Tarihte Bu Ay - Mart 2017

İnzar - Tarihte Bu Ay
Tarihte bu ay... Mart ayında vuku bulan ve hafızalara kazınan olaylardan bazıları...
Selahaddini Eyyübi`nin Vefatı (4 Mart 1193)

İslam ümmetini Peygamber Sevdasında bir araya getirdi. 88 yıl Hıristiyanların işgalinde kalan, Filistin`i fetih edip, İslam ümmetine bağışlayan büyük kumandan Selahaddin-i Eyyübî 4 Mart 1193`te Şam`da vefat etti.

İstiklal Mahkemeleri Kuruluşuna TBMM`den Onay (4 Mart 1925)

Nice İslam âlimi ve halktan birçok mazlum kişinin idamına kalem kıran İstiklal Mahkemelerinin kuruluş gerekçesini bizzat M. Kemal okudu. Bu mahkemelerde idam cezasına çarptırılan birçok kişiye delil bulunamayınca, mahkeme heyeti “sanığın idamına delillerin bilahare araştırılmasına ve mahkemenin devamına” şeklinde kararlar verdi.

Takriri Sükûn Kanunu Kaldırıldı (4 Mart 1929)

Şeyh Sait kıyamından sonra, devlet sıkıyönetim ilan etti. Ama sıkıyönetim rejimin yapacağı baskı gerekçelerine az geldi. Dönemin Başbakanı olan, İsmet İnönü hükümetince takriri sükûn kanunu çıkarıldı. Bu kanunun akabinde istiklal mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelerde yüzlerce kişi infaz edildi. Bu zulüm kanunu sekiz yıl sonra kaldırıldı. Bu kanunun birinci maddesi şöyleydi. ”irtica ve isyana ve memleketin nizam-ı içtimaisini (toplumsal düzen) ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlale bâis (bozmaya yönelik) bilumum teşkilât ve tahrikat ve teşvikat ve teşebbüsat ve neşriyatı (örgütlenmeleri, kışkırtmaları, yüreklendirmeleri, girişimleri ve yayınları), Hükümet, Reisicumhurun tasdikiyle ve re`sen ve idareten men`e mezundur (kendi başına yasaklamaya yetkilidir). İş bu ef`al erbabını (bu eylemleri işleyenleri) Hükümet, İstiklâl Mahkemesi`ne tevdi edebilir.”

Koçgiri Katliamı (6 Mart 1921)

Halk bir bütün olarak dışarıdan gelen saldırılara karşı koydu. Yabancı, düşmanı vatanından def etmeyi başardı. Fakat faşist bir düşünce zemininde kurulan yeni rejim, antlaşmalarla Kürtlere verilen hakları yok saydı. Halkın inancına, yıllardan gelen kültürüne, savaş açtı. Sisteme karşı direniş hatları gelişti. Bunlardan biri olan Koçgiri direnişi, beş yüz kişinin ölümü ve iki bin kişinin sürgünü ile neticelendi.

Haferé (Açık yol) Köyü Katliamı (7 Mart 1987)

PKK kalabalık bir grupla Nusaybin`in Haferé köyüne baskın düzenledi. 6`sı çocuk 8 kişi katledildi.15 kişi yaralandı. Ertesi gün PKK medyası “15 kişilik milis grup öldürüldü”, diye manşet attı. Yıllar sonra bile devlet, akan kandan rant sağlamak için sanki her bir maktul, rejim fedaisiymiş gibi, programlar geliştirmeye başladı.

Köylerinden Alınan Köylüler Bir daha Geri Dönmedi (7 Mart 1993)

1993 yılında Diyarbakır`ın Kulp ilçesine bağlı Kepir köyüne bir grup asker geldi. Gelen askerler köyden 11 kişiyi alıp sözde karakola götürdüler, Ama Fırat`ın ötesindeki Ergenekon veya benzeri çetelerin eline esir düşen köylüler ne bir daha geri döndü ne de bir daha kendilerinden haber alınabildi, 11 köylünün kaçırılması ve kaybettirilmeleri hakkında soruşturma açıldı. Sonunda 7 Mart 2006`da mahkeme görevsizlik kararı verdi. Ve olay örtülmüş oldu.

