Yeni Bölgesel Şekillenmenin Doğum Sancıları

Ali Özgür
İslam dünyasının kalbini oluşturan Ortadoğu, gelişen/değişen dünyada modern kuleler arasında sıkışmış “kerpiç ev” gibi duruyor. Batı/İngiliz sömürü düzeni, Birinci Dünya Savaşı sonrası kendi arzu ve ihtiyaçlarını gözeterek inşa edip şekillendirdiği “Kerpiç ev” düzeni, gelişen şartlara, değişen koşullara artık cevap veremez bir görünüm arz etmektedir.
İslam dünyasının kalbini oluşturan Ortadoğu, gelişen/değişen dünyada modern kuleler arasında sıkışmış “kerpiç ev” gibi duruyor.

Batı/İngiliz sömürü düzeni, Birinci Dünya Savaşı sonrası kendi arzu ve ihtiyaçlarını gözeterek inşa edip şekillendirdiği “Kerpiç ev” düzeni, gelişen şartlara, değişen koşullara artık cevap veremez bir görünüm arz etmektedir.

Eski düzenin artık fonksiyonsuz olması, İngilizlerin rolünü kapan sadece ABD için değil, aynı zamanda bu düzenin köhneliğinden bıkıp usanan bölgesel dinamizm için de söz konusuydu. Değişim konusunda nicelik bakımından bölgesel dinamizm ile Batı aynı fikirdeydi; ancak nitelik olarak konumlandıkları kutuplar birbirinin tam zıddıydı.

Batı, bölgeyi bir yüzyıl daha tekelinde tutabilmeyi sürdürmek adına değişimi gerekli görürken, bölgesel dinamizm tam tersine Batı tahakkümünün artık neticelendirilmesi konusunda değişim arzusunu seslendirmekteydi.

Ne var ki Batı, eski düzeni yıkıp yerine kendince yeni bir düzen inşa etmek için farklı zamanlarda farklı seçenekler kullanarak hamleler yaparken, bölgesel dinamizmin değişim arzusu genellikle “arzudan” ibaret kalıp değişimi gerçekleştirecek hamlelerden yoksun bulunmaktaydı.

Batı, son çeyrek asırda kendi arzusu olan yeniden şekillenmeyi gerçekleştirmek adına belli başlı iki yöntem denedi.

Doğrudan müdahale ve işgal politikası, bu arzunun ilk atılım hamlesiydi. Ancak istediği sonuca ulaşamayınca bu kez yeni bir taktik denedi: “Soft Power!”

Namı diğer “Yumuşak Güç” olan bu yeni yöntem, “Arap Baharı” şeklinde bir olgu ile bölgeye dayatıldı ki, yumuşak gücün yol açtığı yıkım, işgal girişimleriyle yaşanan yıkımları çoktandır geride bırakmış durumdadır.

Batı’nın yeniden dizayn etmek için müdahale ettiği Ortadoğu, şu anda tam bir keşmekeşlik havası içinde bulunuyor. Batı, belli planlarla ve belli hedefler gözeterek girdiği Ortadoğu’da bölgesel dinamizm adına sahaya inen yerel aktörlerden hiç birisi alternatif/kuşatıcı bir plana sahip bulunmuyor. İşte keşmekeşlik de tam bu noktada ortaya çıkıyor.

Bölgesel güç iddiasındaki ülkeler büyük konuşuyor, kalabalık laflar edebiliyorlar. Ancak bunların tüm girişimleri, Ortadoğu’yu emperyal ızdıraplardan kurtarmak yerine kendi konumlarını sağlama alma çabası olarak öne çıkıyor. Çıkış noktası “korunma” olunca alternatif/kuşatıcı planlar geliştirmek yerine müdahaleciler nezdinde “yaranma” durumu öne çıkmaya başlıyor.

Dizayn adına Batı her seferinde farklı bir alana yönelip darmadağın ediyor. Her seferinde farklı bir ülkeyi, farklı bir kesimi markaja alıyor. Şu anda hiçbir ülke, hiçbir camia Batı müdahaleciliği karşısında kendini güvende göremiyor. Bu durumun, bölgesel bir dayanışmaya kapı aralaması gerekirken, tam tersine bir durum ortaya çıkıyor. Batı, bu haliyle planlarını uygulama sahasına aktarırken, bölgesel unsurlar günü kurtarma adına ilkesiz hareketler sergileyebiliyorlar.

Batı’nın yeni müdahale biçimi lokal alanlarla sınırlı görünmüyor. Bugün için sıcak çatışmalar bölge geneline oranla lokal gibi görünse de, Batı, Ortadoğu’yu bir bütün olarak görüyor. Hal böyleyken dizayn planlaması da lokal olmaktan çıkıp tüm bölgeyi hedefliyor. Bölge ülkeleri şu an için lokal düzeyde seyreden sıcak çatışma alanları üzerinde ortak bir pozisyon, dayanışmacı bir ruh sergileyemezlerse dizayn rüzgarının er ya da geç kendilerini de etki altına alacağı gerçeğini ıskalıyorlar demektir. Ve maalesef sergilenen görüntü tam da bu duruma işaret ediyor.

Dizayna ayarlı müdahale gerçeği herhangi bir bölge ülkesinin “ulusal çıkarlarının” boyutlarını fersah fersah aşıyor. Bölgesel dizayn konusunda Batı başarılı olursa hiçbir ülkenin “ulusal çıkarları” nihayetinde söz konusu olamayacak ve bu yönde üretilen hiçbir politika işlevsel olamayacaktır.

