Teori ve Pratik Olarak İslami Eğitim ve Öğretim

Mehmet Sait Çimen
Eğitim ve öğretim çalışmaları tarih boyunca İslam toplumlarının en önemli faaliyetleri arasındadır. Eskiden bu faaliyeti ve bununla meşgul olan kurumları anlatmak için “Talim ve Terbiye” kelimeleri kullanılırdı. “Talim” kelimesinin “öğretim”, “Terbiye” kelimesinin ise “Eğitim” anlamına geldiğini biliyoruz.
Eğitim ve öğretim çalışmaları tarih boyunca İslam toplumlarının en önemli faaliyetleri arasındadır. Eskiden bu faaliyeti ve bununla meşgul olan kurumları anlatmak için “Talim ve Terbiye” kelimeleri kullanılırdı. “Talim” kelimesinin “öğretim”,  “Terbiye” kelimesinin ise “Eğitim” anlamına geldiğini biliyoruz.

Öğretme ve öğrenme eylemleri belli bir zaman ile sınırlı değildi. Bilakis bazen ömrün tümünü kapsayan bir öğrenme ve öğretme ameliyesi ile karşı karşıya kalırdık. Her alanda olması normal karşılanan “emeklilik” olgusu, eğitim ve öğretim için geçerli olmazdı. Emekliliğin bu alanda da kendini göstermesi modern çağın yaşam biçiminin insana dayattıkları ve insanların da bu işi normal işler arasına alması sonucunda yerleşti.

İslami Eğitimin kaynağı ne insanın hevası ne de batılı felsefelerin içinden çıkamadıkları kuruntularıdır.

İslam’a göre asıl eğitimci Yüce Allah’tır. O “Rabbü’l Âlemindir”. Yani âlemlerin tümünün, evrendeki canlı cansız her varlığın terbiye edicisi, eğiticisidir. Yüce Rabbimiz terbiye ederken kimi varlıklara sınırlar çizmiş ve onlar da bu sınırların içinde yine Rabbimizin gözetiminde görevlerini yerine getirmektedirler. Kimi varlıklar da Rabbimiz tarafından irade sahibi kılınmış; ama başıboş bırakılmamış, Allah’ın elçileri aracılığıyla fıtrata davet edilmişlerdir. Tabii bu elçiler de bizatihi Rabbimiz tarafından terbiye edilmiş ve insanların karşısına “En güzel örnek”ler olarak çıkarılmışlardır.

“Beni Rabbim terbiye etti. Güzel bir şekilde terbiye etti” diye buyurmuştur Efendimiz aleyhisalatu vesselam. Elbette ki Rabbimiz tarafından terbiye edilen kişi en güzel hasletlere sahip olacaktır. Onun yüce ahlak sahibi olduğu da yine Rabbimiz tarafından bildirilmektedir: “Muhakkak ki sen yüksek bir ahlâk üzeresin” (Kalem/4)

Yüce Allah’ın terbiye ve gözetimi altında yetişen insanların nasıl davranışlarda bulundukları, sıkıntı ve zorluklar karşısında nasıl bir dirence sahip oldukları hakkında önemli sayıda örnek mevcuttur. Mesela Hz. Meryem ve yaşadıkları… “Rabbi Meryem’i iyi bir şekilde kabul buyurdu ve Onu güzel bir nebat/çiçek gibi büyüttü. Zekeriya`yı da Ona bakmaya memur etti.” (Al-i İmran/37)

Üsluptaki nezaket ve inceliğe dikkat eder misiniz?

İşte eğitimi de bu usulde almıştı Hz. Meryem. Öğretim konusunda Zekeriya aleyhisselam vazifeli kılınmış ve Meryem’in zihni bulanıklık ve karmaşadan azade kılınmıştı. Gerek aldığı eğitim gerekse de öğrendikleri onun o ağır yük karşısında durabilmesini, her ortam ve şartta ilahi hidayet yoluna insanları çağırabilmesini sağlamıştı.

MEKKE’NİN İLK DÖNEMLERİNDE İSLAMİ EĞİTİM

Rabbi tarafından terbiye edilen Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam, vahiy bilgisiyle de muhatap olunca önünde yeni bir sürecin başladığını fark etti. Zorlu, zahmetli ve ancak istikrarlı olmakla başarı elde edilebilecek bir süreç…

Cahili bir toplumda yaşıyordu Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam ve önce kendisinden başlayarak toplumu İslami hayata hazırlama sorumluluğunu almıştı. Orada eğitimin alt katmanlarını düşünmesine imkân yoktu. Tevhid ve şirk konusunda insanlar bilgilendirilmeli ve toplum cahiliye kirlerinden arındırılmalıydı.

Öğretim ve bilgilendirmede önemli ve hayati değerde olan bir sıralama takip etti Efendimiz aleyhissalatu vesselam.

Önce evinden başladı işe. Eşi, azatlı kölesi ve amcası oğlunu bilginin kaynağıyla buluşturdu.

Safa Tepesinde akrabalarını cehaletin yıkıcılığı ve tahrip ediciliği konusunda uyardı ve onları vahyin diriltici, arındırıcı iklimine davet etti.

Tanıdık, uzak akraba ve arkadaşlara vahyin mesajı götürüldü. Bu aşamada şahıslar seçiliyor, özellikleri ve yakınlıkları göz önüne alınıyor, ona göre gidiliyordu.

