Türkçe Ezan Dayatması Ve Kemalist Baskılar

Mehmet Selim Sabaz
Kemalist zorbalık Ezan`ı Türkçe`ye çevirmekle durmadı. Bunun yanı sıra Kutsal kitabımız Kur`an-ı Kerim`in öğrenilmesinin önüne de türlü türlü engeller çıkaran bu karanlık dönemde halkın mücadelesi de kararlılıkla devam etti. Tek parti döneminin sona erdiği 1950 seçimlerinin ardından ise bu yasakların kaldırılması için çalışmalar daha da arttı. Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen Adnan Menderes hükümeti tarafından TBMM`ye verilen...
Ezan; İslam`ın önemli sembollerinden biridir. Kelime-i Tevhid, Tevhid`in en belirgin vurgusu, Kelime-i Şehadet, İslam`ı kabul`ün ikrarı ise, Ezan da bir kişinin ve beldenin İslami olmasını gösteren kutlu ilandır.
Günde beş defa evrensel bir dil ile okunan mesaj yüklü bu çağrı, inananlara Rabbinin azametini kulluğa layık yegâne mabud olduğunu hatırlatır ve kulluğunu tazelemesinin gerekliliğini vurgular. Hz.Muhammed (sav) efendimizin talimat ve yönlendirmesi ile Hz. Bilal`in davuti sesiyle başlayan bu namaz ve kurtuluş çağrısı tüm İslam topraklarında olduğu gibi ülkemizde de yıllarca devam etti. Bütün dünya`da orijinal Arapça şekliyle ve evrensel bir üslüpla devam eden bu kutlu gelenek, maalesef ancak azılı İslam düşmanlarının işgal ve baskıları altında tutulan topraklarda görülebilecek bir uygulama ile 1932 yılında alınan bir kararla ezan orijinal ve evrensel formatından soyutlanıp, ruhsuz anlaşılmaz ve uyduruk bir şekle büründürüldü. Ezanın Türkçeye çevrilmesi, altı asra yakın bu topraklarda hükmeden ve (bazı hatalarına rağmen) İslam`a büyük hizmetler yapan büyük bir imparatorluğun bakiyesinin ve toplumda bıraktığı İslam`a ait tüm izlerini silme gayretlerinden sadece bir tanesiydi.

Osmanlı devletinin çöküşünden sonra enkazı üzerinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucuları, (kendilerine ruhsat veren efendilerinin talimat ve yönlendirmeleriyle) oluşturmaya çalıştıkları yeni kimliğin önünde engel olarak gördükleri İslam`a ve onun şiarlarına savaş açtı. İlk hedeflerden biri de minarelerden yükselen Ezan`ın aslından uzaklaştırılarak Türkçeye çevrilmesi oldu.

Toplumun İslamî hassasiyetlerinden dolayı önce hilafet ve saltanat ayrıldı. Saltanatın kaldırılmasından sonra Hilafet de lağvedildi. Ardından Anayasa`dan "Devletin dini İslam`dır" ibaresi çıkarıldı ve yerine "Laiklik" maddesi eklendi. Alfabe değiştirilerek toplumun geçmişi ile olan tüm bağları koparılmaya çalışıldı. İslam`ı halkın yaşantısından çıkarmaya çalışan bu kadrolar; medreseleri kapattı, ibadet dilini değiştirmeye çalıştı. Bu kapsamda 1932`de Ezan Türkçe okutulmaya başlandı ve bu zulüm 16 Haziran 1950 tarihine kadar tam 18 yıl boyunca sürdü.

1931 Aralık ayında Atatürk`ün Cumhurbaşkanlığı ve İsmet İnönü`nün Başbakanlığı`nda dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı`nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı. İlk Türkçe Ezan, 29 Ocak 1932 tarihinde Hafız Rıfat tarafından Fatih Camii`nde okundu. 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi`nde de Ayasofya Camii`nde Türkçe Kur`an, tekbir ve kamet okundu. 18 Temmuz 1932 tarihine gelindiğinde ise Kemalist rejimin denetimindeki Diyanet İşleri Riyaseti (Başkanlığı) tarafından Ezan`ın Türkçe okunmasına karar verildi. Takip eden günlerde, Türkiye`nin her yerindeki Evkaf (Vakıflar) Müdürlüklerine Türkçe Ezan metni gönderildi. 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere Ezan`ı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim (genelge) gönderildi.

