Yeni Bir Diriliş Zamanı

Yusuf Akyüz
Ramâzân-ı Şerif, on bir aya şâmil hidâyet ve istikâmet tashihi ile nefsimizi tezkiye ve terbiye için nadîde bir fırsat zamanı… Günahlardan arınma, bağışlanma, her türlü kötü alışkanlıkdan, dünyalık tutku ve ihtiraslardan kurtulma, yeni bir ruh ve şuûrla dirilip kıyama durma fırsatı… Mübârek günlerin feyiz ve bereketinden istifadeyle, gaflet uykusundan uyanmak, dünya sarhoşluğundan ayılıp kendimize gelmek, halimizi, seyir ve gidişatımızı muhasebe ederek hayatımıza çeki düzen vermek için muazzam bir imkândır… On bir ayın mihenk taşıdır mübarek Ramazan; içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi var…
 “Ey imân edenler! Sizden öncekilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı; ta ki bu sâyede sakınıp takvâ`ya eresiniz.” (2/183)     
     
 “Ramazan orucunu tutan ve buna şevvâl ayında altı oruç daha ekleyen kimse bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm 204)
 
 “Kim faziletine inanarak ve ecrini de Allâhû Teâlâ`dan bekleyerek (şartlarına riayetle) Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günâhları mağfiret olunur.” (Buhârî, Savm, 6, İman, 28)
 
Ramâzân-ı Şerif, on bir aya şâmil hidâyet ve istikâmet tashihi ile nefsimizi tezkiye ve terbiye için nadîde bir fırsat zamanı… Günahlardan arınma, bağışlanma, her türlü kötü alışkanlıkdan, dünyalık tutku ve ihtiraslardan kurtulma, yeni bir ruh ve şuûrla dirilip kıyama durma fırsatı… Mübârek günlerin feyiz ve bereketinden istifadeyle, gaflet uykusundan uyanmak, dünya sarhoşluğundan ayılıp kendimize gelmek, halimizi, seyir ve gidişatımızı muhasebe ederek hayatımıza çeki düzen vermek için muazzam bir imkândır… On bir ayın mihenk taşıdır mübarek Ramazan; içinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi var… 
 
Hakk`a giden yolda bir aylık mukaddes bir yolculuk zamanı mübârek Ramâzân… Gecesi feyiz ve rahmet, gündüzü hayır ve bereket; her ân`ı lütuf, afv ve inâyet dolu, sonu mağfiretle biten bu mübârek günleri hakkıyla değerlendirip feyiz ve bereketinden ziyadesiyle istifade edebilmek için irade ve azmimiz, cehd ve gayretimiz, endişe ve derdimiz olmalıdır… “Izdırab aratır; derd insana yolunu buldurur!” demiş pîr-i mesnevî (ks). Derd olacak ki arayış olsun; arayış olacak ki buluş olsun… Bu mübârek ayı güzel şekilde değerlendirmek için derdimiz olsun…
 
“Cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapatıldığı ve şeytanların zincire vurulup bağlandığı…” (Buharî, Savm, 5) bu mübârek ayda afv-u mağfirete mazhar olup kurtulmak için müstesnâ bir fırsattır… Nefis barikatını aşıp ulvî mertebelere yükselmek için oruç gibi mukaddes bir vesîle ve mübârek bir merdiven vardır…
 
Hakk`a giden yolda nefis, şeytan ve dünyâ engeli vardır… Bu engelleri aşmak için de oruç ibâdeti vardır… Şartlarına riâyet ederek, uzuvları günahlardan ve malayâniyâttan muhafaza etmek suretiyle tutulan sahîh bir oruç yoldaki engelleri kaldırıp maksada ulaştıran en kuvvetli yardımcıdır. Günahlara karşı koruyucu bir zırh ve en sağlam kalkandır… Kim orucu hakkıyla tutarak dilini, gözünü, kulağını ve sair uzuvlarını günahlardan korursa, Hakk`ın inayetiyle oruç da onu korur… Arınmaya, bağışlanmaya ve kurtulmaya vesîle olur… Oruç maddî ve manevî hastalıklardan, her türlü sıkıntı ve ızdırabdan kurtuluşdur… İşte on bir ayın sultanı mübârek Ramazan geldi; bir aylık eşsiz bir kurtuluş fırsatı daha verildi… Bir aylık cennet yürüyüşü… Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi`ne kavuşmak ve mağfiret olunmak imkânı var bu ayda… Anlamak, şuûruyla yaşayıp kazanmak duamız olsun… 
 
