Zikir Nedir ve Niçin Yapılır?

Mehmet Şenlik

Zikir, Arapça bir kelime olup “zekere” fiilinin mastarıdır. Aslı “zikr”dir. Çoğulu ezkâr ve zükur olarak gelir. Zikra kelimesi de zikrin mübalağası olup çok zikretmek demektir. Bu kelime Türkçe’ye zikir olarak geçmiştir.
Zikir, Arapça bir kelime olup “zekere” fiilinin mastarıdır. Aslı “zikr”dir. Çoğulu ezkâr ve zükur olarak gelir. Zikra kelimesi de zikrin mübalağası olup çok zikretmek demektir. Bu kelime Türkçe’ye zikir olarak geçmiştir.

Zikir; sözlükte bir şeyi anma, hatırlama, bir düşünceyi zihinde hazır etme, bir ifadeyi dile getirme, hatırlatma gibi manalara gelir. Bu anlamıyla ‘zikir’, kişinin marifet ve bilgi olarak elde ettiği bir şeyin korumasını sağlayan bir zihin faaliyetidir.

Kavram olarak ‘zikir’; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, dua, hamd, sena, ibadet ve övgü gibi fiiller ve sözlerdir. Kimilerine göre de ‘zikir’, insana sevap kazandıran her türlü amelin genel adıdır.

Marifet ehline göre zikir, kalbin anılan kimseye dikkat kesilmesi ve ona karşı uyanık olmasıdır. Bunu dil ile ifade etmeye zikir denilmesinin sebebi, kalpteki zikre, hatırlamaya işaret etmesindendir. Hakiki zikir Allah’a itaatle olur. Allah’a itaat etmeyen kişi, diliyle ne kadar onu tesbih ve tahmîd ederse etsin veya Tevhid kelimesini söylerse söylesin gerçek manada onu zikretmiş olamaz.

Kur’an-ı Kerim’de zikir ve türevleri, fiil ve isim olarak çok sık geçen kelimelerdendir. Aynı kökten gelen kelimelerle birlikte Kur’an’da üç yüze yakın yerde zikir kelimesi geçmektedir. Kur’an bu kavramı Allah’ın insanlara hakkı, görevlerini ve hesabı hatırlatması, Kur’an ile hatırlatma, kulların Allah’ı her türlü ibadetle hatırlaması, uyarı, şeref ve üstünlük gibi anlamlarda kullanmaktadır.

Kur’an, bizzat kendisine ‘zikir’ tabirini kullanmaktadır ki o; baştanbaşa bir zikirdir, bir öğüttür, bir hatırlatma ve anmadır, insanların dünya ve ahiretleriyle alakalı lüzumlu her şeyi açıklayan bir ilahi bildiridir. O, aynı zamanda sürekli Allah’ı hatırlatan ayetlerden meydana gelmektedir.

“İşte bu (Kur`an), bizim O’na (Muhammed aleyhisselama) indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir zikirdir. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?” (Enbiya: 50)

“Şüphesiz ki Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik ve onu yine biz koruyacağız.” (Hicr: 9)

Kur’an’da Allah (CC), müminlere kendisini sürekli olarak zikretmelerini emrediyor. Bu emir bazen şükürle, bazen verilen nimetleri hatırlatma ile, bazen namazla, bazen kuran tilavetiyle, bazen diğer ibadetlerle, bazen verilen zaferle birlikte gelmektedir. Kur’an’da zikredenler övülürken zikirden yüz çevirenler ise kınanmaktadır:

“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu Kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz.” (Taha: 124)

Her kim Allah’ın insanlığa gönderdiği en büyük zikir olan Kur’an’dan, ilahi mesajdan yüz çevirirse onun hakkı bu dünyada dar bir geçimdir, sıkıntılı ve mutsuz bir hayattır. Kıyamet gününde de bu dünyada gerçeklere karşı bile bile gözlerini kapadığı, Kur’an’dan yani zikirden yüz çevirdiği için kör olarak haşrolmaktır.

Müminler, her an güzel isimlerini tesbih ettikleri ve önünde kulluk yaptıkları Rablerini hiç bir zaman unutmazlar. O Rabbe karşı duydukları sevgi ve takva sürekli onların gönlünde canlı durmaktadır. Onlar devamlı Allah’ı “çokça zikreden erkekler ve çokça zikreden kadınlar” olarak övülerek Allah’ı hatırlarında tutarlar.

Bu hatırlama hiç bir zaman unutulan bir şeyin tekrar akla getirilmesi gibi değildir. Bilakis; sürekli kalpte ve benlikte olan Allah’ın varlığını tekrar hatırlamak, O’nun nimet verici olduğunu itiraf etmek, O’nun büyüklüğünü ve yüceliğini dile getirmek ve ibadeti yalnızca O’na has kıldığını ilan eder şekilde ortaya koymak şeklindedir.

