Emredilenler; Adalet, ihsan ve akrabalara yardım etmektir.
Yasaklananlar ise hayasızlık(fuhuş), fenalık(münker) ve azgınlıktır(bağy).
Allah(c.c), öce adaleti emreder. Adalet, tadilattan gelir. Yani bir şeyi düzeltmek, onarmak ve ıslah etmek gibi manalara gelir. Mefhumu muhalifinden anlaşılacağı üzere adaletin olmaması bozgunculuğa, fesada ve tahribata yol açar.
Adalet, düzeni sağlar. Çünkü her şeyi yerli yerine koyarak dengeyi ve denkleştirmeyi temin eder. Adalet; yasma, yürütme, yargı ve muamele adaleti olmak üzere dörde ayrılır.
Yasamada Adalet
İslam dışındaki batıl düzenlerde adalet sadece yargıda esas alınır. Oysa asıl olan adaletin yasama aşamasında olmasıdır. Mukayese yoluyla bir an için beşerî yargıda adaletin gözetildiğini varsayalım. Doğru ve yanlış olduğuna bakmadan eldeki mevcut teraziyle bunun uygulandığını farz edelim. Pekiyi adaletin yasama merhalesindeki kıstası nedir. Kanunlar yapılırken adaletin ölçüsü ne olacak. İnsanların heva ve heveslerinin, kötü niyetlerinin bunda pay ve etki sahibi olmayacağının garantisi nedir.
Yargıda Adalet
Kıst ve adalet bezer manaya sahiptir fakat Adalet, “kıst’tan” farklıdır. Çünkü “kıst” bir kıstasa tabidir. Kıst için muhakkak bir tartının varlığına ihtiyaç vardır. Bu nedenle bilinenin aksine Kur’anı kerimde adalet, sadece yargı için değil, her alan için kullanılır. Buna mukabil “kıst” sadece yargı için kullanılır ve genelde Kur’anı kerimde kıst mizanla birlikte zikredilir. Oysa adalet için böyle bir zorunluluk yoktur. Yani terazi ıslah etmez, sadece var olanı ifşa eder. Oysa adalet bunun peşinde değildir. Adalet, daha çok ıslah eder. Düzeltir ve denkleştirir. Bu nedenle “Allah, adaleti emreder” buyurmuştur. Demek ki Adalet, sadece yargılamaya taalluk etmez, aynı zamanda idareye, yargıya ve her işe taalluk eder.
Kıst, belirli bir kıstasa göre kişinin hak ettiği düşünülen payını vermektir. Adalet ise ona hakkettiği muameleyi yapmaktır. Adalette hiçbir olumsuzluk yoktur. Ne olursa olsun, lehinde veya aleyhinde görünsün adalet kişinin lehindedir. Çünkü adalet ıslah edicidir. Tadil eder. Adalet, bir tadilattır. Bozulmuş olanı ıslah eder. Eğri büğrü olanı düzelterek düzgün hale gelir. Oysa kıst öyle değildir. Zahiri bir denge söz konusudur. Nitekim bu durum “kıst” kelimesinin yapısına yansımıştır. Bir hareke değişikliğiyle “kıst” tam ters bir anlam ifade edebilir. Öyle ki, “Kıst” olduğu zaman adalet, “kast” olduğu zaman ise zulüm anlamına gelir. Demek ki yargıda çok hassas bir durum vardır. En ufak bir ayar bozukluğu kıstı kasta çevirebilir. Bu, daha çok kıstasın kendisine bağlıdır. Bu nedenle Allah(c.c) kıstası, mustakim(doğru) sıfatıyla birlikte onu “kıstası mustakim” şeklinde beyan buyurmuştur.
Allah(c.c), adaleti emreder. Kıstası mustakiymle yargılama yapılmasını buyurur. Adalet, kanunların kendisine, kıstas ise bu kanunların yargılamada yerinde kullanılmasına dairdir. Eğer kanunlarda bir sorun varsa bu kıst, kasta dönüşür. Yani sonuç itibarıyla hak değil, zulüm ortaya çıkar. Oysa ortada bir yargılama ve bu yargılamanın yapıldığı bir kıstas vardır. Yani yasalar ve normlar adil olmazsa kıstasın sonucunda adil bir sonucun çıkması mümkün değildir. Bu nedenle adalet, sadece yargıyı değil, ondan önce yasamayı ve yürütmeyi esas alır. Örneğin eğer yasalar adil olmazsa yargılama nasıl adil bir sonuç verebilir. Bu nedenle İslam şeriatının adaleti, evvela yasama işlemindedir. Yani kanunlarında ve nizamında adalet vardır. Allahın hüküm ve emrinden başka tadil ve ıslah etme gücüne sahip bir yasa yoktur.
Yürütmede Adalet
Yürütmede adalet, icraatta maslahatı ve ıslah etmeyi ifade eder. Yürütme(hükümet), Toplumun maslahatına olan şeyi tespit edip yapacak, bozulmuş olanı da tadil edecektir. Buna göre icranın görevi tadilat ve ıslahattır. Bu ikisi de hem mana hem de hüküm olarak adalet mefhumuna dahildir.
Muamelede Adalet
Adalet sadece mahkemeye değil, İslam’a göre her türlü muameleye taalluk eder. Yani adalette bir hasmın olması gerekmez. Adalet, sorumluluğu ve emri altında bulunan herkese mutedil ve güzel muamele etmektir. Islah ve tadil etmek amacıyla ve tadilat için yapılan her iş adalettir. Bu nedenle sadece yöneticiler değil, işini ve sanatını güzel yapan, bozuk olanı düzelten her iş sahibi, sanat ve meslek erbabı da adildir. Bozuk olanı onaran, onarmaya çalışan herkes adildir. Yani Allahın adalet emri her işe ve herekse şamildir. Dünyada bundan istisna hiçbir şey yoktur.
Adaletin kapsamı alanı dışında kalan bir şey yoktur. İnsan önce kendi nefsine karşı adaletli yani ıslah eden olur. Sonra ailesine, toplumuna karşı adil olur. Sonra devlet topluma, toplum da devlete karşı adaletli olur. Herkes birbirini ıslah eder. Her şeyi yerli yerine koyar. Adaletin öyle bir özelliği vardır ki onun sonucunda herkes birbirinin muadili olur. Yani dengi olur. Bu nedenle adalet, adaletsiz eşitlik değil, kendi denginin muadil olmak kendi ortalaması içinde vasat konumda olmaktır.
Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi - Ocak 2013
Abdulhakim Sonkaya