Cumhuriyetin kurulmasının ardından halifeliğin kaldırılması ve medreselerin kapatılmasıyla başlayan İslami değerlere yönelik saldırılar, ibadetin Türkçeleştirme çalışmalarıyla devam etti. Bu çalışmalarla bizzat Atatürk ilgilenmiş ve işe İslam`ın şiarlarından olan Ezan`ı Türkçe okutmakla başlamıştır.

İbadetin Türkçeleştirme çalışmaları kapsamında ezanın Türkçe okunması, Atatürk`ün takibi ve yer yer bizzat katılarak doğrudan yaptırdığı çalışmaların ardından 1932 yılında uygulamaya konuldu.

"Allah" lafzına bile tahammül edilmedi

Farklı bir çok tercüme arasından seçilerek zamanın Vakıflar Müdürlüklerine gönderilen Türkçe Ezan metni şu şekilde düzenlenmişti:

“Tanrı uludur/Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı`dan başka yoktur tapacak/Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı`nın elçisidir Muhammed/Haydi namaza/Haydi felaha/Namaz uykudan hayırlıdır (yalnız sabah namazında)/Tanrı uludur/Tanrıdan başka yoktur tapacak.”


Kabul edilen metinde "Allah Büyüktür" ifadesi yerine "Tanrı Uludur" ifadesi kullanılarak "Allah" ismine olan düşmanlık da açık şekilde ortaya konulmuştu. Ayrıca Arapça Ezan`daki tüm kelimeler değiştirilirken değiştirilmeyen tek kelime olarak “Hayya A`lel Felah” cümlesindeki “Felah” kelimesi olmuştur. Çünkü bu kelime tercüme edilse namaz için “haydi kurtuluşa” anlamı çıkacaktı. Ama namaza olan düşmanlıktan dolayı “kurtuluş” yerine “haydi felaha” cümlesi tercih edilmişti.

Arapça Ezan okuyanlar cezalandırıldı

Ezan`ın Arapça okunmasını yasaklayan bir kanun henüz yoktu ancak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından konuyla ilgili olarak bir genelge yayımlanarak Türkçe okunması zorunlu hale getirildi. İlk zamanlarda Arapça Ezan`ı yasaklayan bir kanun olmadığı halde askerler cami önlerinde bekletilerek Ezan`ı asli şekli olan Arapça okuyanlar baskı altına alınarak taciz edilip vazgeçirilmeye, sindirilmeye çalışıldı. Tüm baskılara rağmen Ezan`ın Arapça okunmasının önüne geçemeyen Kemalist dikta rejimi, 4 Şubat 1933`de ezan ve kameti Türkçe okumayanların “kesin ve şiddetli bir şekilde cezalandırılacağı” yönünde bir karar alındığını açıkladı. Yine de istediğini elde edemeyenler, 1941`de TBMM`den “Arapça ezan ve kamet okuyanların üç aya kadar hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar para cezası verileceği…” şeklinde bir kanun çıkardı, ancak bununla da yetinilmeyerek bu cezaların kat kat fazlası uygulandı. Yapılan sıkı takibe rağmen fırsatını bulan âlimler, Ezan`ı Arapça okumaya devam etti.


Ezan`ın Türkçe okunmasına ilk büyük tepki 1 Şubat 1933`te Bursa`da yaşandı. Bursa Ulu Camii`nde Arapça Ezan okuyan Topal Halil Hoca`nın gözaltına alınmak istenmesine tepki gösteren halk, olaya müdahale etmiş ve valiliğe kadar yürümüş tepki ve memnuniyetsizliğini belirtmişti. Bu olayı duyan Atatürk`ün İzmir`deki gezisini iptal ederek Bursa`ya gelmesi ve olayla bizzat ilgilenmesi, Ezan`ın Türkçe okunmasına ne kadar önem verdiğini ortaya koyuyordu.

