Yuvarlak yapısıyla dünya insanın özgür olmasını imkansız kılıyor

Abdulhakim Sonkaya

Dünya, en düşük ve yakın yer anlamına gelir. “O vakit siz vadinin dünyasının (en yakın) yamacında, onlar ise öte yamacında… Süvarileri de sizden tam aşağıda bulunuyorlardı.” (Enfal:42) Ayetinde geçen “dünya” kelimesi bu anlamda kullanılmıştır.
Dünya, en düşük ve yakın yer anlamına gelir. “O vakit siz vadinin dünyasının (en yakın) yamacında, onlar ise öte yamacında… Süvarileri de sizden tam aşağıda bulunuyorlardı.” (Enfal:42) Ayetinde geçen “dünya” kelimesi bu anlamda kullanılmıştır. Yanı sıra insan dünyaya “sonra buradan topluca inin diye emrettik” ayetinde ifade buyrulduğu gibi indirilmek suretiyle gelmiş bulunmaktadır. Doğaldır ki inmek ancak yukarıdan aşağıya doğru mümkün olabilecek bir hareket tarzıdır.

İnsan, dünyaya medyun (borçlu) olarak gelir. Bu, insanın yaratılış gayesi olan Allah (cc)’a ibadet borcudur. “Ben ancak cinleri ve insanları Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat:56) ayeti, insanın Allah (cc)’a karşı kulluk borcu olduğunu açıkça beyan ediyor. Bu borç varlık alanına ve insan olarak gelmiş olmasının karşılığıdır. Kısaca insan, Allah (cc)’a borçludur. Bir borçlu, borcundan ancak bu iki yoldan biriyle kurtularak özgürlüğüne kavuşur; ya borcunu tam olarak ödeyerek boyunduruktan kurtulur ya da alacaklı tarafından ibra edilir. Yani alacaklı, alacağını bağışlar. Bu iki ihtimalden birinin gerçekleşmesi halinde insan borcundan kurtularak özgürleşir.

Din, deyn(borç) ile alakalıdır. Yani din, deynin(borç) ödenme şeklini, esasını ve takvimini hükme bağlayan kurallar bütünüdür. İşte mümin borcunu kabul ederek Allah (cc)’a kulluk yapmak suretiyle onu ödemeye çalışan kimsedir.

Dünya düşük ve sonu pek yakın manasına gelir. Buna göre dünya hayatı düşük, sonu pek yakın ve aldatıcı bir yararlanmadan ibarettir. İnsanın aradığı mutlak özgürlük dünyanın tabiatına aykırıdır. Dünyanın fiziki, beşeri, coğrafi ve diğer birçok yönü gerçek bir özgürlüğe meydan vermemektedir. Her şeyden önce dünyanın yuvarlak olması bunun en açık ve kesin delilidir. Fiziki olarak küre şeklinde olan dünya, insana ancak dairesel harekette bulunma imkânı vermektedir. Hâlbuki dairesel hareketle özgürlük düşüncesi bir biriyle uyuşmamaktadır. Tam özgür olduğunu iddia eden kimse dünyanın herhangi bir noktasından her hangi bir yöne doğru hareket etmeye başlarsa sonunda iradesi dışında başladığı noktaya geri gelecektir. Oysa insanın buradaki amacı ve iradesi çizgisel harekette bulunma yönündedir. Ne var ki çizgisel hareket insanın elinde olmadan dairesel harekete dönüşmüştür.