Sonsuz âhiret hayatına nisbetle bir gecelik rüyâ sayılan şu fâni dünyâda, Ramazan gibi muazzam bir kurtuluş fırsatını değerlendirememek acı bir kayıp olur… Gelecek Ramazana kim kavuşur meçhuldür… Mübarek günler çok çabuk geçer; göz açıp kapayıncaya kadar biter… Nasibi olan istifade eder… Nasibini göremeyen sonradan hasretini çeker… Mübârek günlerin her gecesini Kadir gibi değerlendirmek, bir saatini bile zâyi etmemek için azami çaba, cehd ve gayret lâzım… Cenâb-ı Hak Teâlâ, mübârek Ramazan`ı bizden râzı, bizi de ondan râzı eylesin… Nice hayırlara vesîle ve medar olması duâ ve niyazıyla bayramınız mübârek olsun…
 
“O hâlde Allâhû Teâlâ`ya kaçın”  فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ (Zâriyat, 50)
 
Allâhû Teâlâ`nın afv, rahmet, rızâ ve mağfiret vesilesi, zamanların definesi, Müslümanların necat gemisi olan mübârek Ramazan-ı şerif, dünyalık telaşlardan, fuzûli uğraşlardan, her türlü günahlardan, mekruhattan ve malâyaniyattan Allâhû Teâlâ`ya kaçış için müstesnâ bir fırsat ve kurtuluş zamanıdır… Nefsimize sinmiş ve giderek vazgeçilmez hâle gelmiş kötü alışkanlıklardan arınmak için bulunmaz bir fırsattır Ramazan… Ortalama ömür hesabına göre bir insan, en fazla 70-80 Ramazan görebiliyor ve gelecek Ramazan`ın kimlere nasib olacağı bilinmiyor… İbâdetlere kat kat sevabların verildiği ve tevbelerin en ziyâde kabul edilip günahların mağfiret edildiği bu mübârek günlerin gecesini ve gündüzünü en güzel şekilde ve gücümüz yettiğince azami nisbette değerlendirmek için önce sağlam bir niyet, irade ve azimet lazımdır… 
 
Arayanın bulması, bir maksada doğru yola çıkanın da hedefine varması umulur… Fiilî ve kavlî duâ ile çıkılan yolda inşâAllâhû Teâlâ maksad ve gâye müyesser olur…
 
Haddizâtında âhirete nisbetle bir gecelik rüyâ mesâbesinde olan şu fâni dünyanın her ân`ı, ebedi olan âhiret hesabına göre değerlendirilmesi ve âhirete tahvil edilmesi icab eden ve her ân, ân be ân elimizden çıkıp giden nâdîde bir sermayedir… Hakkıyla değerlendirip âhirete tahvil edemediğimiz her gün ve saat heder olup gider; ömür sermayesi de ân be ân elden çıkıp gider ve biz hiç farkında olmadan bir gün ansızın biter… Ekseren ölüm meleği hiç beklenmeyen bir zamanda gelir, “vakit geldi ey yolcu, verilen süre artık bitti!” diyerek can emânetini alıp gider, sâhibine teslim eder… Şu fâni hayat an be an yaşanır ve yaşadığımız her ân`ın son ân, aldığımız her nefesin de son nefesimiz olma ihtimâli vardır… Ne kadar severse sevsin bu dünyâ insâna kalmayacaktır… Tıbkı geldiği gibi, tek başına dünyadan ayrılacak, hesabına ve iktisâbına göre ebediyet âleminde amellerinin karşılığını bulacaktır… Hadis-i şerifde buyurulduğu üzere: “Ölüp de pişmanlık duymayan hiç kimse yoktur. İyilik yapan kimse, iyiliğini artırmadığı için; kötülük yapan kimse de kötülüğünden vazgeçip vaktinde tevbe etmediği için pişman olur.” (Tirmizî, Zühd, 59)
 