18 yıl süren bu karanlık dönemde her ne kadar merkezi yerlerde zor ve baskıyla Ezanlar Türkçe okutulduysa da merkezden uzak yerlerde Arapça okunmaya devam etti. Yine bu dönemde resmi imam ve müezzinlere yasaklanan Arapça ezanı halktan belirlenen kişiler okudu ve halk unutulmasın diye çocuklarına Arapça Ezan`ı ezberletmeyi sürdürdü. Ve bu dönemde buldukları her fırsatta Arapça Ezan okuyan “Ezan delileri” ortaya çıkarak bu kutsal mücadeleyi sürdürdü. Bunlar kimi zaman TBMM salonları kimi zaman resmi kişilerin bulunduğu stadyumlarda kimi zaman da sinemalarda ortaya çıkarak topluca Arapça Ezan okudu. Bunun gibi farklı yöntemlerle sürdürülen mücadeleyledir ki bu topraklarda Arapça Ezan hemen hemen hiç susmadı.

Kemalist zorbalık Ezan`ı Türkçe`ye çevirmekle durmadı. Bunun yanı sıra Kutsal kitabımız Kur`an-ı Kerim`in öğrenilmesinin önüne de türlü türlü engeller çıkaran bu karanlık dönemde halkın mücadelesi de kararlılıkla devam etti. Tek parti döneminin sona erdiği 1950 seçimlerinin ardından ise bu yasakların kaldırılması için çalışmalar daha da arttı. Büyük bir çoğunlukla iktidara gelen Adnan Menderes hükümeti tarafından TBMM`ye verilen kanun tekliflerinin kabul edilmesiyle gerekli değişiklikler yapılarak 16 Haziran 1950`de Ramazan arefesinde Ezan`ın Arapça okunması serbest bırakıldı. Böylece ezan yeniden asli şekli olan Arapça okunmaya başlanırken bu gelişme Türkiye genelinde sevinç gözyaşlarıyla karşılandı.

Bu kara ve utanç dolu, İslam ve Toplum ile kavgalı ithal projelerin uygulandığı tarih geride kaldı, bu arada Kemalist despot zihniyetin başka versiyonları ortaya çıkmış ve efendilerini memnun etmek için canhıraş bir mücadelenin içine girmişlerdi. Özellikle İslamî hassasiyetleri fazla olan Kürtleri güya özgürlüklerine kavuşturma amacıyla yola çıktıklarını ileri süren örgüt ve işbirliklikçileri de İslam düşmanlığında kemalist despotları neredeyse adım adım takip ettiler. Kendi çağdışı ideolojilerini halka empoze etmek için ucube bir dil yaygınlaştırmaya çalıştılar. Bazı yerlerde Kürtçe ezan okutmaya çalıştılar. (20 Mayıs 2011`de Şanlıurfa`nın Suruç ilçesinde organize ettiği “Demokratik Çözüm ve Barış Çadırı”nda Kürtçe ezan okuttu.) Hakimiyet sağladıkları yerlerde farklılığa ve özellikle islami düşünce ve uygulamalara tahammülsüz bir tavır takındılar. Kendileri gibi düşünmeyen oluşum ve yapılarla mücadele edip ortadan kaldırmaya çalıştılar. Ahlaki yozlaşmanın önünü açarak, toplumun ifsadında lokomotif görevi gördüler. Allah`ın lanetlediği sapık ilişkileri meşrulaştırma çabasına girdiler. İslam`ın şiarlarından olan ve Müslüman kadının iffetinin sembolü olan tesettüre savaş açtılar. Namus anlayışını sulandırma çabasını vererek, sömürgecilerin yapamadığı tahribatları yaptılar. Çeşitli hilelerle dağa çıkardıkları Müslüman genç kızları erkeklerle beraber yaşamaya zorladılar.

Kemalist rejimin 90 yıllık despotik ve çağdışı uygulamaları ve Marksist taşeron örgütün son 30 yıllık baskı ve uygulamaları bu halkı inandığı değerlerden koparamamış fakat ciddi tahribatlar yapmışlardır. Bu yaraların tedavisi için Kur`an menşeli ciddi reçetelerin uygulanması gerekir. Bunun için biz müslümanlara önemli işler düşmektedir. Rabbim görev ve sorumluluğunun bilincinde olanlardan eylesin.(Amin)

Son olarak yine M. Kemal Atatürk`ün yakın dostu Falih Rıfkı Atay`ın sözlerine yer vererek bu bahsi kapatıyoruz:

“Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan İnönü, Atatürk`e yalvarmış, önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur`an metni meseleleri çıkıp namazın Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu.”

M. Selim Sabaz | İnzar Dergisi | Ocak 2018 | 160. Sayı


 
14-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.