Mekân açısından dairesel devinime mahkûm olan insan zaman bakımından da dairesel harekete mahkûmdur. Öyle ki her yılın bir dönüm noktası vardır. O noktadan sonra insan hareketine yeniden başlar. Bu da dünyada zamanın dairesel bir seyir izlediğini ve özgür bir hayata göre değil, sınırlarla mukayyet bir hayata göre ayarlanmış olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Allah(c.c) “Ant olsun ki insan zararın içindedir” buyurur. Asır, gece ve gündüz ile birlikte soyut olarak zamandır. Bir dönüm noktası ve dönemdir. Dünya hem yuvarlaktır, hem de sürekli dairesel bir hareket halindedir. Dünyanın yuvarlak olması, mekânın daire şeklinde dönmesi, zamanın devirsel olması insanın kuşatılmış olduğunu gösteriyor. Bu kuşatılmışlık altında gerçek özgürlüğün vücut bulması mümkün değildir. Sıkıştığında yağmur bıraktığı için buluta sıkıştırılmış manasına gelen “musirat” adı verilmiştir. Bunun gibi insan zamanın baskısı ve sıkıştırması altındadır. Ama bu sıkışma nihai olarak insanın ürün vermesini ondan bereketin sadır olmasına yol açar.

İnsan çizgisel harekette bulunma arzusunda olsa bile elinde olmadan bu hareketi dünyanın yapısının sonucu olarak dairesel harekete dönüşür. Özgürlük ise dairesel harekette değil çizgisel harekettedir. Heyecan, renklilik, yeni hazlar dairesel bir hareket şeklinde devam eden hayatta söz konusu olamaz. Çünkü böyle bir hayatta insan hep aynı şeyleri görür ve yaşar. Oysa çizgisel hareket şeklinde devam eden hayatta zevkler, heyecanlar yenilikler bir birini takip eder. Bu niteliklere haiz bir hayat, zamanın ve mekânın kuşatıcılığından dolayı dünyada vücut bulamaz. Moda, teknik ve bilimsel ilerlemeler, ardı arkası kesilmeyen icatlar, yeni zevk ve eğilimler bunların hiç birisi dünya hayatını mahkûm olduğu dairesel hareketten, dolayısıyla kuşatılmışlıktan ve monotonluktan kurtaramaz.

Asır, bir dönem ve dönüm noktasıdır. İnsanın her anı, günü, senesi bir dönemdir ve bu dönemde bir dönüm noktası vardır. İnsan her an her gün ve her yıl bu dönüm noktasından geçmek ve onu yaşamak zorundadır. İnsan, bu fasit daireden(kısırdöngü) kurtulmadıkça zararın içindedir. Ölüm, bu mekanizmadan çıkış ve kurtuluş yoludur. Fakat insan dünya hayatını yanlış tavsif edip onunla tatmin olmuş, onu ahirete tercih ederek bütün güzellikleri bütün dünyada tüketmişse zararı ölüm noktasında durmaz ilelebet işlemeye devam eder. Aksi takdirde zarar o noktada durur ve ondan sonra insan daimi bir kâr içinde ebedi kurtuluşa erer.

İnsanlar, zamanın ve mekânın dairesel hareketin zorunlu kıldığı bir yaşamın acı çektirici bir niteliğe kavuşacağı hissinden hareketle hapishaneler oluşturup ceza olarak suçluları oraya koyarlar. Gerçekten hapishane gibi yerlerde hareket çizgisel değil, daireseldir. Bu özelliğinden dolayı hapishaneler herkes tarafından somut olarak özgürlüğü kısıtlayan mekânlar olarak kabul edilir. Ama bu, dünya hayatında her şeyin çizgisel bir seyir içinde olduğu varsayımına dayanıyor. Oysa gerçek bu değildir. Zindan küçük bir dünya, dünya büyükçe bir zindandır. İkisinde de hareket tarzı aynıdır. Fark; dünya ile zindanların yapısında değil, insanların zihinlerindedir. İnsan zindanda hayatın hareket biçiminin dairesel olduğunu yakinen ve somut olarak gördüğü için özgürlüğünün elinden alınmış olduğunu kabullenmek zorunda kalmaktadır. Dünyayı temel hayat alanı olarak kabul eden kimseye gelince normal şartlarda dünyanın zindana benzeyen kuşatıcılığını yoğun uğraşlardan dolayı fark edememektedir. Unutmamak gerekir ki özgürlük yaşama alanının mahiyetinden çok hareketin tarzıyla alakalıdır. Dünyadaki hayatın hareket seyri hangi noktada olursa olsun aynı olduğuna göre zindan ile dünya hayatı arasındaki fark öze değil şekle dairdir.

