Zinnureyn Hz. Osman Radıyallahu Anh - 2

Mehmet Sait Çimen
“Rasulullah Kâbe`yi tavaf etmedikçe, ben tavaf etmem!” Bu cevaba öfkelenen müşrikler, Mekke`deki görevi bittiği için Rasulullah`a gitmeyi düşünen Hz. Osman`ı bir süre alıkoydular. Bu arada Hudeybiye`de bir bekleyiş vardı. Ashab, Rasulullah`a ‘Hz. Osman`a imrendiklerini, çünkü Kâbe`yi rahatça tavaf edebildiğini` söylediklerinde Hz. Osman`ın naif yüreğini bilen Efendimiz aleyhissalatu vesselam...
Hz. Osman, insanda saygınlık uyandıran bir kişiliğe ve yumuşak bir ahlaka sahipti. ‘Rızkı dilediğine yayıp genişleten` Rabbimiz, Hz. Osman`a çokça mal vermişti. İyi bir tüccardı ve çok kazanıyordu; ama kimse onun “eli sıkı ve yığıcı” olduğunu iddia edemezdi.

Rabbimiz Yüce Kur`an`da şöyle buyuruyor:

“Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.” (Bakara/261)

Allah yolunda infak edenlere Rabbimiz, dünyada da ahirette de bereketler ihsan ediyordu.

Hz. Osman, Allah`ın inayet ve ihsanlarını görenlerden biriydi.

Dünyada elde ettiği varlıkla ahirette güçlü yatırımlar yaptı.

RUME KUYUSU

Hicretle beraber Medine, Mekke`den gelen Müslümanlar için de yurt olmuş, iman ehli ile şenlenmiş ve canlanmıştı. Bu arada nüfus açısından da bir genişleme söz konusuydu. Muhacirler, Ensar`dan olan kardeşlerinin yardım ve desteğiyle kısa sürede yerleşik hayata uyum sağlamış, tarım, hayvancılık ve ticaretle uğraşmaya başlamışlardı.

Ama Medine Müslümanlarının bir içme suyu sorunu vardı.

İçme suyu ihtiyacı büyük oranda Rume Kuyusundan temin ediliyordu. Bu kuyunun güzel bir suyu vardı.

Medine şehrinin güneybatı tarafına düşen Akik Vadisinin aşağı kısmındaydı bu kuyu ve sahibi bir Yahudi idi. Yahudi, halkın en temel ihtiyacı olan suyu para ile satıyordu. Rivayetlere göre Allah Rasulü, su için para almamasını söylemiş; ama Yahudi bunu kabul etmemişti.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:

“Rume Kuyusunu kim satın alır ve vakfederse Allah ona mağfiret edecektir.”

Medine`de sulama amaçlı başka kuyular da vardı; ama Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam ashabının bu güzel sudan faydalanmasını istedi ve varlıklı Müslümanları bu konuda hayra teşvik etti. Yine şöyle buyurdu:

“Rume Kuyusunu, Cennette ondan daha hayırlısını kazanmak üzere kim satın almak ve kendi kovasını Müslümanların kovalarıyla eşit kılmak ister?”

Hz. Osman bu hayır yarışında öne geçmek için Yahudi`ye varıp Rume Kuyusunu satmasını istedi. Yahudi, Müslümanların ihtiyacından haberdardı ve o yüzden kuyuyu satmaya yanaşmadı.

Hz. Osman, satın almak için ısrar etti. Allah Rasulü`nün talebi ortada kalamazdı. Ama Yahudi de diretti. Hz. Osman, normal fiyatının iki, hatta üç katını teklif etti. Sonunda Yahudi, kuyu hissesinin yarısını satmayı kabul etti. 12 bin dirheme kuyunun yarı hissesi Hz. Osman`ın oldu. Böylece bir gün kuyu Hz. Osman`ın, bir gün de Yahudi`nin kontrolünde olacaktı. Yahudi, hem yarı hisseyi iyi bir fiyata sattığı, hem de payına düşen günde su satarak kazanç elde etmeye devam edeceği için seviniyordu.

