Yeryüzünün Halifesi

Abdulkuddus Yalçın
"Halife" kelimesi, h-l-f (halefe) kökünden türemiştir. Halefe: geride kaldı, sonradan geldi anlamındadır. Halife, selefin yerini alan, sonradan gelen (nesil), istihlâf edilen, birinin yerine bırakılan demektir. Aynı zamanda bu kelimenin kapsamı içinde vekâlet ve yöneticilik de vardır.

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰئِكَةِ اِنِّى جَاعِلٌ فِى اْلاَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَ يَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَ نَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَ نُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنِّى اَعْلَمُ مَالاَ تَعْلَمُونَ . [البقرة: 30]

"Düşün o zamanı ki, Rabb`in meleklere hitaben: `Ben yerde bir halife yaratacağım!` dedi. Melekler de: `Yerde fesad çıkaracak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın! Hâlbuki biz, hamdinle seni tesbih ve takdis ediyoruz.` dediler. Rabb`in de: `Sizin bilmediğinizi ben biliyorum!` diye onlara cevab verdi." (Bakara: 30)

Hassan bin Süleyman`dan rivayet edilmiştir. Dedi ki: Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim iyiliği emreder ve kötülükten nehyederse o Allah`ın arzında O`nun halifesidir, Resulü`nün halifesidir ve kitabının halifesidir." (Sa`lebî, keşşaf, razî, kurtubî, nesefî, ruh-ul beyan, zuhaylî el-munîr tefsirleri. Müfessirlerin bir kısmı bu hadisi Hassan bin Süleyman yerine Hasan`a isnad etmişlerdir)

Başka bir rivayette ise: Nuaym, Bakiyye bin Velid`den, o da Abdullah bin Nuaym el-meafiri`den rivayet etmiştir. Dedi ki şeyhlerden işittim şöyle diyorlardı: ve yukarıdaki ifadeleri zikretti.  (Nuaym bin Hammad: El-Fiten)

"Halife" kelimesi, h-l-f (halefe) kökünden türemiştir. Halefe: geride kaldı, sonradan geldi anlamındadır. Halife, selefin yerini alan, sonradan gelen (nesil), istihlâf edilen, birinin yerine bırakılan demektir. Aynı zamanda bu kelimenin kapsamı içinde vekâlet ve yöneticilik de vardır. Hilâfet ise: halife olmak, halifelik, reislik, başkanlık, birinin yerine geçmek, onun adına iş yapmak ve onu temsil etmek anlamına gelir. Istılahta ise; "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)`den sonra, Ona halef olarak mü`minlere emîr olmak" şeklinde tarif edilmiştir. Bey`at sonucu mü`minler adına tasarruf yetkisine sahip olan ve ahkâmın tatbikini sağlayan kimseye halife denir. (Rağıb, Kavram tefsiri)

Müfessirler bu ayet ve hilafet ile ilgili diğer ayetlerin tefsirinde insanın hilafeti konusunda geniş açıklamalarda bulunmuşlardır. Bazıları maksadın yeryüzünde önceden bulunan meleklerin halifesi olduğunu ileri sürmüş, bazıları önceden yeryüzünde yaşayan insan veya başka yaratıkların halifesi olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da bunu insan nesillerinin birbirinin halefi olduğu anlamına geldiğini ileri sürmüşlerdir. Bazı müfessirler de Allah`ın halifesi olduğunun kastedildiğini savunmuşlardır.