Silopi Petrol Arama Kuyularında Kafatasları (9 Mart 2009)

Cumhuriyet döneminden beri olağanüstü haller yaşatılan bölge halkına karşı sinsi olay ve entrikalar, 1990-1998 yılları arasında daha da artarak devam etti. Birçok insan faili meçhule kurban giderken, binlerce insan kaçırıldı ve bir daha da geri dönmedi. 2009`dan sonra devletin derin güçlerine karşı soruşturma ve kovuşturmalar konuşulmaya başlandı. Zamanında bu karanlık güçlerle işbirliği yapan bazı kişiler konuşmaya başlayınca bölgenin birçok yeri kazılmaya başlandı. Kazılan birçok yerde öldürülen insanların kemikleri çıktı. Bu itirafların en dramatiklerinden bir tanesi öldürülen kurbanlardan bazılarının cesetlerinin petrol aramak için kazılan 1200 metre derinlikteki kuyulara atılmalarıydı. Bu mesele ile alakalı olarak Silopi BOTAŞ tesislerinde yapılan kazılarda bazı insanların kafatası kemiklerine rastlandı.

Halep`çe Katliamı (16 Mart 1988)

Avrupalı fitne çetelerinin ileri karakol onbaşılığına soyunan Irak`ın Baas rejimi, kardeşkanının akıtılacağı yeni bir savaşı komşusu İran`a dayattı. Bu savaşın öncesinde, Saddam, uzun yıllar Kürtleri asimile etmeye çalıştı. Bu asimile etme baskıları devam ederken, İran İslam Cumhuriyetine karşı savaş açtı. Baas rejimi, Kürtleri ön plana sürmeye çalıştı. Kürtler kardeşkanının döküleceği bu kirli savaşa girmek istemedi. Saddam`ın haksızlığını beyan ettiler. Kürtleri öldürmek için bahane arayan Saddam, dostu olduğu, Batı`lı ülkelerden kimyasal silah peyda etti. Saldırı noktası olarak, İran sınırına yakın ve İslami kimliği ile ön plana çıkan Halepçe seçildi. 16 Mart 1988`de Halepçe`nin semalarında görülen savaş uçaklarından kara bir toz bulutu döküldü. Ağır ağır yere indi. Halepçe`de canlı namına ne varsa bu çöken kara bulutlarından yudum yudum ölümü içti. Bütün dünyanın gözü önünde yedi bine yakın insan can verdi. Bugün Ortadoğu`ya hürriyet havarisi kesilen ABD ve yandaşları, bu katliamı meşru savunma hakkı gördükleri bahanesiyle gıkları bile çıkmadı. Çünkü katliamı yapan aveneleriydi. Çünkü bu ölüm iksirini onlar Saddam`a vermişlerdi.

Mehmet Şerif Gök`ün Şahadeti (19 Mart 1992)

Her bulduğu fırsatta, genelde kendileri gibi düşünmeyen bütün Kürtlere, özelde Müslüman Kürtlere, saldıran PKK, gök ailesinin infazına kalem kırmıştı. Xerabérıpın köyüne baskın düzenleyen PKK`li caniler, bir bidon benzinle Gök ailesinin damına çıktı. Gözü dönmüş cani, nöbet bekleyen şehit M.Şerif ile yüz yüze geldi. Evi yakmaya gelen kişi, damda ölürken, M.Şerif yaralandı. Ev dışarıdan saatlerce tarandı. M. Şerif kan kaybından şehid olarak Rabbine yükseldi.

