Ve adanmışlardan topladığım
Bir avuç imanım..
Sen olmasaydın
Karalar bağlar mıydım,
Bir ölümlünün ardından?
Sen olmasaydın
Katlanır mıydım,
Zehir zemberek
İhanet fısıltılarına?
Vurdum kalbimi bir kere
Surlar kadar metin,
Dağlar gibi yüce
Ve sahralar kadar geniş
Bu sevdaya..
Ben ne zemheriler gördüm,
Ne aşılmaz engeller koydular önüme..
Savrulurken al kanım
Bembeyaz bir tül üstüne
Nasıl da acıyla haykırmıştı Fırat..
Ah acılar ülkesinin peri masalı
Ah yüreğimde durmaksızın kanayan yara
Seni ölüm kadar soğuk
Aşk kadar yakıcı kılan ne?
Böğrüme saplanan şu zehirli hançer
Ve eller görmekteyim
İhanet avuçlamış
Ve eller görmekteyim
Parçalanmış
Soysuzların kam aldığı
Bir zamana açtım gözlerimi,
Saraylarımı işgal edince baykuşlar
Bülbül kafeste bile yoktu..
Güngörmüş gün geçirmiş
Siyah zülüflerini ak rüzgârda eğermiş
Bilgelerim yoktu..
Hani fırtınada,
Hani o meşum kasırgada
Yüzükoyun devrilmiş,
Yapayalnız ve çolak
Kupkuru bir ağaçtım..
Zaman belalarının
Şerha şerha biçtiği sinemden
Çölü gülşene çeviren
Bir vaha fışkırmalıydı oysa
Ve Fırat yeniden doğurmalıydı beni..
Utanmalıydı gelmeyenler,
Gelip de görmeyenler..
Pörsük bir çağı kapatan tecdit
Ve anında karşılık bulan selam,
Sen güneşi doğuran sabah,
Atomlara can veren tütsü..
Mesih’çe dokunuşun var!
Cana can katan okuyuşun var!
Bu ölüler şehrinde,
Bu derbeder mevsimde,
Karakışta, ayazda,
Buz kesilen ruhlara
Cemre oluverdin ya..
Seni anmak da neymiş?
Seni tanımak da ne?
Hatıralar senden ibaret iken
Kendini bilen nefis,
Senli bir himmete ram olup
Dirilince halkımız
Cezbeye gelir tüm yiğitler..
Sen hürlere nefes oldun,
Mustazafa ses oldun
Başı dik ve hür;
İşte budur asıl ömür,
İşte sen hep bu oldun..
Vatanım, halkım ve sen
Hayalimde değil
Benliğimdesiniz..
Bilemiyorum..
Keşke bilseydim,
Kaderin bana biçtiği gömleğin rengini..
Ve bilmesem de
Ve o günü görmesem de..
Dağlarımda açan gelincikleri,
Ve Fırat’ın karları eritişini,
Çöllere hayat veren yağmurları,
Mis kokulu baharları
Özlese de ruhum
Ben bu davanın eriyim...
Gece karanlık olsa da
Yıldızları koynunda saklar..
Kış; kar ve ayaz demekse de
Yemyeşil baharları doğurmaya mecburdur..
Ayrılığın uğultusu
Ve yok olası çaresizlik
Bir de gönül yarası
Ah! Bir de gönül yarası
İşte baş belası..
Yiğit, serilse de bir gün yerlere;
Onulmaz elemlere
Katlanmak gerek
Düşeni yerinden kaldırmak gerek!
Doğrulmak, her düşüşün ardından..
İntizar, yeni gelen umudun yollarında..
Belini büken kader değil,
Bu zemheri, mevsimin suçu değil,
Sana düşen, miskince bekleyiş değil..
Kıtalara uzanmak istersen yeniden,
Tutmak istersen ikbali ellerinde
Ve dokunmak istersen
Güneşin saçlarına bir daha,
Kutsal kâselerden içmelisin
Aşk şarabını!..
Dava bayrağını,
Sarsılmaz direklerde dalgalandırmalı
Ve her gün yeniden, yeniden
Adanmalı!
Can için, canan için
Hür sevda öylesi kolay değil...
Nurullah Gülsever / İnzar Dergisi – Ocak 2013
Nurullah Gülsever