Bazı müfessirlerin görüşlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Burada "halife"den kasıt Hz. Âdem aleyhisselamdır. Çünkü cinlerden sonra gelip onların yerini almıştır. Bir görüşe göre: Başkası ondan sonra gelip yerine geçtiği için ona "halife" denmiştir. Ancak doğrusu O, Allah`ın arzında hükümlerini icra edip emirlerini uygulamak üzere vazifelendirilmiş Allah`ın halifesidir. (Beğavi, Hazin)  

Halife: Başkası tarafından onun yerine işi idare edendir. Bu nedenle "Yeryüzünde Allah`ın halifesi" denir. Çünkü Allah onu emri ile kullarını idare etmek için yaratmıştır. (İbn-u Fevrek tefsiri)

Âlimler bu halife ile kastedilen kişinin Âdem aleyhisselam olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak ona "Halife" ismi verilmesinin nedeni hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre ona "halife" denilmesi: Cinlerin yerine geçip onların halifesi olduğu içindir. Bir görüşe göre de: Başkası onun yerini aldığı içindir. Buna göre "halife" hem başka birinin onun yerini aldığı kişiye hem de başkasının yerine geçen kişiye denir. Bir görüşe göre de: Yeryüzünde Allah`ın hükümlerini icra edip emirlerini uygulamak üzere vazifelendirilmiş Allah`ın halifesi olduğu için ona "halife" denilmiştir. En doğru olan da budur. (Sem`anî tefsiri)

Kur`an-ı kerim "hilafet" kelimesini üç değişik manada kullanır: Birinci manası: Yetki, idare ve düzen emanetini taşımaktır. Bu manaya göre Âdem Aleyhisselam`ın bütün zürriyyeti yeryüzünde Allah`ın halifesidir. İkinci manası: Allah`ın yüksek hakimiyyetine teslim olmakla beraber sadece tekvini emrinin değil Allah`ın teşriî emri altında hilafetin düzen ve salahiyeti üzerine devamla çalışmaktır. Bu manaya göre sadece salih mü`min yeryüzünde halifedir. Çünkü hilafetin hakkını doğru bir şekilde veren odur. Fasık ve kâfir ise Allah`ın halifesi değildir, aksine O`na karşı çıkandır. Çünkü O`nun mülkünde ma`siyyeti ile hareket eder. Üçüncü manası: Kalmak ve başkasının yerine geçmektir. Hilafetin bu manası arab dilinde bilinen ve tanınan bir manadır. (El-Esas Fi-t Tefsir)

Üstad Bediüzzaman rahimehullah İşaratül İ`caz adlı eserinde diyor ki: "Bu âyet ile beşerin Arz`a hâkim ve halife kılınmış olduğuna işaret edilmiştir." ve şöyle de der: "Cenab-ı Hakk`ın Arz`ında beşerin halife olması, Allah`ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik etmesi içindir." (İşarat-ül İ`caz)
Ayrıca "Halife" tabiri için şunları söylemektedir:

"Halife" : Bu tabir, Arz`ın insanların hayatına elverişli şeraiti haiz olmazdan evvel Arz`da idrakli bir mahlûkun bulunmuş olduğuna ve o mahlûkun hayatına o zamandaki Arz`ın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsaid bulunduğuna işarettir. "Halife" tabirinin bu manaya delaleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan manaya nazaran, o idrakli mahlûk, cinlerden bir nev` imiş; yaptıkları fesaddan dolayı insanlar ile mübadele edilmişlerdir. (İşarat-ül İ`caz)

İnsanın Yeryüzünde Halife Olduğunu ifade eden diğer bazı ayetler ise şöyledir:

"Ey Davud! Şüphesiz seni, yeryüzünde halife kıldık. Öyleyse, insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma" (Sâd: 26)

"Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi deneyip sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O`dur." (En`âm: 165)

"İnsanları yeryüzünde halîfe kılan O`dur." (Fâtır: 39)

"…insanları yeryüzünün halifeleri yapan Allah, kendisine eş koşulan bütün varlıklardan üstün ve yücedir" (Neml: 62)

"Onu (Nuh`u) yalancı saydılar. Ama biz, onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları halifeler kıldık." (Yûnus: 73)

Allah`ın halifesi demek caizmidir?

"Allah`ın halifesi" tabiri ancak bir peygamber için kullanılabilir. Hükümdarlar ve halifeler ise her biri kendinden bir öncekinin halifesidir. (İbn-u Atiyye)

İmam Nevevi ise şunları söylemektedir.