Mü’min, kâinatın her köşesine yerleşmiş olan sayısız ayetleri gördükçe, onlardan haberdar oldukça, Kur’an’daki ayetleri okudukça, Rabbini hatırlayıp zikre devam eder. Onun kalbi ve organları Allah’ı zikretmekten haz duyar. Onu Allah’a götürecek bir sebep gördüğü zaman imanı artar. Allah’ın ulûhiyet ve rububiyetini tekrar aklına ve hatırına getirir. Ancak bu hatırlayış, bu zikir yalnızca zihinde bir beliriş veya dilde bir sözden ibaret kalmaz. Bilakis bütün ruhunu ve bedenini kapladığı gibi organlarında da amel olarak ortaya çıkar.

Zikri emreden veya tavsiye eden bazı ayet-i kerime ve hadis-i şerifler:

“Öyleyse beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim; bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara: 152) “Müminler ancak o kimselerdir ki Allah zikredildiği zaman yürekleri titreyip ürperir, kendilerine Allah`ın ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar yalnızca Rablerine dayanıp güvenirler.” (Enfal: 2)

“Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.” (Secde: 15)

“Kendilerine Rablerinin ayetleri zikredildiği zaman onlara karşı (duymazlıktan ve görmezlikten gelip) sağır ve kör davranmazlar” (Furkan: 73)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Allah’ı zikredenle zikretmeyenin misali, diri ile ölü misali gibidir.” (Buhari) Bunlar hiç bir olurlar mı?

Bir hadis-i kutside de şöyle buyrulmuştur: “Allah (CC), şöyle buyurmuştur: Ben kulumun Beni sandığı gibiyim; Bana dua ettiği zaman onunlayım. Kim Beni kendi nefsinde zikrederse Ben de onu kendi nefsimde anarım. Kim Beni bir kalabalıkta zikrederse ben de onu, ondan daha hayırlı bir kalabalıkta zikrederim...” (Müslim)

“...Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere otururlarsa melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilere anar...” (Müslim)

İslam âlimleri zikirle alakalı ciltler dolusu kitaplar yazmış, bu kitaplarda bir sürü kaideler, metotlar belirlemiş ve tasnifte bulunmuşlardır. Bunlardan İmam İsfahani, zikri üç çeşide ayırmıştır. Bunlar; dil ile, kalp ile ve beden ile yapılan zikirlerdir.

Dil ile zikir: Yüce Allah`ı güzel isimleri ile anmak; O`na hamd, tesbih ve senada bulunmak, O’nun kelamı olan Kur’an’ı okumak ve dua etmekle olur.

Kalp ile zikir: Yüce Allah`ı sürekli hatırında tutarak gönülden anmaktır. Bu, aynı zamanda bir nevi tefekkürdür ki Allah’ın güzel isimlerini dil ile çokça zikretmekle kalbe de nüfuz eder.

Beden ile zikir: Vücudun bütün organlarının Allah`ın emirlerini yerine getirmesi ve yasaklarından sakınması ile olur. Kişinin kendi vücudunun organlarını Allah`ın yolunda bulundurup yorması ile mümkündür.

Ehl-i tarik, zikirle alakalı farklı metotlar uygulamış ve değişik pozisyonlar belirlemişlerdir. Bunlar, daha çok gönül doktorları olan mürşitlerin, terbiye etmek ve arındırmak istediği şakirtler üzerinde gerçekleştirmek istedikleri özel uygulamalardır. Ancak umum Müslümanlar için böyle bir şey söz konusu değildir. Onlar istediği anda ve istediği pozisyonda Rabbini zikredebilirler.

“Müminler o kimselerdir ki ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah`ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünüp tefekkür ederler: Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, sen ne yücesin, bizi ateş azabından koru!” (Ali İmran: 191)

Ayet-i kerimede görüldüğü gibi zikir, müminin bütün hayatını kuşatmakta ve bütün zamanlarına yayılmaktadır. Her gün yatağından kalkar kalkmaz “Ya Allah” demekle güne zikirle başlar ve gün sonunda kafasını yastığa koyarken de “Elhamdulillah” demekle yine zikirle biter.

O halde bize sayısız nimetlerle ikram ve ihsanda bulunan Rabbimizi daima ve çokça zikredenlerden olalım. Hem dilimizle, hem kalbimizle ve hem bedenimizle Zakir ve Şakir olalım. Bunu denediğimizde göreceğiz ki zikir; kalbe itmi’nan verir, huzur ve sekine indirir, insanı Allah`ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, Allah`a bağlılığını sağlar, gam ve kederlerden emin kılar, insanın gönlüne huzur ve sürur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.

Zikrin en faziletlisi, “La ilahe illallah”dır. Son nefeste bu cümlenin son sözümüz olması dileğiyle...

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Aralık 2014 (123. Sayı)
 


 
06-12-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.