Ama Hz. Osman`ın derdi ticaret değil, Rasulullah`ın hoşnutluğu ve Allah`ın rızasıydı.

Payına düşen günde Müslümanlara ücretsiz olarak su vermeye başladı. Böylece özellikle fakir Müslümanlar gün boyunca kuyuya gelir ve ellerinden geldiğince iki günlük su almaya çalışırlardı.

Yahudi`nin önce işleri azaldı, sonra da neredeyse bitti. Müslümanlar, ücretli olarak su almaya gelmiyordu.

Müslümanlar su için ücret vermiyorlardı; ama sadece bir gün su alabildikleri için sıkıntılarla karşılaşıyorlardı.

Nihayet Yahudi pes etti ve kuyunun kalan hissesini de Hz. Osman`a sattı.

Böylece Rume Kuyusu Hz. Osman tarafından alındı ve Müslümanlara vakfedildi.

Hz. Osman`ın bu salih ameli hem Efendimiz aleyhissalatu vesselamı hem de Medinelileri çok sevindirdi.

Rume Kuyusunun Müslümanların istifadesi için vakfedilmesi, İslam tarihinin ilk vakıf örneklerinden biri olması açısından da önem arz etmektedir.

BİR İMTİHAN Kİ

Uhud Savaşı, Müslümanların hafızasında derin izler bırakan büyük bir imtihandı.

Rabbimiz Bedir zaferinden sonra “Uhud imtihanı” ile müminleri sınadı. Yüce Kur`an`da şöyle buyurur Rabbimiz:

“Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri biz insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah`ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez. (Yine bu) Allah`ın, iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir.” (Al-i İmran/140-141)

Uhud imtihanı, ağır, şiddetli ve dayanması zor bir imtihandı.

Savaşın başında zafer emarelerinin görünmesi üzerine Rasulullah aleyhissalatu vesselamın kesin talimatına rağmen “okçular tepesinin” terk edilmesi savaşın seyrini değiştirdi.

Müşriklerin o dönemdeki komutanı Halid b. Velid`in “okçular tepesine” hamle yapması sonucunda Müslümanlar, düşman tarafından kuşatılmış oldular.

Sahabe savaş meydanında dağıldı. Efendimizin etrafında birkaç kişi kalabilmişti.

Tam o sıralarda Rasulullah`a saldırıp bir darbe vuran bir müşrik askerinin “Muhammedi öldürdüm!” şeklindeki iddiası her tarafa yayıldı.

Bu büyük bir şok yaşanmasına neden oldu.

Ashabın büyük bir kısmı peygamberden sonrasını hayal bile edemiyordu. Onun ölmüş olma ihtimali kafaların karışmasına, çöküntüye, çaresizliğe, kahredici bir kedere neden oldu. Ne yapacağını şaşırıp iki eli yanlarına düşenler olduğu gibi savaş meydanını terk edenler de oldu.

Savaş meydanını terk edenler arasında Hz. Osman da vardı.

Sonra Rasulullah`ın yaşadığı haberi gelince sahabe tekrar savaş meydanına, Hz. Peygamber`in yanına döndü.

Müşrikler, Mekke`ye dönünce savaş bitmiş oldu.

Herkes üzgündü.

Çok sayıda şehid vardı savaş meydanında ve şehidlerin çoğunun mübarek bedenlerine vahşice bir muamelede bulunmuştu müşrikler.

Şehidlerin verdiği keder bir yana savaş meydanını terk etmiş olmanın acı ve üzüntüsü içlerini kemiriyordu. İçten bir tevbe ile Rablerine yöneliyor ve bağışlanma diliyorlardı.

Rabbimiz yüce kelamında onları affettiğini beyan buyurdu:

“İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, halimdir.” (Al-i İmran/155)

HUDEYBİYE

Hicretin 6. Yılı Zilkade ayında Müslümanlar, Aziz Peygamberin talimatı üzerine sefer hazırlığına giriştiler.