Müslümanların işini düzene sokup idare eden kişiye "Allah`ın halifesi" dememek gerekir. Ancak ona "halife", "Resulullah`ın (sallallahu aleyhi ve sellem) halifesi " ve "emîr-ul Mü`minîn" denilmesi uygun olur.

İmam ebu Muhammed el-Beğavi radiyallahu anh`ın "Şerh-us Sünne" adlı eserinde rivayet etmişiz. Allah rahmet eylesin o şöyle demiştir: Her ne kadar adil imamların yaşantısına muhalif olsa da Müslümanları idare eden kişiye, Mü`minlerin işini yürüttüğünden ve mü`minlerin de kendisine itaatinden dolayı "emir-ül Mü`minin" ve "halife" demenin bir zararı yoktur. Ona "halife" denir. Çünkü bir öncekinden sonra gelip onun yerine geçmiştir. Âdem ve Davud`un (Allah`ın salat ve selamı üzerlerine olsun) dışında kimse için "halifetullah, Allah`ın halifesi" denilmez.

Allah Teâlâ buyuruyor: "Yeryüzünde bir halife yaratacağım" (Bakara:30). Yine buyuruyor: "Ey Davud biz seni yeryüzünde halife kıldık" (Sad: 26).

Ebu Muleyke`den rivayet edilmiştir ki bir adam Ebu Bekir Sıddık radiyallahu anh`e: "Ey Allah`ın halifesi!" dedi. Ebu Bekir Sıddık radiyallahu anh: "Ben Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem`in halifesiyim ve ben buna razıyım" dedi.

Bir adam da Ömer bin Abdülaziz`e (radiyallahu anh): "Ey Allah`ın halifesi" dedi. Ömer bin Abdülaziz radiyallahu anh dedi ki: "Annem beni Ömer diye adlandırdı. Şayet bu isimle beni çağırsaydın kabul ederdim. Sonra büyüdüm ve "Ebu Hafs" künyesini aldım. Şayet bununla da beni çağırsaydın kabul ederdim. Sonra işlerinizin idaresini bana verdiniz ve bana "emir-ul Mü`minin" dediniz. Şayet bununla da beni çağırsaydın yine sana yeterli gelirdi".

Kadıların kadısı, şafiî mezhebinin fakîhi, Basralı imam ebü-l Hasan el-Maverdî, "el-Ahkamü-s Sültaniyye" adlı eserinde şunları zikretmiştir: İmama "halife" denir. Çünkü ümmetinin idaresinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in yerine geçmiştir. Bu nedenle ona mutlak olarak: "halife" ve "Resulullh`ın halifesi" denmesi caizdir. Ancak ona "halifetullah, Allah`ın halifesi" dememizde âlimler ihtilaf etmişler. Bazısı Allahın mahlûkatı hakkındaki hukukunu yerine getidiği ve Allah Teâlâ`nın: "Yeryüzünde sizi halifeler kılan odur" (Fatır: 39) buyurduğu için caiz görmüş, bazısı ise bundan imtina` etmiştir ve bu tabiri kullanan kişiyi günahkâr saymıştır". Bu İmam Maverdinin sözüdür. (El Ezkar)

Velhasıl, "Halife"nin mudaf ileyhisindeki ihtilafa rağmen insanın "halife" oluşu kitap, sünnet ve icma` ile sabittir ve bu hilafet Allah tarafından verilmiş bir makamdır. Yine hilafete layık görülen insana Allah Teâlâ tarafından bazı görev ve vazifeler verildiği ittifaken sabittir.

