Zekatın önemi ve hayatımıza etkisi

Mehmet Şenlik
Yaratılışı itibariyle insanoğlu sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla tek başına yaşaması pek mümkün değildir. Diğer insanlarla beraber, bir arada ve toplum halinde yaşamak durumundadır. Toplumlar ise sosyal adaletin gerçekleştirilmesiyle ancak sağlam bir yapıya bürünebilirler.
Yaratılışı itibariyle insanoğlu sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla tek başına yaşaması pek mümkün değildir. Diğer insanlarla beraber, bir arada ve toplum halinde yaşamak durumundadır. Toplumlar ise sosyal adaletin gerçekleştirilmesiyle ancak sağlam bir yapıya bürünebilirler. Her insan bir topluma; toplum da birlik ve beraberliğe muhtaçtır. İslam toplumunda fertleri birbirine bağlayıp kaynaştırmak, zenginle fakir arasında muhabbeti, sosyal adaleti gerçekleştirmek ve hayatı mutluluğa sevk etmek üzere getirdiği düzenlemelerden biri de hiç şüphesiz ki, zekât müessesesidir.

İslam Dini inananlar arasında sağlam bir birliktelik oluşturmak için bir takım hükümler getirmiştir. Öncelikle Kur`an ifadesiyle tüm müminleri kardeş olarak zikrederek gönül bağıyla birbirlerine sorumlu kılmıştır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir hadis-i şeriflerinde müminler için şu benzetmeyi yapmaktadır.

"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." (Buhari)

İslam, zekât ile sosyal hayatta bütün Müslümanlar için azami şekilde her türlü nimetten yararlanabilme imkânını sunmuştur. İnsanların farklı kabiliyetlere sahip olduğundan her toplumda zenginlerin ve fakirlerin bulunması doğaldır. Öteden beri bu durum böyle süregelmiştir. Toplumda zenginlerin bulunması fakirler için ne kadar büyük nimet ise, fakirlerin bulunması da zenginler için o kadar büyük bir nimettir. Zaten insanoğlu her haliyle olduğu gibi bu haliyle de birbirine muhtaçtır. İşte tam bu noktada ihtiyaçların giderilmesi, fakirin sosyal hayatta dışlanmasını engellemek için Zekât ibadeti zenginler üzerine farz kılınmıştır.

Böylelikle zengin kardeşlerimiz zekât vermek suretiyle hem ibadetlerini yerine getirmektedirler, hem de toplum içerisindeki sosyal adaletin gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.

Sözlükte "artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü" anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için muayyen kişilere verilmek üzere maldan çıkarılması gereken bir miktarın adıdır.

Kur`an-ı Kerimin birçok yerinde Zekât, namazla birlikte zikredilmektedir. Ayet-i kerimeler dikkatle incelendiği zaman namaz, kişisel temizlenmeyi, zekât ise toplumsal temizlenmeyi ifade ettiği görülür. Hayatın iki temel yönü fert ve toplum, namaz ve zekât ile mutluluğu yakalayabilmektedir. Müminun süresinin ilk ayetlerinde kurtuluşa, felaha ermiş insanlardan şöyle bahsedilmektedir.

"Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin huşu içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler." (Müminun: 1-4)

Kur’an-ı Kerim`de zekât verenler için müjdeler zikredilmektedir. "Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (Bakara, 2-4)

Diğer bir ayette ise Yüce Rabbimiz zekât verenleri kendi rahmetinin altında bulunduğunu bildiriyor: "Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik." Allah şöyle dedi: "Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım." (Araf: 156)

Diğer bir ayeti kerimede ise Zekât vermeyenler, mala tamahkâr olanlar için şu ikaz yapılmaktadır. "Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar için acıklı bir azabı müjdele. O gün (bu altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, böğürleri, sırtları dağlanacak ve işte bu nefisleriniz için toplayıp, sakladıklarınızdır; artık saklayıp istif ettiğiniz bu nesnelerin acısını haydi tadın! (denilecektir.)" (Tevbe: 34-35)

Zekât, İslam`ın beş temel esasından biridir. Bu husus peygamber efendimizin hadisi şeriflerinde şöyle zikredilmektedir. "İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah`tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed`in Allah`ın resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak." (Buhari)

Zekât malın eksilmesi değildir. Maddi anlamda maldan bir eksilme var gibi gözükse de zekât ile mal azalmamaktadır. Çünkü dünya malı ile verilen bir şeyin karşılığı ahirette alınacaktır. Bir ayette Yüce Rabbimiz kendi rızası doğrultusunda harcanılacak her şeyin karşılığının verileceğini şöyle bildirir. De ki: "Şüphesiz, benim Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe: 39)

Zekât, malın temizlenmesi demektir: "Onların mallarından sadaka (zekât) olarak al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye etmiş olursun" (Tevbe:103)

Şu halde, zekât malın temizlenmesi demektir çünkü zenginin malında fakirin hakkı vardır. Zenginlik kişinin kendi kazandığı değildir. Zenginlik Allah`ın kulu için verdiği bir lütuf ve imtihan vesilesidir. Bu sebeple zenginliğin kendisine verildiği insan malın kendi çabasıyla artmadığını, Rabbi tarafından zengin kılındığını ve fakirin kendi malında hakkı olduğunu unutmamalıdır.