Müdahalenin hedefi herhangi bir ülkenin ulusal çıkarları değil, bölgenin tümüdür. Müdahalecilik bölgesel olunca verilecek tepkinin de bölgesel dayanışma çerçevesinde olması kaçınılmazdır. Ancak müdahaleciliğin şiddeti artarken bölgesel bazda dayanışma yerine ayrışmaların giderek öne çıkıyor olması, bölgesel aktörlerin belki de düşünmek bile istemedikleri acı gerçeklerle karşılaşma olasılığını da artırıyor.

Halihazırda Ortadoğu’daki statükodan şikayetçi olmayan hiçbir bölgesel unsur bulunmuyor. Ama nasıl bir alternatife sahip oldukları konusunda neredeyse hiç kimsenin elinde genel kabul görecek bir plan bulunmuyor. Her ülkenin daha ziyade kendi önceliğini ilgilendiren dar kalıplı planları olabilir, ancak bu hengâmede kuşatıcı olmayan, bölgenin tüm farklı unsurlarına hitap etmeyen hiçbir planın kabul görme ve uygulanma şansı bulunmuyor. Dahası, dar kalıplı plan, söylem ve eylemler bölgesel unsurlar arasındaki güvensizliği daha da artırıp düşmanlığa kapı aralıyor. Bu durum, yakıcı müdahalecilik karşısında İslam dünyasının elini kolunu resmen bağlayıp düşmanın insafına terk ediyor. Hatta müdahaleciliği düşman için eğlenceli bir hale getiriyor.

Peki, Batı nasıl bir dizayn/değişim istiyor?

Batı’nın mutlaka bir ajandası söz konusudur. Yaptığı yüzyıllık plan geride kalırken, yeniden dizayn arzusuna yöneliyorsa, mutlaka elinde geleceği inşa edecek bir yüzyıllık plan da bulunuyordur.

Yüzyıl önceki planlama; kendi aralarında paylaşım ve cetvellerle çizdikleri sınırlar şeklinde günümüze kadar geldi. Bundan sonraki aşamada öngördükleri yeni şekillendirme çabalarını anlamak için son yıllarda yürüttükleri şeytani politikalara bakmak yeterli olacaktır.

Bunun için de Irak’a, Suriye’ye bakmak yeterli olacaktır. Kendinizi Irak’ta, Suriye’de herhangi bir yerel farklı grubun/etnisitenin/din-mezhep müntesibinin yerine koyun. Hiçbir grup müntesibi, farklı bir grupla yaşamak istemiyor. Beraber, bir arada yaşam zemini neredeyse tümüyle ortadan kaldırılmış bulunuyor. Müdahalecilikle dayatılan ayrıştırma ve çatıştırma politikaları, artık zihinsel bir kopuşu da dayatmış bulunuyor. Bu gidişatın kaçınılmaz sonucu ise söz konusu ülkelerin ikiye, üçe, beşe bölünmesi şeklinde bir zorunluluğa işaret ediyor.

Yaşananlardan sonra Irak’ın hala tek parça bir arada kalabileceğini düşünmek teorik olarak savunulmaya devam edilse de pratikte hayal gibi duruyor. Aynı durum Suriye için de geçerli. Şayet bu sürecin önü alınamasa, yarın kim bilir hangi ülkeler için de bu durum geçerli hale gelecektir.

İşte bu, müdahaleci güçlerin yeni dizayn projesinin pratik yansımalarındandır. Batı, geride kalan dönem içerisinde şunu anladı; bazı ülkeler gereğinden fazla büyük ve gerektiğinde küresel düzene çomak sokabilecek potansiyel üretebiliyorlar. İsrail’i gerektiğinde tehdit edip efendilere kafa tutabiliyorlar. Bu nedenledir ki, tehdit veya tehlike potansiyeli barındırmayacak şekilde bölge yeniden elden geçirmeli, küçücük parçacıklara bölünüp aralarındaki düşmanlık bağları derinleştirilmeli, istenmeyen yerlere kafa tutmak yerine birbirleriyle çekişmeyi tercih etmelidirler!

Halihazırda tüm planlama bu minval üzere yürütülmektedir. Bölge ülkelerinin içine düştüğü durum ve birbirlerine karşı besledikleri güvensizlikler ise had safhada ve bu durum sadece müdahalecilerin işlerini kolaylaştıran birer faktöre dönüşmektedir. 

Dolayısıyla şu anda Ortadoğu genelinde yaşanan tüm sıkıntıların altında yatan neden, yeni bölgesel şekillenmenin doğum sancıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Er ya da geç yerleşik statüko bozulacak ve yeni bir şekillenme baş gösterecektir. Yaşananlar, bunu kaçınılmaz kılmaktadır. Geriye dönüş artık mümkün olmaktan çıkmıştır.

Merak edilen şey ise, Batı, şu anda İslam dünyasının zaaflarını kullanarak yürüttüğü yeni dizayn çabalarını başarıya ulaştıracak mı; yoksa İslam dünyası yaşadığı zaafların farkına vararak değişimin kuyrukçuluğunu yapmak yerine değişimin faili haline gelmeyi başaracak mıdır?

Şunu unutmamak gerekir ki, değişim sürecini tamamlayan güç kim ise yeni şekillenme de onun arzusuna tabi olacaktır.

Ya bölgesel dinamikler aralarındaki çekişmeyi bir tarafa bırakıp yeni inşa sürecine imza atacak ya da Amerikan kuyrukçuluğuna bir yüzyıl daha devam edilecek.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Kasım 2016 (146. Sayı)
 
24-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.