Sayı artınca hem cahili bağnazlığın baskıları arttı hem de İslami eğitim ve öğretim faaliyetleri için mekânlara ihtiyaç duyuldu. Hicretlere biraz da bu gözle bakmak gerekir. Ama İslami eğitimin Mekke ayağı konuşulacaksa şüphesiz ki, en önemli olay Daru’l Erkam’ın ortaya çıkması ve gördüğü önemli işlevdir. Birçok fonksiyonunun yanı sıra ilk İslami öğretimin başladığı bu mekânda; gelen vahiyler okunuyor, yazılıyor, insana hayat bahşeden bilgiler öğreniliyor, öğretiliyordu. Yani bu önemli mekân hem teorik hem de pratik bilgilerin öğretildiği İslami anlamda ilk olarak bir okul ortamı vasfını kazanmıştır. Daru’l Erkam, çok önemli isimlerin eğitilmesinde ve tarihe geçecek faaliyetlerin alt yapısının oluşturulmasında önemli bir görev icra etmiştir. En önemli İslam davetçisi ve öğretmen olarak Medine`ye gönderilen Mus`ab b. Umeyr de bu okulun seçkin öğrencilerindendir.

Bunun haricinde Hz. Ebubekir gibi imkânı olan sahabenin evlerinin bir kısmını ya da bahçelerinde yaptıkları kulübeleri İslami eğitim ve öğretime hizmet amacıyla kullandıkları tarihi kaynaklarda geçmektedir.

MEDİNE’DE İSLAMİ EĞİTİM

Peygamber aleyhissalatu vesselam da hicret ettikten sonra Medine’de vahyin şekillendirdiği bir İslam toplumu oluşturma, adım adım toplumun tüm katmanlarını İslami eğitim ve öğretim halkasının içine alma çabası söz konusu oldu. Bunun için de mekân olarak mescitler uygun görüldü. Hicretin ilk günlerinde daha Kuba’da iken bir mescidin yapılması bu konuda nasıl bir hassasiyet içerisinde olunduğunu göstermesi açısından önemli bir olaydır.

Medine’de yapılan Peygamber Mescidi ise İslam tarihinin çok fonksiyonlu mescid projesinin en güzel örneğidir. Kadın ve erkeklerin hatta bazen de çocukların Rasulullah aleyhissalatu vesselamı dinlediği ondan çok şeyler öğrendiği oldukça önemli bir eğitim ve öğretim mekânıdır. Bunun yanı sıra sayıları artıp azalmakla beraber yetiştirdiği nitelikli şahıslardan dolayı en önemli İslami eğitim kurumu olan Ashab-ı Suffa da Peygamber Mescidinin bir bölümünde kalıyordu. Peygamber mescidinin ihtiyaçları karşılama konusunda yetersiz kalması sonucunda Medine’nin farklı yerlerinde birkaç adet daha mescit açıldığı ve eğitim ve öğretim faaliyetlerinin buralarda da devam ettiği rivayet edilmektedir.

Müslüman kadınların ve kızların eğitilmesinde Hz. Aişe faktöründen de söz etmemiz gerekmektedir. Özellikle Rasulullah’ın ahlakı ve yaşantısını aktarma konusunda Hz Aişe’nin ümmet için Allah’ın bir lütfu olduğu unutulmamalıdır.

EĞİTİME TEŞVİK VE ALANA UYGUN ADAM BELİRLEME

Rasulullah aleyhisslatu vesselam İslam toplumu içerisinde eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması için çaba harcadı. Bilginin yaygınlaştırılması o döneme kadar işitmeye dayalı (semai) iken ondan sonra yazıya dayalı (kitabi) bir hal aldı. Efendimiz okuyup yazabilmenin yaygınlaştırılması için birçok imkânın kullanılmasından yana idi. Bedir esirlerine on çocuğa okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılma hakkının tanınması dünya tarihinde eşine rastlanmamış bir olaydır.

Eğitim ve öğretim işinde seviye, ilgilerin göz önünde bulundurulması başarı elde edilmesi açısından oldukça önemlidir.  Sahabeden Zeyd b. Sabit’in Peygamber aleyhissalatu vesselamın teşvikiyle Farsça, Yunanca, Kıptîce ve Habeşçe öğrendiği söylenmektedir. Zeyd b. Sabit radıyallahu anhda o potansiyeli gören Efendimiz onu buna teşvik etmiş ve başarılı bir sonuç elde etmiştir.

Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam daha kendi zamanında bazı sahabelerin gördükleri eğitim aşamasında fazla mesafe kat ettiklerini fark edip onları görevlendirmiş, nasıl davranacaklarını onlara sormuş ve aldığı cevaplardan hoşnut olmuştur. Bazı sahabesinin Kur’an konusunda, bazısının Sünnet konusunda uzmanlaştığını fark etmiş, bu alanda önlerini açmış ve bazı insanları onlara yönlendirmiştir.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam, gençlerin beden sağlığına dikkat etmesini tavsiye etmiş, zararlı olmayan sporlarla bedenlerini zinde ve sağlıklı tutmalarını istemiştir. Bunun yanı sıra küçüklerden büyüklere kadar herkesin beden ve çevre temizliği konusunda eğitilmesinde hassasiyet göstermiş ve bu eğitimlerin verilmesinde yumuşak bir dilin, iyi bir örnekliğin faydasını ifade etmişlerdir.

Modern eğitim usulleri kariyer edindirme ve rant elde etme odaklı olduğu için hastalıklı bir toplumu ortaya çıkarmaktadır. Toplumun ıslah ve selameti için insan odaklı ve ahiretin öncelendiği İslami Eğitim modeline geçilmesi zorunludur. Aksi takdirde ifsadın boyutları büyüyecek, ıslah için çalışma yapma imkânı bile kalmayacaktır.

“İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.” (Kasas/83)

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132. Sayı)
 
16-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.