Yetim Ümmete Emanettir

Abdulkuddus Yalçın
Sehl bin Sa`d radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız" buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi. (Buhârî, Ebu Dâvûd, Tirmizî)
Sehl bin Sa`d radiyallahu anh’den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız" buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi. (Buhârî, Ebu Dâvûd, Tirmizî)

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den de rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimseyle ben, cennette şöyle (İşaret parmağıyla orta parmağını aralarını biraz açarak gösterdi) yanyana bulunacağız."

Hadisi rivayet eden Malik bin Enes rahimehullah, -Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ın yaptığı gibi- işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. (Müslim)

Hadîs-i şerîf yetimleri, soy itibariyle yakınlık bakımından, insanın kendi yetimleri ve başkasına ait yetimler diye ikiye ayırmaktadır. Bir kimsenin kendi yetimleri: torunu, erkek veya kız kardeşinin çocuğu, öz veya üvey kardeşi, oğulluğu veya kocası ölen bir hanıma göre geride kalan çocukları yahut bu neviden yakınlarıdır. (Riyaz-us Salihin tercümesi)

Yetim: Arapçadaki yütm kökünden gelir. Yütm, çocuğun ergenlikten önce babasını kaybetmesi demektir. Diğer canlılarda ise, anasını kaybetmek anlamındadır. Fıkıh dilinde yetîm babasından yoksun kalan çocuk demektir. Ergenlik yaşına gelmeden babasını kaybeden erkek ya da kız, zengin ya da fakir çocuklara “yetim” denir. Babası ve annesi ölen çocuğa latîm(لطيم) , yalnızca annesi ölen çocuğa, `aciy(عجي) denir. Buluğ çağına ulaştıktan sonra, yetimlik kalkar.

Yetimler, toplum içindeki boynu büküklerdir. Onlar, topluma Allah’ın emanetidirler. Bunun için, yetimleri himaye ederek eğitip yetiştirmek ve onların topluma yararlı insan olmalarına çalışmak, Müslümanların ahlaki ve hukuki görevidir. Allah Teâlâ buyuruyor:

“Yetimi sakın üzme!” (Duhâ sûresi: 9)

Bu âyet-i kerîmede, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve selem) şahsında mü’minlere yetime iyi davranmak görevi verilmektedir.

Allah Teâlâ Resûlullah Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve selem), sen de bir zamanlar yetimdin. Ben seni koruyup gözettim. Ben seni nasıl himâye etmişsem, sen de diğer yetim kullarıma sahip çık; onların derdiyle ilgilen; sıkıntılarını hallet buyurmaktadır. Demek ki yetimler bize Allah emânetidir. Onları dertleriyle, üzüntüleriyle başbaşa bırakmayacağız. Koruyup gözeteceğiz. Kendilerine yetimliğin acısını duyurmamaya çalışacağız. Toplum çarkının içinde ezilmelerine göz yummayacağız.

Yetim bir yavrunun babadan, anadan kalma malı bulunabilir. O takdirde bu yavru ergenlik çağına girene kadar kendisine sahip çıkmak, malının yok olup gitmesine meydan vermemek onu himâye etmektir. Şayet malı yoksa onun himâyesi, babasının yokluğunu aratmamaya çalışmakla mümkün olur. Her toplumda olduğu gibi bizde de birçok yetim vardır. Nice yetimler; ellerinden tutacak, kendilerini yaratılış gayelerine göre terbiye edecek ve hayatın zor ve katı şartlarına alıştıracak rehberleri olmadığı için insanlık düşmanı kimselerin pençelerine düşüp onların kötü emellerine alet olmuşlar, her türlü kötülüğe bulaşmışlar; bununla birlikte ezilmişler, itilip kakılmışlar ve âdeta kötü insan olmaya zorlanmışlardır.

Bu yavrulara sahip çıkan mert ve yiğit kimseler olursa, toplumun bir açığını kapatmış, bir yarasını sarmış olurlar. Kısacası, insan olmanın sorumluluğunu duymuş olurlar. Günümüzde kanser gibi yayılıp insanın maneviyatını zehirleyen kötü ahlakın ve hayatın kahredici çarkının bir insanı ezmesine göz yummayanlar, emsalsiz bir İslami ve insani görevi ifa etmenin zevkini tadarlar. Ayrıca şu hadîs-i şerîfin vâdettiği hesapsız mükâfatı kazanırlar:

"Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır" (Ahmed bin Hanbel: Müsned)

Her saç teline karşılık bir sevap, ne büyük mükâfattır...

Şu hâlde yüreğinden kopup gelen derin bir şefkat duygusuyla bir yetimi kucaklayıp bağrına basan, yanaklarına öpücükler konduran, ona yalnızlığını ve yetimliğini unutturmaya çalışan bir kimse, ilâhî rahmet sağanağı altında yıkanmış ve günahlarından arınmış olmaktadır.

