Türkiye: Darbe teşebbüsü ve Avrupa’nın sessizliği

İnzar / Çeviri Makaleler
Askeri darbe yapmak isteyen güçlerin işgal ederek iki dünya arasındaki fiziksel bağlantıyı kesmek istedikleri Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan Boğaziçi Köprüsü, geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Nice kentinde meydana gelen trajik olaydan dolayı baştanbaşa Fransız bayrağının renkleriyle donatılmıştı.
Askeri darbe yapmak isteyen güçlerin işgal ederek iki dünya arasındaki fiziksel bağlantıyı kesmek istedikleri Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan Boğaziçi Köprüsü, geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Nice kentinde meydana gelen trajik olaydan dolayı baştanbaşa Fransız bayrağının renkleriyle donatılmıştı. Ama Türkiye ile Avrupa arasındaki asıl ayrılık 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe teşebbüsüne sessiz kalan Avrupalı yetkililerin koridorlarında yaşandı.

Türk birlikleri Türkiye şehirlerine doğru hareket ettiler ve darbeye teşebbüs edenler ülkeye yeniden demokrasi getireceklerini ilan ettiler. Bu, aynı zamanda Avrupa’ya da dalkavukluk yapmak isteyen bir mesaj olma niteliği de taşıyordu ama aptalların sabrı yoktu, askeri araçlar sokaklardaki göstericilere vahşice saldırırken parlamento binasına da saldırdılar.

Tarih, böylesi belirleyici anlarda devletlerin ettiği güzel sözleri test eder, AB liderlerinin ve üye ülkelerin yüz yüze kaldıkları test oldukça zor bir testti: Türk demokrasisini alaşağı etmeyi amaçlayan her örtü temizlenmesi güç bir leke olacaktı, o halde mesele yıllardır Avrupa ailesine katılmaya aday olan bir ülke olunca nasıl bir karşılık verilecekti?

Tarih, Türkiye’de teşebbüs edilen darbenin yapılmaya çalışıldığı gece Avrupalıların tam bir sessizliğe gömüldükleri bir zamana tanıklık etti. Sokaklara çıkan, siyaset, medya ve kültür çevrelerindeki bazı Türkler bunun demokrasilerini ortadan kaldırmaya yönelik işbirliğiyle gelişen bir girişim olduğunu fark ederken bazıları da zor anlarında Avrupa’nın yanlarında olmayacağını ve tankların altında kaderlerine terk edileceklerini düşündüler.

Türkiye’deki askeri kalkışmadan bir gece önce Fransa cumhurbaşkanı François Hollande kendi halkına ve dünyaya hitap ederek Nice’de meydana gelen trajik saldırıların özgür dünyaya saldırı anlamı taşıdığını söyleyecekti. İroni şu ki söz konusu “özgür dünya” Türkiye’nin demokrasisine suikast yapıldığı saatlerde sözel olarak bile ayağa kalkmamıştı ve Türkiye halkı tanklarla karşı karşıya kaldıkları saatlerde onları yüreklendirecek tek bir sıcak mesaj vermemişti.

Sonraki gün darbe teşebbüsünün feci şekilde başarısız olduğu ortaya çıkınca birçok Avrupalı ülkeden beyanatlar gelmeye başladı. O açıklamalar bile yarım ağızla yapılıyordu. İfadeler sönüktü ve büyük oranda telaşla yapılmış açıklamalardı. Yapılan en iyi açıklamalardan biri olarak kabul edilen saygın biri olarak bildiğimiz Angela Merkel’in açıklaması bile soğuk ve ruhsuzdu ve yoğun duygularla ifade edilmesi gereken bu tarihi olayı ifade edecek sözcüklerden oluşmuyordu. 

Bazıları-Allah korusun-bu darbe teşebbüsü Varşova, Budapeşte ve Sofya’da olsaydı bu yapılanlar meşru görülecek miydi diye soruyorlar. O halde de “özgür dünya” liderleri Türkiye’de yaşanan geceye karşı takındıkları tutumu takınıp bunca süre sessiz kalırlar mıydı?