Nevroz`da PKK`nin Baskısı, Devletin Gazabı (21 Mart 1992)

Zamanın başbakanı Süleyman Demirel, “dileyen serbest bir şekilde nevrozu kutlayabilir” dedi. Kürtler`de zaten bir nevroz kutlama geleneği vardı. Devlet bunu yasaklayarak, halkta bir özlem oluşturmuştu. PKK, halkı sokağa çıkmaya zorladı. Halk da “serbesttir” diye alanlara inince, devlet adeta pusuda bekliyormuş gibi, her taraftan halkın üzerine panzerlerle yürüdü. Bilanço Katliamla neticelendi. Yüzlerce genç, yaşlı, çocuk katledildi. Cizre-Nusaybin hattında 95 kişi öldü.

Metin Kazak`ın Şahadeti (22 Mart 1994)

Batman dindarlarıyla meşhurdur. Metin de onlardan biridir. Esnaf olan şehidin dükkânı adeta tebliğ mekânı olmuştu. Bir gün üç arkadaşıyla beraber dükkânda otururlarken, saldırıya uğradılar. Metin oracıkta şehit düşerken, yaralanan iki arkadaştan biri Turan (Halid) yıllar sonra zindanda şehadetle şereflendi. Diğer arkadaş kalıcı olarak kolunu rahat kullanamaz hale geldi.

Fahrettin Nasıroğlu`nun Şahadeti (22 Mart 1994)

1976 Batman doğumlu olan şehit, Batman`ın varlıklı bir ailesine mensuptu. İslam davası ile tanıştıktan sonra, zorlu ama huzurlu bir hayat başladı onun için. Öyle ki, yaşadığı hicret hayatında artık zeytin ekmekle geçinmeye başladı. Bir ateş çemberinden geçen bölge Müslümanlarına her taraftan ansız ve zamansız saldırılar oluyordu. 22 Mart 1994`te, henüz 22`sinde olan bu dava erine kurşunlar yağdı. Şehadetle şereflenerek Rabbine yükseldi.

Üstad Bediüzzaman`ın Vefatı (23 Mart 1960)

Şeyh Said kıyamı ile beraber Kürtlerin arasında nerde bir âlim veya önderlik yapabilecek biri varsa sürgün edildi. Bunlardan biri olan Üstad Bediüzzaman ömrünün geriye kalan tümünü ya zindanlarda ya da sürgünlerde geçirdi. Vefatı yaklaşınca yıllardır göremediği memleketine gitmek istedi. Dönemin dikta rejimi, Üstat`ı Urfa`da durdurdu. Üstad, sürgün ayrıldığı memleketine bir daha da geri dönemeden ebediyete irtihal etti.


Kazım Kaya`nın Şahadeti (23 Mart 1993)

Yaralı bir mücahidi hastaneye kaldırdıktan sonra, bölgedeki Müslümanların mazlumiyetine daha da yakından vakıf olunca, hayatı, ahirete olan aşkı değişti. Akrabaları arasında hatırı sayılan biriydi. Ramazan ayında oruçlu olduğu hal ile kurşunlara hedef olan Kazım, Diyarbakır`ın şehitler kervanına katıldı.

Mit`in Ses Kayıtları Yayınlandı (27 Mart 2014)

Dönemin Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu toplantı yaptılar. Toplantıda, Suriye de çıkarılacak bir savaşın senaryolarının konuşulduğu iddia edildi. Bu toplantıya ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının yayınlanması gündeme bomba gibi düştü.

TC, israil Devletini Resmen Tanıdı (28 Mart 1949)

Batılı güçlerin elbirliği ve silah zoruyla dışarıdan taşıma Yahudilerden müteşekkil terör devleti kurulunca, bölgeye kabuk tutması çok zor ihtimal olan kanayan bir yara da açılmış oldu. Kuruluşundan hemen bir yıl sonra NATO üyelerince kabul edildi. Türkiye de aynı yıl israili tanıyan en çok Müslüman nüfusa sahip ilk devlet oldu.

Mehmet Şakir Direkçi / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 


 
28-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.