Üstad Bediüzzaman insanın yeryüzünde halifelik mertebesi ile müşerref, diğer mahlûkata efendi ve ağır görevlerle vazifedar olduğunu şöyle izah eder:

"Ve keza insan; yüce Rabbimizin saltanatının göstergesi olan yarattığı bütün güzelliklerine bakan, seyreden ve kudsi olan bütün ilahi isimlerin dellâlı ve kudret kalemiyle yazılan, yaratılan ve ilahi birer mektup hükmünde olan bütün varlığı dikkatle okuyan ve tefekkür eden olması yönüyle eşref-i mahlûkat ve halife-i arz olmuştur".

"Allah’a iman edip onu marifetle tanımaya çalışması; Bütün muhabbetini Allah’a yönlendirip kullukla kendini Allah’a sevdirmesi; fiiliyle, haliyle, diliyle, hattâ elinden gelse bütün  duyu ve duygularıyla şükür ve hamd ü sena etmesi; "Allahü Ekber, Sübhanallah"  deyip mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde etmesi; ta`zim ve sena içinde tam bir fakirlik duygusuyla herşeyini Allah’tan istemesi; "Mâşâallah" diyerek Allah’ın eserlerini takdir ve "Bârekâllah" ile bu eserleri güzel görmek ve güzel göstermek, "Sübhanallah" diyerek bu eserlere hayret etmesiyle karşılık vermesi; Allah’ın varlığını tasdik ile, iman ile, tevhid ile, iz`an ile, şehadet ile, kulluk ile mukabele etmesiyle yaptığı ibadetler ve tefekkürlerle hakikî insan olur, ahsen-i takvimde olduğunu gösterir. İmanın bereketiyle emanete lâyık, emin bir halife-i arz olur".

İnsanın yeryüzüne halife olması; "kâinatın yaratılış sebebinin en önemli neticesi ve kabiliyet, yetenek olarak en zengini ve âlemin bir nevi manevî çekirdeği ve meyvesi, bütün ilahi isimlere mazhar ve âyine ve bütün kâinatla alâkadar olması demektir".

"Hem nasıl ki bir komutan bütün askerlerin bütün hizmetlerini padişahına takdim eder, öyle de insan canlı cansız bütün varlıkların hizmetlerini, kulluklarını, her türlü ibadetlerini Allah’a sunabilecek kabiliyette olması ve sunması demektir".

"Koca âlemi bir ev gibi insanın emrine vermesi, insan için süslemesi ve döşemesi, insanı halife-i zemin ederek dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri büyük emaneti ona vermesi ile diğer canlılara bir usta başılık mertebesiyle şereflendirmesi ve ikramda bulunması demektir".

"İnsanlar, yaratılışın neticesidir ve yeryüzü içindekilerle beraber ona hizmetkâr kılınmıştır. İstediği gibi tasarruf edebilmesi anlamına gelir". (sadeleştirilerek risale-i nurdan alınmıştır).
İnsan üç cihetle kâinatın halifesi ve efendisidir.

Birincisi; insan fıtrat ve mahiyet olarak, bütün kâinata mukabil gelecek bir genişlik ve keskinlikte yaratılmıştır.

İkincisi; bütün kâinat direkt veya dolaylı olarak insana hizmet ettirilmiştir.

Üçüncüsü; insan ibadet noktasında bütün mahlûkattan daha kapsamlı ve donanımlı yaratılmıştır.

Üstad Hazretleri bu inceliğe şöyle işaret ediyor:

"Cenâb-ı Hak, insan nev`ini, binler nevileri sümbül verecek ve hayvânâtın sair binler nevileri kadar tabakat gösterecek bir fıtratta yaratmıştır. Sair hayvânat gibi kuvâlarına, lâtifelerine, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makamatta gezecek istidat verdiğinden, bir nevi iken binler nevi hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kâinatın neticesi ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir."(Lem`alar: Yirmi ikinci lem`a ikinci işaret).

AllahTeâlâ`dan niyazımız bize halifelik mertebesine muvafık amel ettirmesi, hayvanlardan edna edecek a`mal-ı rezileden ictinab ettirmesidir. Âmîn!..

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Aralık 2016 (147. Sayı)
 
21-12-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.