Yürüyen Şehid; Talha Bin Ubeydullah

Mehmet Sait Çimen
Ahzab Sûresi 23. Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminler içinde Allah`a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.”
Ahzab Sûresi 23. Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminler içinde Allah`a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.”

Rivayetlere göre sahabe, ayette geçen “bekleyenler”in kim olduğunu merak ediyordu. İçlerinden biri bunu Allah Rasulü aleyhissalatu vesselama sordu; ama cevap alamadı. Kısa bir süre geçtikten sonra biri mescide girdi ve selam verdi. Rasulullah aleyhissalatu vesselam, soru soran şahsı aradı. Bulunca da şöyle buyurdu: “İşte bu onlardandır.”

Allah Rasulü’nün işaret ettiği kişi Talha b. Ubeydullah idi.

O Allah’ın bahtiyar kullarındandı.

Dünyadayken cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Talha, aynı zamanda ilk Müslümanlardandı. İslam’ı duyduğunda dostu Ebubekir radıyallahu anh’a danışmış, onun teşvik ve telkiniyle Müslüman olmuştur.

Müslüman oluş hikâyesi ilginçtir.

Genç bir tüccardı Talha.

Başka şehirlere gider, kervanlarla yolculuklar yapardı.

Yine böyle bir seferde Busra Panayırına uğradı.

Orada manastırda yaşayan bir Rahibin pazarda insanlara seslendiğini duydu.

"Bu pazar halkı içinde, Mekke’den kimse var mı?"

"Ben Mekkeliyim" dedi, Talha.

"Ahmed zuhur etti mi?" diye garip bir soru sordu rahip.

"Ahmed kim?"

Rahip ayrıntılara girdi:

“Mekke, onun zuhur edeceği şehirdir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Kendisi, Harem-i Şerif’ten çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicrete mecbur bırakılacaktır."

Tahrifin peşinde koşmayan kimi İsevilerin böyle bir görüşe sahip olmaları şaşırtıcı gelmesin. O dönemde halen muvahhid Hıristiyanların bulunması muhtemeldir. Ve büyük ihtimalle bazılarının elinde tahrif olmamış kimi metinler vardı. Nitekim Kur’an-ı Kerim Saf Sûresi 6. ayette durumu izah eden ifadeler vardır:

“Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah`tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat`ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler.”

Talha b. Ubeydullah, bu sözleri zihnine nakşetti ve Mekke’ye dönünce konuyu araştırdı. Muhammed aleyhissalatu vesselamın peygamberliğinden ve Ebubekir radıyallahu anhın ona tabi olduğundan haberdar oldu. Böylece İslam’ı kabul etti.

Müslümanların çoğu gibi o da ailesinden ve yakın akrabalarından baskı ve hakaretler gördü, buna direnince de eziyetlerle karşılaştı. Özellikle bu işte annesinin başı çekmesi en acı veren şeydi.

Talha b. Ubeydullah, zulümlere direndi ve imanında sebat etti.

İmanı için canından vazgeçebilen aziz sahabi, malıyla da büyük fedakârlıklarda bulundu. Defalarca malının tümünü infak etmesine rağmen Allah’ın yardımıyla yine kazandı, yine infak etti.

Dürüst ve başarılı bir tüccardı.

Yine uzun süren bir ticari yolculuğun dönüşünde Medine’ye uğramıştı. Ama bu kez şaşkındı. Bazı Mekkelilerle karşılaşmayı umarken karşısında Allah Rasulü’nü görmüştü.

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam, Mekke’den Medine’ye hicret etmişti; ama Talha’nın bundan haberi yoktu. Aziz Peygamber’i Medine’de gören Hz. Talha, artık Mekke’ye dönemezdi. Ailesi dâhil her şeyini Mekke’ye bırakıp Rasulullah’ın yanında kaldı. Bir süre sonra Medineli bir Müslüman olan Esad b. Zürare, Mekke’ye gidip Talha’nın ailesini getirdi.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam Hz. Talha’yı Hz. Übeyy bin Kâ’b ile kardeş yaptı.

Talha radıyallahu anh, Aziz Peygambere son derece bağlı hayırlı bir mümindi. Rasulullah aleyhissalatu vesselamın görevlendirmesiyle bir seriyyede olduğu için Bedir Savaşına katılamadı; ama Efendimiz, elde edilen ganimetten ona da pay ayırdı.

Uhud imtihanında bambaşka bir Talha vardı.

Okçular tepesi terk edilmiş, zafer yenilgiye dönmeye başlamıştı.

İslam ordusu dağılıyor, yiğitler peş peşe şehid oluyordu.

Talha radıyallahu anh anlatıyor: “Gördüm ki, sahabe dağıldı. Müşrikler her taraftan hücum ettiler ve Allah Rasulü kuşatıldı. Efendimizin önünden mi, arkasından mı, sağından mı, yoksa solundan mı gelen taarruzlara karşı duracağımı bilemiyordum. Bir önden gelenlere bir arkadan gelenlere koştum onları uzaklaştırdım. Nihayet dağıldılar.”