Şu ehadîs-i şerîfeler de bu gerçeği pekiştirmektedirler:

"Müslüman anne ve babadan yetim kalan bir çocuğu, kendisini sevk ve idare edebilecek hâle gelinceye kadar kanatları altına alan kimseye cennet vâcib olur" (Ahmed, Taberânî)

"En hayırlı Müslüman evi, içerisinde kendisine iyi davranılan bir yetimin yaşadığı evdir. En kötü Müslüman evi de içerisinde kendisine kötü muamele yapılan bir yetimin bulunduğu evdir" (İbn-u Mâce)

"Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar" (Tirmizî)

Affedilmeyecek suç ifadesi, hâtıra iki büyük günahı getirmektedir:

Biri Allah’a şirk koşmak yani Allah’tan başka bir ilâhın varlığını kabul etmek, diğeri de kul hakkı yedikten sonra onu helâl ettirmemektir.

Cennet’e girebilmek, şüphesiz büyük bir saâdettir. Ondan da üstünü, Cennet’te Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e komşu olabilmektir. Cennet’i yaratan ve oradaki üstün mevkileri bazı iyilikleri yapanlara ayıran Allah Teâlâ, sevgili Resulü’ne komşu olma bahtiyarlığını, yetimleri koruyanlara lütfetmiştir. Ne mutlu o bahtiyarlara!.. (Riyaz-us Salihin ve açıklamalı tercümesi)

Yetime iyi davranmak kalbi yumuşatır.

Ma`mer`in rivayet ettiğine göre Ebu Derda` radiyallahu anh Selman`a şöyle bir mektup yazdı: "Ey kardeşim! Başına ibadetin geri çeviremeyeceği bela gelmeden sıhhatinden ve boş vaktinden gerektiği gibi faydalan onları değerlendir. Ve belaya uğramış kimsenin duasından istifade et. Ey kardeşim! Mescid senin evin olsun. Zira Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi duydum şöyle buyuruyordu: Hiç şüphesiz cami her takva sahibinin evidir. Allah celle celaluh mescid evi olan kimselere esenlik, rahmet ve sırattan geçip Allah`ın rızasına nail olmasına kefil olmuştur. Ey kardeşim! Yetime merhamet et, onu kendine yaklaştır, başını okşa ve yediğin yiyecekten ona yedir. Çünkü bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme gelip kalbinin katılığından şikâyet edince Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ona şöyle buyurduğunu işittim: Sen kalbinin yumuşamasını istiyor musun? Adam: Evet, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem buyurdu ki: O halde yetimi kendine yaklaştır, başını okşa ve yediğinden ona yedir. İşte bu kalbini yumuşatır ve ihtiyacını karşılamana vesile olur. (Cami-u Ma`mer bin Raşid, Sıfat-üs Safve)

Yetime kötü davranmak Müslümanın ahlakı değildir.

Allah Teâlâ buyuruyor:

"Dini yalan sayan kimseyi gördün mü? İşte o, yetimi incitir, yoksulu doyurmak için ön ayak olmaz." (Mâûn sûresi: 1-3)

Dini yalanlayan yâni İslâm’ı tanımayan kimse, gönlünde Allah’a saygı, insanlara sevgi taşımayan kimsedir. Böyleleri öksüzleri kucaklayıp bağrına basmaz. Aksine onları iter, kakar, hor görür. Yetimleri kırmaktan, ezmekten geri durmaz. Fakirleri ve yoksulları doyurmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için gayret göstermediği gibi, başkalarının yardım etmesine de ön ayak olmaz.

Demek ki dindar olmayan kimsede şefkat ve merhamet duyguları körelmiştir. Onların insanî yönleri büyük ölçüde ölmüştür. Ama dindar ve Müslüman kimse böyle değildir.

"Ama onu (insanı) sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der. Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özendirmiyorsunuz. (Fecr: 16-18)

Demek rızkın genişlenmesine ve bolluğuna vesile olan şeylerden biri de yetimlere ve yoksullara karşı cömert davranmaktır.

"Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi. O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? O geçit, bir köle ve esir azad etmek yahut açlık gününde, yakını olan bir yetimi yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. (Beled: 11-16)

Ebu Derda` radiyallahu anh dedi ki: "Yetimin ve mazlumun bedduasından sakının. Zira o, geceleyin, insanlar uykuda iken yürüyüp gider. (sifat-üs Safve)

Yetimi ağlatmaktan sakının! (İsfehani)

Yetim talebesine gücünün yetmediği işleri teklif eden hocaya elim bir azap vardır. (İ.Rafii)

Yetime ve yetimin malına zarar vermek çok tehlikeli ve helak olmaya sebebiyet veren şeylerdir.

