilet elbisesi ona yakışmıştı. Abisi Adiy ise yıllar sonra Sıffin savaşında Hz. Ali’nin saflarında yer alacaktı.
Aradan çok zaman geçmemişti. Kulaklarında çınlanan bir müjde ile yolculuk ümidi belirdi. Güvenilir bir kafile bulunmuştu. Kervan, Suriye’ye gidiyordu. Haberi Resulullah’a bizzat verdi:
-Kavmimden kendilerine itimat ettiğim ve beni yanlarında götürebilecek bir kafile geldi Ya Resulellah!
Haber sonrası Hz. Peygamber onu giydirdi, kuşattı, bir deve ve yetecek kadar yol azığı verdi. Seffane bunca cömertlik ve iyi niyet karşısında şaşkın şaşkın yola koyuldu.
*
Kız kardeşinin esir olması Adiy’e ağır gelse de çaresizce yerinde oturmayı kendine yediremiyordu. Gelen kervanlardan haberler almaya, vicdanını teskin etmeye çalışıyordu. Yirmi yıldır düşman bildiği ve bundan dolayı sevmediği Hz. Muhammed, kız kardeşine iyi davranmış, babası Hatim’den de cömert çıkmıştı. Öyleyse neden O’na karşı nefret doluydu. Zihni bir ikilem içinde bocalarken kız kardeşinin serbest kalıp yola çıktığı bilgisine ulaştı. Tüm bu iyiliklere inanmıyordu. Düşman bildiği kimse kız kardeşini serbest bırakmışken o, hakkında neler neler düşünmüştü.
Bu ümitle beklerken bir gün, tüm aile bir aradayken deve üstünde bir yolcunun yaklaşmakta olduklarını gördüler. Heyecanlanan Adiy:
-İşte, dedi. Bu, kız kardeşim!
Yaklaşan gerçekten de oydu. Deveden inen Seffane, öfkeli ve kızgındı. Abisi onu geride bırakmış, esir düşmüş ve onca sıkıntıdan sonra kendisine sahip çıkmamıştı. Henüz hoş geldin’e muhatap olmadan:
-Ey kardeşini arayıp sormayan zalim, sesi çınladı ortalıkta. Demek ki aileni ve çocuklarını alıp kız kardeşini geride bıraktın, kaçtın; öyle mi?
Anlaşılan Seffane; dolu, öfkeli ve kızgındı. Adiy ise hiçbir şey duymuyordu. Sevinci ve onu görmenin mutluluğuyla sağır kesilmişti. Seffane de bunu görmüştü. Fakat öfkesini tutamıyordu.
-Kardeşim, dedi Adiy sarılırken. İyi şeyler konuş.
Seffane durmaksızın sitemini dile getirirken bir müddet sonra sakinleşti. Başından geçenleri anlatmaya koyuldu. Adiy, duyduklarıyla kardeşinin anlattıklarının uyuştuğunu görünce zeki ve akıllı bir kadın olan kardeşine asıl soruyu sordu:
-Bu adam hakkında ne diyorsun?
Seffane, abisinin neyi kast ettiğini anladı. Kıvrak zekasını konuşturdu:
-Hemen O’na gitmelisin. Şayet O, denildiği gibi bir peygamberse erken gitmende fazilet vardır; hükümdarsa öyle biri ki yanında asla hor ve hakir görülmezsin.
Özetlemişti ne yapması gerektiğini. Adiy, günlerdir düşünüyordu. Artık kararını verme zamanı gelmişti. Hemen hazırlıklara başladı. Medine’ye gidecekti. Aklına elinde herhangi bir Emanname olmadığı geldi. Fakat aklına kendisi hakkında Hz. Peygamberin söylediği söz de gelmişti: “Şüphesiz Allah’ın Adiy’in elini, elime koyacağını umuyorum.” Rahatlamıştı. Bu sözü referans olarak düşündü.
Medine’ye vardığında Mescid-i Nebevi’ye yöneldi. Etrafını saran insanların sesleri kulağında yankılanıyordu: “Adiy b. Hatim! İşte Adiy b. Hatim!”
Mescitten içeri girince Hz. Peygambere doğru selam verdi. Hz. Peygamberin sesi duyuldu:
-Sen kimsin?
-Adiy b. Hatim’im.
Hz. Peygamber sevincinden hemen doğruldu ve Adiy’in elini tuttu. Daha önce dediği gibi Adiy’in eli O’nun eli içinde olduğu halde yürüdüler. Hz. Peygamber Adiy’i evine götürüp misafir etmek istiyordu.
