Tarihte Bu Ay - Ağustos 2016

İnzar - Tarihte Bu Ay
Tarihte bu ay... Ağustos ayında vuku bulan ve hafızalara kazınan olaylardan bazıları...
Üstad Bediüzzaman, Denizli’ye sürgün edildi (01 Ağustos 1944)

Şeyh Sait kıyamından sonra tekrar bir İslami direniş başlar korkusuyla âlim ve toplumda etkin olan İslami şahsiyetler, ya şehit edildi ya da sürgün ve zindanla durdurulmaya çalışıldı. Bunların en belirgin simalarından olan Üstad Bediüzzaman, bu kıyamdan sonra bir daha geri dönülmesine izin verilmemek üzere kendi memleketinden uzak yerlere sürgün edildi. İlk sürgün yerlerinden biri olan Denizli’de bir müddet kaldıktan sonra kendilerince daha tenha ve az insanla muhatap olabileceği Emirdağ’a sürgün edildi.

Seyyid Kutub’un şehadeti (29 Ağustos 1966)

Dindar bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında Mısır’da dünyaya geldi. Kahire Üniversitesi Darul Ulum fakültesinden mezun oldu. Aynı fakültede öğretim görevlisi olarak çalıştı.1946 yılından sonra Müslüman toplumun ıslahının tek yolunun İslam da olduğunu ve bunun Kur’ani bir emir olduğunu yazdığı bir makaleyi kaleme aldı. Bu, Seyyid Kutub’ta, yavaş yavaş inkılabî bir İslam ruhunun dal budak salmasının da ilk işareti oldu. 1949 da eğitim için ABD’ye gitti. Orada batının sömürgeci ve riyakâr yüzünü ve istihbarat şebekelerinin İslami şahsiyetler, özelikle İslami direnişin önderlerinden Hasan el-Benna hakkındaki, kin ve nefretlerine şahit oldu.

ABD’den dönünce Müslüman kardeşler teşkilatına katıldı. Ama o döndüğünde Hasan El-Benna şehadet şerbetini içmişti.

1954 yılında Cemal Abdunnasır’a bir suikast girişimi olduğu söylendi. Ki bu aslında bir düzmeceydi. Bu suikasttan, Müslüman kardeşler teşkilatı sorumlu tutulunca, birçok üyesi ile beraber Seyyid Kuttub da yakalandı. Fi-zilalil Kur’an tefsirini bu dönemde kaleme aldığı, on beş yıllık zindan hayatı başladı.1965’te Irak devlet başkanın araya girmesiyle serbest bırakıldı. 1965’te tekrar birçok Müslüman Kardeşler üyesiyle beraber yakalandı. 22 ağustos 1966’da diktatör, maşa rejimin emir eri mahkeme, Seyyid hakkında idam cezası verdi. 29 Ağustos 1966 da İdam edilerek şehit edildi.

Kürt peşmergeler Paris’e gönderildi (01 Ağustos1989)

Batılı devletlerin ileri karakol şefliği konumunda olan Saddam Hüseyin, İslam devriminin yeni gerçekleştiği İran’a karşı savaş başlattı. Saddam Hüseyin, bu savaşa katılmayan Kürtlere karşı batılı devletlerin verdiği kimyasal silahları kullanarak zamanın en büyük katliamlarını dünyanın gözleri önünde gerçekleştirdi. Bugün son kullanma tarihi geçen şeflerine karşı mücadele ediyor görünen bu batılı şer odakları, o zaman Saddam’ın bu durumunu meşru savunma hakkı olarak gördüler. Bu zulme dayanamayan Irak’taki Kürt Peşmergeler, Türkiye’ye sığındılar. Geçici olarak Mardin’in Kızıltepe ilçesine yerleştirildiler. Daha sonra bu Peşmergelerin bir kısmı Paris’e gönderildi.

Molla Ali El-Bahadır’ın şehadeti (23 Ağustos 1992)

Etrafa korku ve kaos yaymaya çalışan mürtet örgütün çeteleri, savunmasız insanları öldürmekten satanistler gibi haz alıyordu. Mürtet örgüt çeteleri Bingöl Diyarbakır karayolunu, karakola bir kilometre mesafede kestiler. Durdurdukları araçta İmam Ali El-bahadır da vardı. Mürtetler onu sakallı görünce, “Bu da Hizbullahidir” düşüncesi ile araçtan indirdiler. Hizbullah üyesi olup olmadığını sordular. Mola Ali, “ hayır” demesine rağmen tatmin olmayan mürtetler, Mola Ali’den Hizbullah’a küfretmesini isterler. Mola Ali, bunu kabul etmez ve onların bu tavırlarını kınayarak yüzlerine vurur. Elleri bağlanan Mola Ali El-Bahadır, işkence edilerek ve üzerine erimiş naylon damılıtılarak şehit edildi.

Aziz Börü’nün şehadeti (07 Ağustos 1993)

Kürdistan’ın çorak topraklarında ayetler, ete kemiğe bürünüyordu. Tıpkı Mekke gibi, Medine gibi… Henüz on sekizinde taptaze fidanlar hicreti yaşıyor, bir mezara sahip olmadan kaybettiriliyor, İsmailî bir duruşla Rabbe adanıyordu. Evlenmeyi, nişan yüzüğünü şehadete saklayan gençler, kanlı ve kirli bir savaşın enkazını taşıyan coğrafyada tekbirlerle Allah’ı haykırıyordu.

Aziz Börü, bu gençlerden biriydi. Ailesinin en büyük çocuğuydu. Buna binaen ailesi onu evlendirmek için çok çaba sarf etti. Ama Aziz, şehadetin kokusunu alıyordu.

Arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır Ulu Camii civarında bir çay evinde otururken el bombalarıyla saldırıya uğradı. Vücudundan ağır yaralar aldı. Nihayetinde 7 ağustos 1993 yılında henüz on dokuz yaşında iken Kürdistan’daki Müslümanların mazlumiyetine, gözü dönmüş şer şebekelerinin zulmüne şahitlik ederek şehitlik mertebesiyle Rabbine yükseldi.

Gölcükte deprem (17 Ağustos 1999)

Sabaha doğru Türkiye’nin yakın tarihinin en büyük depremi meydana geldi. Marmara bölgesinde gerçekleşen depremin merkez üssü Kocaeli/Gölcük idi. 7,4 şiddetinde gerçekleşen bu yer sarsıntısı, Ankara ve İzmir’de de hissedildi. Resmi olmayan rakamlara göre elli bine yakın insan can verirken 505 i sürekli sakat olmak üzere yüz bin insan yaralandı. Altı yüz bin insan evsiz kaldı. Özetlemek gerekirse ilahi afetin karşısında bütün insanlar güç ve imkânlarına rağmen el pençe durarak teslim olmuştu. İnsanın ne kadar da aciz bir kul olduğu ilahi bir ayet gibi gözler önündeydi.

ABD’lilere bombalı saldırı (6 Ağustos 2003)

ABD’nin Müslüman coğrafyalarda katliamlar gerçekleştirmesine karşılık, bu coğrafyaların meskûn Müslümanları çektikleri acıların intikamı için fırsat buldukça ABD’lilere hücum ettiler. Muhtemelen bu gerekçe ile bağlantılı olarak Endonezya’nın Jakarta şehrinin merkezinde olan Marriot Otel’ine bir intihar saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda kırk beş ABD’li ölürken 150 kişi yaralandı.

Beşir Atalay Kürt Sorunu ile alakalı gazetecilerle oturdu (2 Ağustos 2009)

PKK sorununu, Kürt sorunu olarak gören hükümet, polis akademisinde gazeteci ve yazarlarla bir oturum gerçekleştirdi.  Bu oturuma gelenlerin çoğu Kürt sorunu ile alakası olmayan artist, sinema sanatçısı ve bir kere dahi olsa bölgeyi görmemiş kişilerdi.
5 Ağustos 2009 da başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ahmet Türk ile bir araya geldi, devlet artık Kürt sorununu açıktan ifade etmeye başladı. Erdoğan, 11 Ağustos 2009 Bitlis Norşin nahiyesinin ismini asimile edilmeyen asıl ismi ile telaffuz edince, birçok kişi bunu devletin yaptığı yanlışlardan dönmesi olarak algıladı. 13 Ağustos 2010’da, PKK 20 Eylül’e kadar eylemsizlik kararı aldığını duyurunca, gerekli ama yanlış bir zeminde sürdürülen süreç, bütün kesimlere aşırı bir umut verdi.

Süreç sadece Kandil, İmralı ve Hükümet arasında belirli kandırmacalar ile devam etse de, ölümlerin durması halkı sevindirdi. Karşılıklı güzellemeler ile beraber PKK bölgedeki hazırlıklarını tamamlayınca, ufaktan saldırılara başladı.

Mısır askeri cuntasına karşı çıkan halkın üzerine ateş açıldı (14 Ağustos 2013)

Halkın seçimiyle Mısır iktidarına gelen Adalet ve Hürriyet partisi hükümetine karşı darbe yapıldı. Darbe yerli işbirlikçilerin eliyle, dışarıdaki şer odakların desteği ile yapılıyordu. İnsanların üzerine gerçek mermilerle ateş açıldı. Mısırda, Nahda ve Adeviye meydanlarında, halka gerçek mermilerle ateş edildi, halkın kaldığı çadırlar ateşe verildi. Binlerce kişi canlı canlı yakılarak feci şekilde katledildi.

El Fetih camiine kanlı müdahale (16 Ağustos 2013)

Mısırda Ramses meydanında askeri cuntaya karşı gösteri yapan halka gerçek mermilerle ateş açılınca halk el Fetih camiine sığınıp, cami hoparlörlerinden yardım talep ettiler. Ancak dünya bu sese kulak tıkadı. Kana doymaz cuntacı çeteler camiye müdahale etti. Birçok kişi şehit edildi. Geriye kalanların çoğu işkencelerden geçirilmek üzere tutuklandı. Camide yaklaşık bin kişi bulunuyordu.

PKK`nın Ceylanpınar saldırısı ve çözüm sürecinin sonu (22 Temmuz 2015)

PKK yaptığı her eylemden sonra bölgedeki etkinliğini biraz daha artırıyordu. 20 Ağustos 2014’te MİT Müsteşarı İmralı`ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, görüşmelerin artık genişlemesi ve Avrupa ile Kandil’e uzanmasını arzu ettiklerini söyledi.  Sürecin takibi kendisine tevdi edilen Beşir Atalay, PKK den başka kimseyi dinlemez hale geldi.

PKK Kürt halkının temsilcisi koltuğuna oturtulmuş, sürekli hükümeti peşinden sürüklüyordu. PKK yavaş yavaş muhalif gördüğü kesimlere saldırdı. Sadece altı sekiz Ekim olaylarında, altmışa yakın kişi hayatını kaybetti. 22 Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da infaz ettiği iki polis bardağı taşıran son damla oldu. Bu tarihten sonra çözüm süreci buzdolabına kaldırıldı.

Mehmet Şakir Direkçi / İnzar Dergisi – Ağustos 2016 (143. Sayı)
 
28-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.