Darbe gecesi yaşanan Avrupa sessizliğini yorumlama çabası gösteren birçok varsayım ileri sürülebilir. Doğrusu komplo teorisi ileri sürme zamanı değil ama şu teori ilginç gözükmektedir; Avrupa’daki bazı karar vericiler Türkiye’deki darbe teşebbüsünün başarılı olacağı yanlış düşüncesine kapılmış oldukları için son dakikaya kadar sessiz kalmayı yeğlemiş olabilirler. Türklerin kendi demokrasilerini koruma ihtimalini sürekli göz ardı eden kimilerini görünce Avrupa’daki medyanın neden böyle bir istikamet tuttuğu anlaşılır hale geliyor. Darbe gecesi bir kısım Avrupa medyası teyit etmeden attıkları başlıklarla sanki gece kâbusu görüyormuşçasına yaptıkları haberlerle profesyonellik sınavında başarısız olduklarını gösterdiler.

Askeri darbenin gölgesinde yorum yapan kimilerinin Türk şehirlerine yönelen asker tanklarını görmeyerek Erdoğan’ın kendi halkına düşmanlık ettiği izlenimi vermeye cüret etmesi şaşırtıcıydı.

Tüm bunlar içerisinde kesin olan şu ki bu askeri darbe Türkiye’yi Avrupa’dan çok uzaklaştıracak ve Ankara’nın AB üyeliği ümidini yok edecekti-tıpkı Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan kimi Avrupalı partilerin istediği mutlu son gibi. Avrupa’da kendiliğinden gelişen bir Erdoğan liderliğini siyaseten ve medya aracılığıyla kritik etme dalgası söz konusudur.

İkilem, Avrupalı ülkelerin Türkiye cumhurbaşkanını eleştirmesi değil bu eleştirinin sağır edici bir sessizlikten sonra yapılmasıdır.

Bazı hakikatlerin tartışma dışı tutulması gerekmektedir, Türkiye’de demokrasinin askeri darbe ile sonlandırılması ülkeyi kaosun eşiğine getirecek ve muhtemelen “Daeş” gibi aşırı unsurları ülkeye çekecek olan cumhuriyetin geleceği ve uyumu açısından büyük bir risktir. Tabii ki bunun da Avrupa ülkeleri için bazı sonuçları olacaktır. Dahası Türkiye’deki darbenin başarılı olması bilhassa Arap Baharından ve son yıllarda Afrika ülkelerinde yaşanan askeri darbelerden sonra Güney Kafkaslarda ve Orta Asya’da daha başka darbeleri de cesaretlendirecektir. Kesin olan şudur ki Türkiye hacmindeki bir ülkede demokrasinin kaderinin manipüle edilmesi Türkiye dışındaki birçok bölgede de büyük stratejik değişiklikler anlamına gelmektedir: tüm bunlara kim dayanabilir?

Hâlihazırda tarihin not ettiği en önemli gelişmelerden biri Nil havzasında demokrasi alaşağı edilirken kör ve sağırı oynayan Avrupa’nın, bu darbeden üç yıl sonra büyük bir ülke olan Türkiye’de askeri darbe teşebbüsüne de kayıtsız kalmasıdır. Demokrasiyi ve özgürlükleri destekleme sloganlarını hasıraltı eden Avrupa başkentleri, elleri kendi halkının kanıyla kirlenmiş tiranları desteklemektedir; Sisi bunlardan yalnızca biridir.

Avrupa’daki endişeli partiler muhtemelen darbe gecesi ve sonrasının neden olduğu sonuçların ne tür kayıplarla neticeleneceğinin pek de farkında değiller; bu darbe teşebbüsü daha önce başarılı olan darbelerde olduğu gibi bu partilerden de çok şey götürdü. Avrupa kıtası Türkiye halkının on saat süren darbe teşebbüsü esnasında ve İslam dünyasında yaşanan bu girişimlere sessiz kalmanın neden olduğu sonuçların üstesinden gelmek için yıllarca yoğun bir çaba harcamak durumunda kalacaktır.

Meydana gelen olaylardan dolayı toplumlar büyük dersler çıkardılar, artık askeri darbelerle karşı karşıya kaldıklarında “özgür dünyanın” ve demokratik ulusların desteğini beklememeleri gerektiğini öğrendiler ama bu entrikanın yurtdışından kurgulanmadığını da söylemek yeterli olacaktır.  

Hossam Shaker   

Bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edilmiştir.

 


 
25-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.