Beraber yolda yürüdükleri esnada karşılarına zayıf ve yaşlı bir kadın çıktı. Kadının elinde küçük bir çocuk vardı. Kadın ihtiyacı için O’nunla görüşmek istediğini söyledi. Hz. Peygamber, Adiy’i bırakıp kadınla ilgilendi ve ihtiyaçlarını yerine getirdi.
Adiy, olana bitene anlam veremiyor, içinden düşünüyordu: “Bu bir hükümdar olamaz.”
Nitekim bu düşünceler içinde iken Hz. Peygamberin tekrar elini avucuna aldığını hissedince yola koyulup eve vardılar.
Hz. Peygamber, evdeki minderi ona uzattı ve oturmasını işaret etti. Adiy, saygısından dolayı red edince ısrar gördü ve oturdu. Hz. Peygamber de sert ve kuru yere oturdu. Adiy bir çırpıda odayı kolaçan eden bakışlar fırlattıysa da gözüne minderden başka bir şey çarpmadı. Yaşadıkları ve gördükleri karşısında içinden “Vallahi bu bir hükümdar tavrı değil.” dedi. Karşılıklı konuşmaya başladılar. Hz. Peygamber sordu:
-Allah’tan başka ilah biliyor musun?
-Hayır!
-Allah’tan büyük bir şey biliyor musun?
-Hayır!
-Şüphesiz Yahudiler gazaba uğrayan, Hristiyanlar ise sapıtanlardır. Ey Hatim’in oğlu Müslüman ol selamet bul.
-Benim dinim var.
-Ben senin dinini senden daha iyi bilirim. Söyle bakalım! Sen Rakusî (Hristiyanlık ile Sabiilik arası) değil misin?
-Evet.
-Halkının ganimetlerinin dörtte birini yemiyor musun?
-Evet.
-Dinine göre bu sana helal değildir?
-Evet
Adiy, karşısındakinin Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu anladı. Fakat Hz. Peygamber konuşmasına devam etti:
-Ey Adiy! Müslüman ol, selamet bul. Seni Müslüman olmaktan alıkoyan şeyi biliyorum: Şu anda Müslümanların fakir oluşları seni bu dine girmekten alıkoyuyor. Vallahi yakında aralarında para ve mal o kadar çoğalacak ki, alacak kimse bulunmayacak.
Ey Adiy! Belki seni bu dine girmekten şu anda Müslümanların azlığı ve düşmanlarının çokluğu alıkoyuyor. Vallahi yakında bir kadın Hire’den devesine binerek bu Beyt’i ziyaret ettiğini duyacaksın.
Belki de seni bu dine girmekten Müslüman olmayanlarda mülk ve saltanat olduğunu görmen alıkoyuyor. Allah’a yemin ederim ki Babil’deki Beyaz köşklerin fethedilmiş ve Hürmüz’ün oğlu Kisra’nın hazinelerinin taşınmış olduğunu duyman pek yakındır.
-Hürmüz’ün oğlu Kisra’nın hazineleri mi?
-Evet, Hürmüz’ün oğlu Kisra’nın hazineleri.
O anda tereddütsüz Müslüman olan Adiy, yıllar sonra şunu söyleyecekti:
-Ben bunlardan ikisini gördüm: İşte bir kadın Hire’den çıkıp hiç kimsenin korumasına ihtiyaç duymadan gelip Kabe’yi tavaf ediyor ve kimse ona karışmıyor. Ben ise Kisra’nın hazinelerini fetheden sahabiler arasında idim. Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki üçüncü hadise de olacaktır. Yani mal o kadar çoğalacaktır ki hiç kimse ona iltifat etmeyecektir.”
Nitekim Ömer b. Abdulaziz döneminde halkın refah düzeyi o kadar yükseldi ki zekât alacak fakir ve yoksul kimse bulunamıyordu.
*
Yıllar sonra bir adam, kavminden bir grupla Hz. Ömer’in yanına vardı. Kalabalık insanlar içinde:
-Beni tanıyor musun? diye sordu.
-Evet, dedi Hz. Ömer. İnsanlar kafirken sen iman ettin, inkâr ettikleri zaman sen itiraf ettin, ihanet ettikleri zaman sen vefa ettin, yüz çevirdiklerinde sen yöneldin. Tay kabilesinin zekatıyla Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in ashabının yüzlerini ağartan ilk, sen oldun.”
Selam olsun sözünde duran erlere…
Selam olsun Allah ve Resulünü sevenlere…
Selam olsun Hz. Adiy b. Hatim’e…
inzar
inzar