Allah’ın Peygamberleri, Veliler, Salihler dünya hayatının bu özelliğini görmüş ve bütün ağırlığıyla bunun etkisini hissetmişlerdir. Bunun sonucu olarak Yusuf(a.s) devletin, dünya güzelliğinin zirvesindeyken dünyadan ayrılarak Allah (cc)’a kavuşmayı temenni etmiştir. Hz. Musa aynı sıkıntıdan Mecmaulbahreyn’e(iki denizin birleştiği yere) vararak, Hatemülenbiya Ahmed de İsra ve Miraç ile kurtulmuşlardır.

Dünya hayatında zaman ve mekânın kuşatması altında bulunan insan istese de özgür olamaz. İcat ettiği bir takım yenilikler, kaydettiği gelişmeler, geçirdiği değişimler bir ölçüde hayatını renklendirip heyecanını arttırıyor. Ama bunların hiç birisi hareketin mahiyetini değiştiremediğinden aldatıcı ve oyalayıcı olmaktan öteye geçemiyor.

Allah(c.c), cennetteki hayatı zamanın ve mekânın kuşatmasından mücerret kılacaktır. Hiç bir nefis kendileri için göz nuru güzelliklerden neler saklandığını bilemez(Secde:17) ayeti bunu açıkça ifade ediyor. Cennette hayat çizgisel bir seyir izleyerek sonu gelmez sürpriz ve yeniliklerle paralel olarak heyecan ve sevinç dolu bir hal alıyor. Onlara her hangi bir meyveden bir rızık yedirilince onlar; “her defasında bu bizim önceden yediğimiz şeydir”(Bakara:25) diyeceklerdir. Oysa ona benzer sunulacaklardır. Kendileri için orada tertemiz eşler de vardır. Ayeti hem bu hakikati izah ediyor hem de bekasını garanti altına alıyor. Bununla birlikte ayet, cennet ehlinin olağanüstü mutluluk, coşku, heyecan ve hayretlerini haber veriyor. Öyle ki kendilerine sunulan her meyveyi daha önce yediklerini zannediyorlar. Hâlbuki benzerlik sadece şekil bakımındandır. Tür ve tat olarak her getirilen meyve öncekinden farklıdır. Meyvelerin tat ve türlerinin farklılığına rağmen şekillerinin aynı olması, bir meyvenin aynı tatla iki sefer yenilmediğini ifade eder. Aynı olsa bile bir meyve iki defa aynı tadı vermiyor. Meyveler için var olan bu durum, ayette beraber zikredildiği üzere eşler açısından da geçerlidir. Bu demektir ki eşler her seferinden sunulan meyveler gibi şeklen benzer görünür ama öz itibariyle birbirlerini farklı bulmaktadır. Bu da coşkuyu heyecanı aşkı ve hazzı diri ve daimi kılar. Bütün bunlar, cennet yaşamının dairesel hareketten çıkarak çizgisel hareket şeklinde sürüp gideceğinin somut ve açık örnekleri ve de delilleridir. Buna imkân veren ise cennet yaşamının mekân ve zamanın kuşatıcılığından kurtarılacak olmasıdır. Cennetin genişliğinin yer ve gök kadar olması mekanın, orada ebedi olarak kalınacak olması da zamanın hükmünün ve kuşatıcılığının kalkacağını beyan ediyor.

Bütün bu hakikatler İslam’ın dünya hayatına dair bakış açısının tanım ve tavsifinin doğruluğunu ispat etmektedir. Bittabi İslam’ın tarifinin doğruluğu doğrudan ve kesin bir şekilde sisteminin doğruluğunu ortaya koymaktadır.

Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi – Kasım 2014 (122. Sayı)
 


 
15-11-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.