İşte bu mübârek Ramazan münasebetiyle i`tikâf sükûnetinde hâlimizi, seyir ve gidişatımızı tekrar gözden geçirip girdabına kapılıp gittiğimiz dünyalık telaşlardan geriye ne kalacağını muhasebe ederek, kârımızı ve zararımızı yeniden ve daha derinden düşünmek gerek… Farzedelim ki, bize sadece bayrama kadar bir mühlet verildi; akıbetimizin de bu mühleti nasıl değerlendirdiğimize göre şekilleneceği haber verildi… Bu mühleti o zaman nasıl değerlendireceksek, şimdi de öyle değerlendirmeye gayret edelim… Heyhat! Ölüme mahkûm olarak doğan insanoğlu, bir ân sonrası garanti olmadığı hâlde, yılların hayâliyle yatıp kalkar… Uzayıp giden tûl-i emellerin ardından nâdide ömür sermâyesini ekseren boşa harcar… Mübârek Ramazan, işte yeni bir diriliş ve silkinip kendine geliş zamânı; ölmeden önce uyanıp sürüklenişten ve tükenişten kurtuluş imkânı…
 
Rahmet ve mağfiretin sağanak yağmur gibi yağdığı ve kâinâtı kuşattığı bu mübarek zamanı zâyi etmemek için en baştan tedbirler alarak işi sıkı tutmalı; bu ayın feyiz ve bereketlerinden gücümüz yettiğince en azami nisbette istifade etmeye çalışmalıyız… İşte bu tedbirler cümlesinden olarak:
 
1-Hâli vakti müsâid olanlar için i`tikâf sünnetini edâ etmek sûretiyle, gözümüzü, kulağımızı ve dilimizi muhafaza etmek ve bütün uzuvlarımızla oruca iştirak etmek daha kolay hâle gelebilir… En azından, orucu sakatlayabilecek harici tesirlerden i`tikâf vesilesiyle uzaklaşılmış olur… Pek çok faydasıyla birlikte, i`tikâfın en az yararı işte budur…

2-Sahurdan bir müddet önce kalkıp teheccüd namazı kılmalı; imsaktan kuşluk vaktine kadar olan süreyi ibadet, tesbihât, salavat ve Kur`ân-ı Kerim tilavetiyle doldurmaya çalışmalı; uyku ihtiyacını kuşluktan sonra karşılamalıyız… 
 
3-Namazlarımızı huşuyla kılmak için tedbirler almalı, gafletten kurtulmaya ve namazın ruhuna ulaşmaya çalışmalıyız. Oruç kalkanıyla birlikde bu rahmet mevsiminde namazda huşuya ulaşmak şüphesiz ki daha kolaydır… Yeter ki böyle bir niyetimiz, hedef ve gâyemiz olsun… Her gayenin başı, niyet, irâde, sabır ve azimettir; hedef ve gaye yolunda azimle yürümek, kararlılıkla istikâmeti sürdürmektir… Bir maksada doğru yola çıkanın hedefine varması umulur. Arayış olacak ki yürüyüş olsun… Hakk`a giden yolda ilk adım namazdır; o hâlde ilk adımda namazımızı düzelterek işe başlamalı; namazı hakkıyla huşuyla kılmak gibi asli bir hedef ve gâyemiz olmalıdır… Hayatın mihengi olan namazımız düzelirse, inşaAllâh namazın bereketiyle herşeyimiz düzelir; evimize, ailemize ve çevremize huzur ve sürûr gelir…
 
4-Amellerin kat kat sevabla mükâfatlandırıldığı ve günahların mağfiret olunup bağışlandığı ve duâların en fazla müstecâb olduğu mübârek Ramazan-ı şerif en büyük rahmet ve nimettir… Gecesi ve gündüzüyle her ân`ı, kıymetli ve ehemmiyetli, eşsiz bir seâdettir… Mümkün olduğu kadar, bir saatini bile boş geçirmemek gerekir… Namaz, oruç ve zekâtla birlikde; fitre ve sadakalarla nâfile ibadetlerle; ilim ve tefekkürle; bol bol duâ ve niyâzlarla mübârek günleri dolu dolu yaşamaya çalışalım…
 
5-Nasib olursa, öncekiler gibi, bu Ramazan da gelir ve gider; sayılı günler çok çabuk biter… Bir hafta, iki hafta derken; bayramla birlikde Ramazan da vedâ edip gider… Ramazandan geriye yapılan ameller kalır; isteyen kârını ve kazancını artırmak için çalışır… Bu rahmet hazinesinden herkes nasibi kadar hissesini alır… Gönül veren, gönül alır… Bu mübârek aya gönül veren ve azamî nisbette değerlendirmek için cehd ve gayret edenlerin de Hakk`ın inayetiyle rahmet ve mağfirete mazhar olması ümid edilir. Çaba ve çalışma kuldan, muvaffakîyet Hakk`ın fazlındandır.
     
Yusuf Akyüz | İnzar Dergisi | Ağustos 2017 | 155. Sayı
 
09-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.