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam, bir gece gördüğü rüyada ashabıyla birlikte çekinmeden Mekke`ye girip Beytullah´ı tavaf ettiklerini, ashabdan bazılarının saçlarını kazıttıklarını, bazılarının da kısalttıklarını görmüş, bunu ashabına anlatmış ve şöyle buyurmuştu:

“Ben rüyada gördüm ki; siz muhakkak Mescid-i Haram´a gireceksiniz, başlarınızı kazıtacak, saçlarınızı kısalttıracaksınız!”

Bu büyük müjdenin heyecan ve şevkiyle hazırlanıp yola çıktı Müslümanlar.

Savaş niyetiyle çıkmamışlardı, o yüzden de yanlarında sadece birer kılıç vardı.

Mekke`ye yakın Hudeybiye adlı mevkiye geldiklerinde konakladılar.

Allah Rasulü, Mekkelilere durumu anlatmak için bir elçi göndermek istedi ve bu niyetle Hz. Ömer`i çağırdı.

Hz. Ömer, Rasulullah aleyhissalatu vesselamın isteğine şöyle bir karşılık verdi ve bir öneride bulundu.

"Ey Allah`ın Rasulü! Ben hayatım hakkında Kureyş müşriklerinden çekinirim. Mekke`de beni koruyabilecek kimsem yoktur. Kureyş ise, benim onlara ve putlarına olan düşmanlığımı iyi bilir.

Bununla beraber, muhakkak benim gitmemi istiyorsan, yanlarına gideyim. Ama bu işe benden daha ehil, Mekke`de akrabaları ve saygınlığı olan Osman b. Affan`ı öneririm.”

Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Hz. Osman`ı çağırdı ve oraya geliş gayelerini anlatması ve müşrikleri İslam`a davet etmesi için Mekke`ye elçi olarak gitmesini, ayrıca Mekke`ye gittiğinde oradaki mazlum Müslümanlarla görüşmesini ve onları “Mekke`nin fethi” konusunda müjdelemesini istedi.

Hz. Osman radıyallahu anh, hemen yola çıktı. Mekke yakınlarında müşriklerle karşılaştı ve Allah Rasulü`nün talebini iletti. Müşrikler bunu kabul etmeye yanaşmadılar. Hz. Osman`ın hemen geri dönüp Peygambere bunu iletmesini istediler.

O sırada Hz. Osman`ın akrabalarından Eban b. Said geldi ve Hz. Osman`ı Mekke`ye davet etti. Hz. Osman, Eban b. Said ile birlikte Mekke`ye girdi. Orada müşriklerin ileri gelenleri ile görüştü ve Aziz Peygamberin teklifini iletti. Hepsi bunu reddetti.

Mekke`de serbestçe dolaşan Hz. Osman, sıkıntılar çeken, eziyet gören çok sayıda mazlum Müslümanla buluştu. Onlara şu müjdeli haberi verdi: “Rasulullah Aleyhissalatu vesselam size Mekke`nin fethedileceğini müjdeliyor! Mekke`de imanın gizlenmeyeceği, açığa vurulacağı günün gölgesi üzerinize düşmüştür!”

Hz. Osman, Mekke`den döndüğünde yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:

“Mekke`de görüştüğüm mü`minlerden bir erkekle bir kadına Rasulullah Aleyhissalatu vesselamın müjdesini haber verdiğimde, öyle sevindiler ki, hüngür hüngür ağlamaya başladılar. O kadar ağladılar ki, ağlamaktan ölecekler sandım.

Bana şunu dediler:

`Resûlullah Aleyhissalatu vesselama bizden selam söyle! Onu Hudeybiye`ye indiren Allah, Mekke`nin içine girdirmeye de kadirdir!”

Mekke müşrikleri Rasulullah`ın talebine red kararlarını açıkladıktan sonra Hz. Osman`a isterse Kâbe`yi tavaf edebileceğini söylediler.

Hz. Osman, kabul etmedi ve onları rahatsız eden şu cevabı verdi:

“Rasulullah Kâbe`yi tavaf etmedikçe, ben tavaf etmem!”

Bu cevaba öfkelenen müşrikler, Mekke`deki görevi bittiği için Rasulullah`a gitmeyi düşünen Hz. Osman`ı bir süre alıkoydular.