Zekât kulun Rabbine kul olması gerektiğini hatırlatır. Zekât, Rabden başkasına kulluğun yanlış olduğunu, fani olana tamah edildiği zaman fani olunduğunu, asıl bağlanılması gerekenin Baki olan Allah olduğunu ifade eder. Çünkü insanoğlu yaratılış itibariyle tamahkârdır, doyumsuzdur. Zekât ise bu tamahı asgari boyutlara indirgemekle, kişiyi dünyada ve ahirette iyililer zümresine katar.

Zekât bireyin toplumun bir parçası olduğu hakikatini unutturmama gibi bir misyona sahip. Bireyin bencillikten kurtulmasına vesile olur. Bu yönüyle de zekât, toplumsal bütünlüğün sağlanmasına, yardımlaşma duygusunun artmasına sebep olur. Zekât verilirken dikkat edilmesi gereken en önemli konu, zekât verildiğinden dolayı fakirlere karşı minnet edilmemesi ve fakirlerin başına kakılmamasıdır. Çünkü böyle verilecek bir zekâtın kişiye sağlayacağı hiçbir faydası yoktur. Kur`an-ı Kerim, bu hususu şöyle vurgulamaktadır.

"Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rableri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Ey iman edenler! Allah`a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir)." (Bakara, 262-264)

Zekât toplumda meydana gelebilecek toplumsal olumsuzlukları ortadan kaldıran bir seddir. Fakirin gittikçe fakirleştiği, zenginin ise git gide zenginleştiği bir toplum, zamanla içinden çıkılmaz olumsuzluklara duçar kalır. O halde, zengin ile fakir arasındaki uçurumun kapatılması, fakirin içinde bulunmuş olabileceği duygusal yıpranmayı gidermesi için zenginler fakirlerin hakkı olan zekâtı ödemekle yükümlüdürler.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum; günümüzde bazı âlimlerin asırlar önce tedvin edilmiş fıkhi kaynaklara dayanarak verdiği fetvalarla birçok zengin, hatta büyük işletme sahipleri önemli mallarının zekâtını vermemektedir. Sanki varsa yoksa zekât vermek, sadece borçla çalışan mahalle bakkallarına düşer. Çünkü büyük işletme sahipleri zenginler sermayelerini hep yatırıma dönüştürmüşler.

Zekâta tâbi malların temel hususiyeti "artıcı, gelir sağlayıcı" oluşudur. Sanayi devriminden, sosyal ve teknik gelişmelerden sonra dünyanın tanıdığı fabrikalar, motorlu nakil vâsıtaları, büyük gelir sağlayan gayrimenkuller gibi mallar ortaya çıkmıştır. Bu malların hususiyeti, mülkiyeti el değiştirmeden ya kiraya verilmek veya üretimde kullanılmak suretiyle büyük gelirler sağlamalarıdır. Mükelleflerin şahsî ve meslekî ihtiyaçları için edindikleri ev, dükkân, âlet ve eşyayı zekâttan muaf tutma prensibi bu cins mallar için geçerli değildir; çünkü bu malların otobüs, uçak, gemi, kiraya verilen ev, düğün salonu, fabrika, dükkân gibi işletmeler dünden farklı olarak günümüzde yaygın ve mühim gelir kaynakları arasına girmiştir. Üretimde kullanılan makina ve fabrikalar -dünün basit âletlerinden farklı olarak- sahiplerinin bizzat el emeğine ihtiyaç bulunmaksızın işçiler vâsıtasıyla üretim yapan gelir kaynaklarıdır.

Şu var ki bunların zekâtı, değerinden değil, gelirinden verilir. Bunların gelirinin üzerinden yıl geçme şartı da yoktur. Sadece nisaba ulaşması yeterlidir. Verilecek miktar ise arazi ürünlerine kıyas edilerek netinden onda bir, brütünden ise yirmide bir verilir. Allaha emanet olunuz.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Temmuz 2015 (130. Sayı)
 


 
12-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.