Ashab, vuruşuyor, direniyor, yaralanıyordu. Rasulullah’a her yaklaştıklarında Talha’yı orada görüyorlardı. Talha, kılıcıyla vuruşuyor, bedeniyle Allah Rasulü aleyhissalatu vesselama siper oluyordu.

Malik b. Zubeyr, müşriklerin yaman bir okçusuydu. Peygamberi hedef alıp bir ok fırlattı. Hz. Talha, durumu fark etti; ama elinde oka karşı tutacağı bir kalkan yoktu. Rasulullah’a doğru gelen oka karşı elini siper etti. Elinin kemikleri parçalandı, sinirleri tahrip oldu. Ondan sonra bir daha o elini kullanamayacaktı.

Vuruşmaya ve Aziz Peygamber için siper olmaya devam etti Talha radıyallahu anh.

O günün sonunda vücudunda 75 kadar ok, kılıç ve mızrak yarası sayılacaktı. Ama o savaşa devam etti. Bir ara üst üste omuzuna ve başına iki darbe alıp bayıldı. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, onun düştüğünü görünce Hz. Ebubekir’i yardımına gönderdi. Hz. Ebubekir, yanına varıp başını kaldırdı ve yüzüne su serpti. Hz. Talha ayılır ayılmaz, “Rasulullah nasıl?” diye sordu.

Aldığı onca darbeye, vücudundaki onca yaraya rağmen önce kendini değil de Allah Rasulü’nü düşünüyordu. İmanın tadını almış, Peygamber aleyhissalatu vesselam ile olmanın lezzetine varmıştı Talha.

Hz. Ebubekir, “Allah Rasulü iyidir. Beni sana O gönderdi.” Deyince, Talha rahatladı: “Allah’a şükürler olsun. O sağ olduktan sonra her musibet hiçtir.”

Gözlerin nuru Aziz Peygamber sağdı ya, artık hiçbir şeyin önemi yoktu.

Bir aslan gibi ayağa kalktı Talha radıyallahu anh ve “Bana Muhammed’i gösterin” diye bağırarak gelen bir müşrik süvarinin karşısına dikildi. İmanın kuvvetiyle hamle yapıp müşrik süvariyi Allah’ın izniyle cehenneme gönderdi.

Talha, insanüstü bir gayretle direnmeye ve savaşmaya devam etti. Bedeninde onca yaraya rağmen ayakta kalıp vuruştu. O “yürüyen bir şehit”ti. Yeşil kuşun kursağına uçmayı bekliyor; ama bunu yerinde durarak değil savaşarak yapıyordu.

İbni Kamia adında bir müşrik savaşçısı her yerde Peygamber aleyhissalatu vesselamı arıyordu. Nihayet boş bir ana rast gelip Peygamberin karşısına çıktı ve kılıç darbeleriyle Efendimiz’i yaraladı. Hem omuzlarından hem de miğferin yüzüne batmasından dolayı Aziz Peygamber yaralandı ve müşriklerin kazdığı bir çukura düştü. İmandan nasipsiz zavallı kafirlerin darbeleriyle “Rahmeten li’l Âlemin” olan Peygamberin mübarek kanı ıslattı toprağı.

İlk yetişen Allah’ın Arslan’ı Hz. Ali oldu. Hemen ardından da Talha b. Ubeydullah… Efendimiz’i çukurdan çıkardılar. Hz. Talha da yaralıydı; ama buna rağmen, bitkin düşmüş haldeki Rasulullah’ı sırtına alarak Uhud kayalığına kadar taşıdı.

İşte Uhud’un o zorlu günündeki cansiperane davranışından dolayı Efendimiz aleyhissalatu vesselam onu “Talhatü’l Hayr” (Hayırlı Talha) diye çağırdı. O günden sonra tüm ümmet onun “hayırlı” bir er olduğuna şahitlik etti.

Talha radıyallahu anh, Uhud imtihanından sonraki gazve ve seferlere iştirak etti.
Allah’ın razı olduğunu beyan ettiği “Rıdvan Biatı”nda bulundu ve Aziz Peygambere ölümüne biat etti.

Huneyn Savaşında islam ordusunda bozulma emareleri görününce, Talha b. Ubeydullah savaştı ve düşman karşısında sebat etti. Kahramanca vuruştu ve rivayetlere göre yirmiden fazla müşriki Allah’ın yardımıyla cehenneme yolladı.

Elde edilen ganimetler çok fazlaydı ve Hz. Talha o kadar cömert davrandı ki, Rasulullah onu “Talhat-ül-Cûd” (Cömert Talha) diye isimlendirdi.

Zi’l-Karede seferinde Müslüman askerler susuz kaldığında bir kuyu satın alıp onu vakfetmiş idi. Zü’l-Usra seferinde ise savaşa katılanları tek başına doyurdu.