Yetimin malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın! (En`am: 152)

Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır. (Nisâ Suresi: 2)

Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (büluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Nisâ Suresi: 6)

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir. (Nisâ Suresi: 10)

Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor." Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere adil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir. (Nisâ Suresi: 127)

Ebu Hureyre radiyallahu anh Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem`den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Helak edici yedi şeyden sakınınız!" dediler ki "onlar nedir ya Resûlullah?" Buyurdu ki: "Allah`a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah`ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetimin malını yemek, savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu mü`min kadınlara iftira etmektir." (Buhari)

Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh`den rivayet edilmiştir dedi ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu: "Allah`ım ben iki zaifin -yetimin ve kadının- hakkını (insanlara) daraltıyorum. Yani insanları onların haklarına girmekten men edip şiddetle sakındırıyorum. (İbn-u Mace)

Kıyamette, Allah katında büyük günahların en büyüğünden biri yetim malı yemektir. (İbn-u Hibban)

Allah Teâlâ yetim malı yiyeni cennete koymaz. (Hâkim)

Kıyamette bir topluluk ağızlarından alevler çıkar vaziyette kabirlerinden kalkarlar. Allah Teâlâ, "Haksız yere yetim malı yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Bunlar, alevli, çılgın bir ateşe sokulacaktır" buyuruyor. (Ebu Ya’la)

Hulasa; Demek yetimin gerçek sahibi olan, onun hukukunu gözeten Rabbi vardır. Ve yetim bir imtihandır. Yiyen, içen, yürüyen, konuşan bir imtihan; Dul annesine, dedesine, amcasına, babasının din kardeşlerine, insanlığa imtihandır. O, aramızda dolaşan bir test aracıdır. Mala esaretimizin olup olmadığı, “benden doğmasa bile bana ait” çocuklarımın, bağrıma basacak bebelerimin olup olmadığını test eder. İnsan ve mal yan yana geldiğinde neyin öne geçeceğini test eder. İnsanla başlayan ve onunla devam eden bir imtihanın adıdır o.

Yetim, tek tek tuğlalardan oluşan muhkem bir binanın nasıl kurulduğunun, bir büyük ümmetin tek vücut şuuruna nasıl erdiğinin izlenebileceği bir aynadır. O aynaya bakar, vefamızı ölçeriz. Merhametimizi, insanlıktan neler barındırdığımızı ölçeriz. Yetim olabilirdim, o ezikliği ve eksikliği yaşayabilirdim… Babalı büyümenin şükrü olarak bir yetime kefil olma ve ona yürek açma vefası göstermek, kendini anlamış olmaktır.

Yetimle sabrımız ölçülür. İnsanların neredeyse kendi çocuklarına tahammül edemedikleri bir zamanda, dinden ve insaniyetten kardeşimiz olan “elin çocuğu”nun sıkıntılarına ne kadar tahammül edebileceğimiz ölçülür. İman ettiğimiz Rahman Rabbimizin rahmetinden payımıza ne düştüğü ölçülür. Bunun için yetim rahmettir, sabırdır, ispattır, imtihandır. Sadaka vermenin, Allah yolunda infakın en verimli alanlarından birisi yetime bakmak, onun hayatına kefil olmaktır.

Yetimin ailesine bir poşetlik erzak sunmayı da küçümsemiyoruz elbette. Ancak insanın kaderinde muhtemelliği yüksek bir vakıaya karşı kurumsallaşmış bir yetim babalığı ihtiyacını gözümüzle müşahede ediyoruz. İleri derecede ve oturmuş bir yetim kefaleti, müminlerin himayesinde geliştirilmiş bir kuruma dönüştürülmelidir. Bunun için şu tavsiyeleri öne çıkarıyoruz:

Yetim için anne, iki kanat yerine tek kanatla uçabileceği en önemli değerdir. Yetimler kadar annelerinin de himaye altına alınmaları önemlidir. Onların, anneli bir yetimlik yaşamaları, onurlu ve iffetli bir anneye sahip olmaları büyük bir nimettir. Yetim anneleri için yetimlerle paralel yürüyen projeler geliştirilmelidir.

Yetimin ihtiyacı mücerret yiyecek ve giyecekten, okuyup diploma sahibi olmaktan ibaret algılanmamalıdır. Sadece yetime kazandırma değil, aynı zamanda yetimi kazanmayı da ihtiva eden planlarla yola çıkılmalıdır.

Yetimlik Kur’an’da yer alan bir imtihan vesilesi olarak bilinmelidir. Pek çok ihtimalli bir sonucun bizi beklediğini müdrik olmalıyız. Yetimin horlanmasına sebep verilmemesi gerektiği gibi, aşırı himaye ile, ele avuca sığmaz hale gelmesine de sebep olunmamalıdır. Yetime kol kanat açmayı ona velayet sahibi olmak gibi düşünmek hatalıdır.

Evlat edinme seçeneği ise İslam fıkhı açısından sakıncalıdır. Yetimi eve alma yerine ona ev gibi bir yer sağlama yolu takva açısından daha uygundur. (Bir siteden alıntıdır)

Allah bizleri yetime hakkıyla sahip çıkan fertlerden müteşekkil bir ümmet eylesin! Âmin!

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Mayıs 2015 (128. Sayı)
 
05-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.