Bu arada Hudeybiye`de bir bekleyiş vardı.

Ashab, Rasulullah`a ‘Hz. Osman`a imrendiklerini, çünkü Kâbe`yi rahatça tavaf edebildiğini` söylediklerinde Hz. Osman`ın naif yüreğini bilen Efendimiz aleyhissalatu vesselam, onlara katılmadığını beyan ederek şöyle buyurdu:

“Bizler tavaftan alıkonulmuş bir halde iken, sanmam ki Osman, Beytullah`ı bizsiz tavaf etsin!”

Nitekim sonradan Rasulullah`ın haklı olduğu ortaya çıktı.

ÖLÜM BİATI

Müşriklerin Hz. Osman`ı alıkoyması, Hudeybiye`ye “Osman katledildi” şeklinde yansıdı.

Peygamber ve ashabı bu habere çok öfkelendiler. Onlar barışçıl bir amaçla, silahsız olarak gelmiş ve niyetlerini de açık bir şekilde göstermişlerdi.

Ama elçiyi öldürmek kabul edilebilir bir şey değildi. Allah Rasulü, kılıcını kuşandı ve şöyle buyurdu:

“Hal böyleyse Kureyş ile çarpışmadıkça buradan ayrılmayacağız.”

Ardından Müslümanları biat için çağırmaya başladı.

Etrafa dağılmış olan sahabiler bu çağrı üzerine ağacın altında oturmuş olan Rasulullah`ın yanına geldiler ve “ölünceye kadar savaşmak” üzere biat ettiler.

Herkes biat ettikten sonra Efendimiz aleyhissalatu vesselam şöyle buyurdu:

“Osman, Allah`ın işi, Rasulullah`ın işi için gitmiştir. Bu yüzden onun yerine de ben biat ediyorum.”

Ardından da sağ elini tutup "Bu, Osman`ın eli yerindedir!" buyurdu. Sonra, sol elini onun üzerine koydu, "İşte, bu biat da Osman içindir!" buyurdu.

Büyük bir ihlas, içtenlik ve kararlılıkla gerçekleştirilmişti biat. Allah kime nasip etmişse ona büyük bir hayır dilemişti. Kalbinde hastalık olan münafıklardan Cedd b. Kays, o toplulukta olmasına rağmen bir devenin altına gizlenerek biat etmemişti.

Rabbimiz, Kur`an-ı Kerimde o Semüre ağacının altında biat edenlerden razı olduğunu buyurmuştur:

“Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Fetih/18)

Bundan yola çıkan Müslümanlar, bu biata “Rıdvan Biatı” adını vermişlerdir. Sahabe bu biatta bulunanlar için “Allah`ın razı olduğu kişiler” demiştir. Rivayetlere göre o gün 1400 kadar Müslüman Rasulullah`a biat etmiştir.

“Ölüm üzerine biat” edildiği haberini alan müşrikler Hz. Osman`ı bıraktılar ve Müslümanlarla anlaşma yolunu aramaya başladılar.

Hz. Osman, Hudeybiye`ye geldiğinde biat bitmişti; ama o yine de Rasulullah`ın yanına gelip biatta bulundu.

Hz. Osman`ı karşılayan sahabiler, "Ey Ebu Abdullah! Herhalde Beytullah`ı tavaf edip içini soğutmuşsun" dediler.

Hz. Osman, onların kötü zanda bulunduğunu söyledi. Şu sözleriyle Rasulullah`a olan sevgi ve bağlılığını bir kez daha gösterdi:

“Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah`a yemin ederim ki; Mekke`de bir yıl kalsaydım ve Rasulullah da Hudeybiye`de olsaydı, O tavaf etmedikçe, ben kendi başıma Kâbe`yi tavaf etmezdim!”

Hz. Osman radıyallahu anh, ashabın Peygambere olan bağlılığını ne güzel ifade etmiştir.

Allah ondan razı olsun.

Mehmet Said Çimen | İnzar Dergisi | Aralık 2017 | 159. Sayı
 


 
19-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.