Zenginlik nimetinin şükrünü infak ile yerine getiren salih insanlardandı. Öksüzleri gözetir, muhtaçların ihtiyaçlarını giderirdi. Teymoğullarının neredeyse bütün muhtaçları, onun yardımları ile geçinirdi.

Tebük Seferinde yine Hz. Talha’nın isminin belirginleştiğini görüyoruz İslam tarihinde.

Müslümanlar yazın sıcak günlerinde büyük bir düşman ordusuna karşı hazırlanıyorlardı ve bundan dolayı sefere “Zorluk Seferi” dediler.

“Zorluk ordusunu donatana cennet vardır” diye buyurdu Aziz Peygamber aleyhissalatu vesselam.

Peygamberin dostları büyük fedakârlıklarda bulundular.

Talha’nın fedakârlıklarının ise maddi olarak hesaplanması zordu. Orduya yardım ettiği gibi sefer hazırlığına da katkı sunuyordu.

İşte bundan dolayı “Feyyaz” lakabını aldı. Çünkü o “çok faydalı”, “çok verimli” biriydi.

Tebük Seferi günlerinde Rasulullah aleyhissalatu vesselam, münafıkların Saveylim adındaki Yahudi’nin evinde toplandığını ve insanları seferden uzak tutabilmek için planlar yaptıklarını haber aldı.

Ev bir fitne merkezi haline gelmişti.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, Hz. Talha ile beraber birkaç sahabeyi gönderdi ve evi fitnecilerin başına yıkmalarını emir buyurdu.

Ashab, evi bastı ve Peygamberin emrini yerine getirdi. Münafıklar kaçtı ve fitneleri bertaraf edildi.

Veda Haccında da Peygamber aleyhissalatu vesselamın yanındaydı Hz. Talha.

Aziz Peygamberin vefatına tanık olması yüreğine çok dokundu ve uzun süre ağladı.

Nasıl ağlamasın ki?

Sevgili dostunu, önderini, rehberini, örneğini kaybetmişti.

Şirkin karanlığından Tevhidin aydınlığına O’nun öncülüğünde çıkmıştı.

Sonra toparlandı, Hz. Ebubekir’in yanında bir nefer olarak yerini aldı ve mürtedlerle girilen savaşlara katıldı.

Hz. Ebubekir, hastalandığında yerine kimi getireceği konusunda Hz. Talha’ya danıştı. O da diğer birçok sahabi gibi Hz. Ömer’i önerdi. Hz. Ebubekir de Müslümanlara Hz. Ömer’i tavsiye ederek vefat etti.

Hz Ömer zamanında büyük fetihler yaşandı ve Müslümanlar farklı coğrafyalar ve milletlerle tanıştılar. Hz. Ömer’in sorunları danıştığı bir istişare meclisi vardı ve Hz. Talha da o meclisin bir üyesiydi. Hz Ömer, önemli meseleleri bu mecliste tartışmadan bir karara bağlamazdı.

Hz. Osman’ın seçildiği şurada da Hz. Talha vardı.

Hz. Osman’ın hilafetinin ilk yılları sorunsuzdu; ama 5. Yıldan sonra fitneler başgösterdi.

Hz. Talha, ıslah için çok çaba harcadı. Hz. Osman’ın evi kuşatıldığında o da Hz. Ali gibi çocuklarını halifeyi korumaları için gönderdi.

Ama fitne büyüdü ve Hz. Osman şehid edildi.

Hz. Ali halife seçilince, Hz. Osman’ın katilleri konusunda bir anlaşmazlık baş gösterdi ve ashab-ı kiram karşı karşıya geldi.

Talha b. Ubeydullah, Zübeyir b. Avvam ile birlikte Müminlerin Annesi Hz. Aişe’nin bulunduğu orduya katılmak için Basra’ya gitti.

Hz. Ali’nin ordusu ile karşı karşıya geldiler.

Tam uzlaşıp ayrılacaklarken devreye fitneciler ve kişisel hırslar girdi ve iki ordu savaştı.

Hz. Talha bu esnada şehid oldu.

Savaş, Hz. Ali tarafının galibiyetiyle sonuçlanmıştı; ama kimsede sevinç yoktu.

Hz. Ali, ölülerin arasından gözyaşlarıyla geçti. Hz. Talha’nın cansız bedenine rastlayınca biraz daha üzüldü. Şöyle dediği rivayet edilir:

“Ey Talha! Yıldız dolu bu semanın altında seni toprağa serili görmek bana çok ağır geldi. Keşke ben yirmi yıl evvel ölseydim de bu günü görmeseydim!”

Talha radıyallahu anh, cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslam’a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla Müslüman olan beş kişiden biridir.

Rabbim onu rahmetiyle kuşatsın ve ona yüce makamlar bahşetsin.

Amin..

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Aralık 2016 (147. Sayı)
 
12-12-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.